Ana içeriğe atla

Rastgele Cümleler

Nezahetten, nezaketten yoksun, kaba bir dil. Sen ne olursan ol, ağzından çıkan kelimelerle varsın, öyle anılırsın. Kelimelerin kokusu da durmaksızın yayılır, tüm mahalleyi kaplar. Ben böyle dememiştim, yanlış anladınız filan gibi açıklamalar da bu gayrı ahlaki durumu kurtaramaz.

Deliğinden yılanı çıkaran dil, kendin bilmezleri de deliğine tıkar. Dikkat edilmesi gereken çok basit bir kuraldır. Sadece, laf ağzından çıkmadan iki kere düşüneceksin.

Hızlı konuşmak güzel konuşmak demek değildir. Çok laf etmek de güzel konuşmak değildir. Sözün azı, lafın kısası makbuldür. Lakin, ağızdan çıkan söz, içinde bulunduğun toplumun duymak istediği, onların derdine çare olan söz olsun.

“Şu an Suriye yönetimi ile doğrusu ben görüşmeyi kesmiş bulunuyorum”. Kaba dediğimiz bu söz işte. Daha politik, daha dış politikayı düzenleyici şekilde de söylenebilir, kimseyi de incitmez.

Kaos zamanlarında durgun su gibi olmak ve fakat pislikleri, kirleri tutmamak. Asıl başarılması gereken bu olmalıdır.

Yaşayıp gidiyoruz dünyada işte.

Yaz ayları gelende ter basar, kızıl güneş altında yanar da yanarız. Kış ayları gelip, sobalar kurulanda odun kömür bulunmaz donar da donarız. Geçim şartlarını karşılayamaz, kazanılan üç beş kuruşla cambazlık yaparak al takke ver külah hesabı, işler tıkırında gitmeyince de ah ile vah ile ne yaptığını bilmez halde kıvranıp giderdik. Neylersin ahvali dünya işte.

Denizlerden karaya doğru gelen dev dalgaların önüne konan büyük kayalara mendirek denmektedir. Toplum içinde de gelmesi muhtemel kriz, fesat, fitne gibi tehlikeleri emen ve topluma zarar vermesini önleyen setler vardır. Yüksek binaların en tepesine konan paratoner gibi. Yıldırımı üzerine çeker, dolayısıyla binayı ve çevresindekileri korur. Aynen böyle.

Özellikle gençleri kinden, intikamdan, hırstan, fesattan, kıskançlıktan… arındıracak, onları bu dünyada “İnsan” sıfatında yetiştirecek, bilgilendirecek, manevi ilimle mücehhez fertler yapacak, ilmi seviyesi asrı idrak etmeye müsait şahsiyetler tarafından eğitilmesi ülke için elzemdir.

Hiç bir söz yok ki, hedefini bulmasın.

Kapalı, kilitli sandıklarda demlenen yazılar, fırsat bulup gün yüzüne çıkmalı ki, harcanan emek, verilen çaba sonunda ortaya çıkan değer sahibini bulsun.

Son cümleyi William Glads söylesin.

“insan ihtiyar olmaya karar verdiği gün ihtiyardır. Güzelliği görme yeteneğini kaybetmeyen asla yaşlanmaz. Yaşlanmak bir dağa tırmanmak gibidir. Çıktıkça yorgunluğunuz artar. Nefesiniz daralır, ama görüş alanınız genişler. Beynimiz yeni tecrübeler keşfettiği sürece insan genç sayılır.”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…