12 Temmuz 2017 Çarşamba

Derinliğin Azalması!


Tabi, derinliğin azalması için yukarıdan doldurulması icap eder. Kuyuya düşen merkebin hikâyesi meşhurdur. Sahibi uğraşmalarına rağmen bir türlü çıkaramaz ve eşeği kaderine bırakmak üzere kuyuyu doldurmaya karar verir. Atılan her kürek toprak-kum eşeğin ayakları altına yığılır ve sonunda eşek kurtulur. Bu bir madde önermedir. Atılan her kürek toprak kuyu derinliğinin azalması anlamına gelir. Peki, manevi alanda kuyuya atılan her fikir, her irade! Sahibine ne yapar? Asıl cevaplanması gereken, nasıl olur da, insanlar başkalarının kurdukları oyunda figüran olmaya razıdırlar? Yine, nasıl olur da politikacılar başkalarının oyunlarında rol almaya koştururlar? Ve hatta daha mühimi, nasıl olur da bir akademisyen, aydın, zamanını okumayla araştırmayla dolduran bir kişi okuyup içselleştirerek sahiplendiği bilgilere nazaran, nasıl olur da, başkalarının dayattığı oyunda oyunculuğa razı olurlar. Başkalarının oyunu: kurgusu yad ellerde sağlanmış, amaçlarının içinde oyunda rol kapmak isteyenlerin hiçbir faydası olmayan ve sonuçları belki de gelecekte büyük zararlara yol açacak şeytani - sinsi - bir oyun.

Oyuna bir kere dâhil olan, artık daima oradan bekler durur bilginin gelmesini. Oturup, çalışmak zor gelir. Sıkıntılarla dolu emek sarfiyatı yerine, hazır lokmaları atıştırmak zevkli bir hal alır. Okumaları da fayda vermez olur. Çünkü düşünebilme yetisi kaybolmak üzere veya kaybolmuştur. Dâhil olmazdan evvel konuştuğu konular, üzerine titrediği fikirler, yavaş yavaş uzaklaşır kendinden. Yeniden uhrevi dünyasına dönene kadar ki, oldukça zordur örnekleri arşivlerde bulunan sözlerin hiç birisinin benzerini edemez olur. Gerçekte bir intihardır anlatılan. Vücut bulan varlığa veda. Ağlayanlar etrafı değil, bizatihi kendisidir. Fakat algılayamaz yokluğu. Hala o unutulmaz zamanlardaki kendisi sanır. Değildir. Bitmiştir. Yok olmuştur. Bundan sonrası artık başkalarının söylediklerini, düşündüklerini tekrar etmekten öte yeni ve has ürün ortaya koyamaz.

Önceleri, beslendiği kaynak kendisiydi. Şimdi, kaynağı ötelerde. İlmi uzaklarda arıyor. Kendine, kendisinden başka yardımcılar seçti.

Hani bir söz vardır;

“Kişinin kendine yaptığını, kimse kimseye yapamaz.”

Şimdi ne yapılması gerektiğini bilemez haldeyim. Başa dönüp yeniden mi başlamalı?

Bir de derinliğin tersten artması hususu var. Bildikleri ve uyguladıkları arasındaki farkın artması, bir anda eleştirileri de beraberinde getirir. Bu husus ziyadesiyle akademi etrafında sıkça görülür. Bilgi kısırlığını, laf kalabalıklığı ile geçiştirmektir özü. Bilmeyenin susması, irfan ister. Hayır, özellikle bizimkiler maşallah her şeyi bildiklerinden, susmak gibi bir erdeme sahip olamazlar. O zaman, işi bilenler tarafından ya eleştiri bombasına tutulurlar, ya da bilenler susar, bilenler susunca da gün daima onlarındır. Nitekim televizyonların gediklileri hiç değişmez. Ağzı laf yaptığını sananlar, her düşünceye karşı bir fikir(imsi)leri salmakta beis görmezler. Maalesef toplum da bunları sever. – Ne iyi konuştu adam! Karşısını susturdu!. Gibi avamî değerlendirmeler hep onların kazanmasını! Sağlar. Kazanç elbette dünyalıktır. İlerleyen ilmin peşinden koşmaktansa, nasılsa halkın isteği de budur diyerek üç-beş satır lügat parçalamak, hem halkı memnun edecek hem de kazandığı paralarla kendisi memnun olacaktır.

Hâsılı, başkalarının fikirleri uğruna daldığı bu meydan savaşından, kazançlı gibi görünse de, düşüncelerini, moralini, bildiklerini iğdiş ettiği insanların ahları tutar ve sonsuzluk hayatından itibar kaybederek, galip göründüğü halde gerçekte mağlubiyeti yaşar.

Tamam. – Yeniden başlamak mümkün mü?

Evet, belki. Lakin yıllar boyu imar ettiği kibir dağları nasıl kırılacak?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Devlet Kuracaklarmış!

AKP’nin eski MKYK üyesi Ayhan Oğan ne demişti? “Yeni devlet kuruyoruz, kurucu lideri Recep Tayyip Erdoğan.” Bu söz söylendikten s...