Ana içeriğe atla

Derinliğin Azalması!


Tabi, derinliğin azalması için yukarıdan doldurulması icap eder. Kuyuya düşen merkebin hikâyesi meşhurdur. Sahibi uğraşmalarına rağmen bir türlü çıkaramaz ve eşeği kaderine bırakmak üzere kuyuyu doldurmaya karar verir. Atılan her kürek toprak-kum eşeğin ayakları altına yığılır ve sonunda eşek kurtulur. Bu bir madde önermedir. Atılan her kürek toprak kuyu derinliğinin azalması anlamına gelir. Peki, manevi alanda kuyuya atılan her fikir, her irade! Sahibine ne yapar? Asıl cevaplanması gereken, nasıl olur da, insanlar başkalarının kurdukları oyunda figüran olmaya razıdırlar? Yine, nasıl olur da politikacılar başkalarının oyunlarında rol almaya koştururlar? Ve hatta daha mühimi, nasıl olur da bir akademisyen, aydın, zamanını okumayla araştırmayla dolduran bir kişi okuyup içselleştirerek sahiplendiği bilgilere nazaran, nasıl olur da, başkalarının dayattığı oyunda oyunculuğa razı olurlar. Başkalarının oyunu: kurgusu yad ellerde sağlanmış, amaçlarının içinde oyunda rol kapmak isteyenlerin hiçbir faydası olmayan ve sonuçları belki de gelecekte büyük zararlara yol açacak şeytani - sinsi - bir oyun.

Oyuna bir kere dâhil olan, artık daima oradan bekler durur bilginin gelmesini. Oturup, çalışmak zor gelir. Sıkıntılarla dolu emek sarfiyatı yerine, hazır lokmaları atıştırmak zevkli bir hal alır. Okumaları da fayda vermez olur. Çünkü düşünebilme yetisi kaybolmak üzere veya kaybolmuştur. Dâhil olmazdan evvel konuştuğu konular, üzerine titrediği fikirler, yavaş yavaş uzaklaşır kendinden. Yeniden uhrevi dünyasına dönene kadar ki, oldukça zordur örnekleri arşivlerde bulunan sözlerin hiç birisinin benzerini edemez olur. Gerçekte bir intihardır anlatılan. Vücut bulan varlığa veda. Ağlayanlar etrafı değil, bizatihi kendisidir. Fakat algılayamaz yokluğu. Hala o unutulmaz zamanlardaki kendisi sanır. Değildir. Bitmiştir. Yok olmuştur. Bundan sonrası artık başkalarının söylediklerini, düşündüklerini tekrar etmekten öte yeni ve has ürün ortaya koyamaz.

Önceleri, beslendiği kaynak kendisiydi. Şimdi, kaynağı ötelerde. İlmi uzaklarda arıyor. Kendine, kendisinden başka yardımcılar seçti.

Hani bir söz vardır;

“Kişinin kendine yaptığını, kimse kimseye yapamaz.”

Şimdi ne yapılması gerektiğini bilemez haldeyim. Başa dönüp yeniden mi başlamalı?

Bir de derinliğin tersten artması hususu var. Bildikleri ve uyguladıkları arasındaki farkın artması, bir anda eleştirileri de beraberinde getirir. Bu husus ziyadesiyle akademi etrafında sıkça görülür. Bilgi kısırlığını, laf kalabalıklığı ile geçiştirmektir özü. Bilmeyenin susması, irfan ister. Hayır, özellikle bizimkiler maşallah her şeyi bildiklerinden, susmak gibi bir erdeme sahip olamazlar. O zaman, işi bilenler tarafından ya eleştiri bombasına tutulurlar, ya da bilenler susar, bilenler susunca da gün daima onlarındır. Nitekim televizyonların gediklileri hiç değişmez. Ağzı laf yaptığını sananlar, her düşünceye karşı bir fikir(imsi)leri salmakta beis görmezler. Maalesef toplum da bunları sever. – Ne iyi konuştu adam! Karşısını susturdu!. Gibi avamî değerlendirmeler hep onların kazanmasını! Sağlar. Kazanç elbette dünyalıktır. İlerleyen ilmin peşinden koşmaktansa, nasılsa halkın isteği de budur diyerek üç-beş satır lügat parçalamak, hem halkı memnun edecek hem de kazandığı paralarla kendisi memnun olacaktır.

Hâsılı, başkalarının fikirleri uğruna daldığı bu meydan savaşından, kazançlı gibi görünse de, düşüncelerini, moralini, bildiklerini iğdiş ettiği insanların ahları tutar ve sonsuzluk hayatından itibar kaybederek, galip göründüğü halde gerçekte mağlubiyeti yaşar.

Tamam. – Yeniden başlamak mümkün mü?

Evet, belki. Lakin yıllar boyu imar ettiği kibir dağları nasıl kırılacak?


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…