Ana içeriğe atla

Bağımsızlık Başka Bir Şeydir

Amerika’da çıkan Neo-Con gazetelerinden birinde, MİT Müsteşarı Hakan Fidan hakkında çıkan yorum-yazı ve bu yorumlar üzerine Türkiye’de ileri sürülen görüşler hakkında kendi düşüncelerimizi ‘Uluslararası istihbaratı okuma veya okuyamama’ (http://haberiniz.com.tr/yazilar/koseyazisi79259-Uluslararasi_Istihbarati_Okuma_veya_Okuyamama_I.html)başlıklı üç yazı halinde yayınlamıştık. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Amerika ziyareti sonunda yapılan konuşmalar ve değerlendirmeler üzerine yazıya devam etmenin gerektiği kanaatine vardık…

PKK belasına bulaştırılalı beri ülkemiz başımız salim değil. Türkiye’nin yapacağı her işte, vereceği her kararda dışarılardan belirli güçlerce devletin iradesine tesir edecek hareketlenmeler başlıyor. Tıpkı, karşı atağa geçen düşman kuvvetleri gibi.

Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari’ye söyletmişlerdi: “PKK, Türk Devleti’nin bazı isteklerini yerine getirmiştir. Çatışmalar durmuş ve bir kısım silahlı birliklerini sınır dışına çıkarmıştır. Şimdi top Türkiye’nin sahasındadır.”

Bunun üzerine 16 Kasım’da, (tesadüfe! bak ki, Atatürk’ün Diyarbakır’ı ziyaret tarihi)  Diyarbakır şehrinde yapılanları biliyoruz. Hiçbir şey tesadüf değil, sanki birileri tarafından verilen talimat, devlet idarecileri tarafından anında yapılıyor. Kaldı ki, Davutoğlu’nun Amerika ziyareti de bu Diyarbakır gösterisinin sonuna ertelenmişti. Besbelli verilen ödev yapıldı mı, nasıl yapıldı gibi doğrulamalarına bakılacaktı. Tolga Tanış (Hürriyet), Davutoğlu’nun yapacağı ziyaretle ilgili olarak, ABD Dışişlerinden Türkiye’den sorumlu Bakan Yardımcısı Nuland’a sorar ve şu cevabı alır: “Daha fazla açıklık, daha fazla basın özgürlüğü, daha fazla hesap verme sorumluluğu taşıyan bir hükümet talep eden Türklerin tarafında duruyoruz.”

Böyle diyor Bakan Yardımcısı, lakin Irak’ın Kuzeyinde kurulmakta olan, Suriye’nin Kuzeyi (Türkiye’nin güneyi)’nde özerkliğini ilan etmek üzere olan Kürt devletçiklerinin, Türkiye’de kurulması da planlanmış Kürt devletçiği ile birleşerek büyük bir federasyon haline gelmesinin adımları ve Türkiye’nin Çin’e ihale etmeyi düşündüğü Savunma Füze Sistemlerinin, ABD (dolayısıyla NATO) tarafından itiraz edilmesi hakkında ABD’li uzman görüşleri farklı olarak, “şirketlerin tekliflerini yenileceğini” de ilave ediveriyorlar! Üstelik Türkiye’nin şartlarından olan “teknoloji transferi ve ortak üretim” konuları üzerinde hiç durulmayarak! Yani istedikleri gibi, onların bildikleri gibi...

PKK’nın Kandil’deki ağzı tarafından, “Verilen sözlerin yerine getirmediği ve PKK’nın yeniden savaşa başlayabileceği” dillendirildikten sonra, Irak seyahatinden dönerken Davutoğlu, “Füze ihalesinin yeniden yapılabileceğini” söylemesi de herhalde tesadüf olarak anlaşılamaz. Sanki ABD, PKK’yı konuşturarak kendi isteklerini yaptırır gibi bir hal var. Bunlar enteresan gelişmeler ve yorumlar.

Kendini beğendirme çabaları da oluyor politikacıların zorlama da olsa. Gezi olayları ile ilgili olarak,“Türkiye’deki gösterilerin Avrupa’daki gösterilerle benzer olmasından onur duyuyoruz” demiş. Güler misin, ağlar mısın? Tolga Tanış’ın verdiği istihbarat bilgisi üzerine böyle söylemiştir. Söylemiştir ama doğru mudur? Sanki dünya bilmiyor, bizler de sersem. Devlet idaresi ne zaman yalan söyler? Bir daha o görevlere gelemeyeceklerini anladığı zamanlar. Artık, tutunabileceği yılan bile kalmamıştır. Son kozlar oynanır.

Dışişleri Bakanı Kerrry ikili görüme sonunda; “Bu toplantıdan çok memnunum, Türk-Amerikan ilişkileri birçok farklı seviyede hayatidir. Suriye, İran, NATO ya da ekonomik refahımız konusunda ABD ve Türkiye aynı stratejik amaçları paylaşmaktadır” dedi. Davutoğlu ise “ABD ile aramızdaki model ortaklık ilelebet devam edecek”… bu konuşmaları nasıl değerlendirirsiniz bilmem, ben şöyle düşünüyorum. Savunma Füzeleri ihalesi yeniden gözden geçirilecek ve ABD şirketlerine verilecek.

Kaldı ki, seyahatinin başka bölümünde konuşma yaptığı düşünce kuruluşunda Davutoğlu, Şivan Perver’den bahsediyor, Diyarbakır kalkışmasının faziletlerini anlatıyor… yani, tıpkı aldıkları talimatın yerine getirildiğini üstüne basa basa anlatması gibi.

Bağımsızlık böyle değildir.

Tamam, yalnız bir ülke değiliz. Diğer devletlerle ticari, siyasi, kültürel ilişkilerimiz olacaktır. Ama asla, göbekten bağlanarak değil.

Bağımsız davranabilmenin ilk şartı, ‘Koltuk Kaybetme Korkusundan’ kurtulmaktır.

Ananızdan, koltukla mı doğdunuz?

Yorumlar

  1. Tuncay Altunezen:
    Her şeyi ile AB/D'ye bağlanmış hükümetin, ABD maşası PKK ile sarmaş dolaş olması , sayelerinde parçalanmaya gitmemiz bizi kahretse de, millet sanki uyuşturucu yutmuş gibi sessizce bu yaşadıklarımızı seyrediyor.
    Ne acıdır ki, bu şerefsiszliği destekleyenler, karşı koyanlardan fazla.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…