Ana içeriğe atla

Ortadoğu, Özerklik, Başkanlık… ve BOP;


Suudi Arabistan ziyareti, ihramlı resimlerin oy ve BOP kaygısıyla gündeme taşınması, dini içerikli mesajların sıklıkla verilmesi…

Ve…

Arabistan’ın uyguladığı Şiilerin idamı!.. Bu kadar da tesadüf olamaz!

Ziyaretle ilgisi var mıdır? Bilinmez. Lakin hepten ilgisizliği de söylenemez. İran-Rusya dostluğu, Suriye ve genel olarak Ortadoğu politikaları üzerinde BOP politikalarının etkisinin artırılması isteği, ABD’nin yeni bir hamle yapmasının gerekliliği ile Şiilerin idamının yapılması, önümüzün çok çok karanlık dehlizlere olduğunu haber veriyor.

Kimse söyleyemez, Suudi ziyareti sırf dini vecibelerin yerine getirilmesi yapılmıştır.

BOP eş başkanı olarak, projenin bir ayağının uygulanması talimatı ve tavsiyesi ile gidilmiştir diye düşünüyorum.

İdamlar yanlıştı. İdamların karşılığında İran’da Suudi Elçiliğine yapılanlar da yanlıştı.

Arabistan siyasası kendine önemli derecede büyük roller biçiyor. Kurulduğu belirtilen ortak ordunun yönetimini üstlenmesi de bunun kanıtı. Hele hele Türk Ordusu’nun -Mehmetçik- bu orduya katılması kabul edilemez incelikler taşıyor. Kim verdi bu emri, kimlerden akıl alındı da bu işe giriliyor anlamsız.

Daha ne kadar başkalarının düdüğünü öttüreceksiniz?

Hızla mezhep savaşlarına sürükleniyorken, hiçbir şey olmamış gibi susup oturamayız. Memlekette bir taraf bölücülük propagandasını özgürce yaparken, bizlerin elini kolunu bağlayarak beklememizi istemek de ihanetle eş değerdir.

Zaten ‘özerklik’ sizin de programınızda olan bir olgu değil mi arkadaş?

Zaten siz de bu işe teşne değil misiniz arkadaş?

BOP politikaları bunu emretmiyor mu arkadaş?

Ne diye kayıkçı kavgasıyla bizleri oyalıyorsunuz arkadaş?

Nasılsa kadim ortağınızla sayısal çoğunluğu buluyorsunuz. Ne diye yok o partiyle, yok bu partiyle toplantılar yapıp da bizlerin zihnini bulandırıyorsunuz arkadaş?

Sonuç şu değil mi:

Ver özerkliği, al başkanlığı…

Birilerine de şunu söylemeliyiz:

Uyu uyu yat uyu…


Yorumlar

  1. Mehmet Kınacı :
    BOP abimiz tıkır tıkır işliyor...Tıkandığı yerlerde kolay yardım buluyor...Ve biz...Bakıyoruz...Trene bakan o garip ve uysal mahluk gibi.....Bakıyoruz...Arada bir yutkunuyoruz!!!!

    YanıtlaSil
  2. Ömer Sağlam :
    Evet, Şiileri yönelik idamların Tayyip Bey'in Suudi Arabistan seyahatinden hemen sonra gündeme gelmesi, iki müttefikimizden birisinin Suudi Arabistan olması (diğeri Katar galiba) ve Erdoğan'ın Hitler çıkışını yanyana getirince, ülkemizdeki muhaliflerin ayaklarını denk alması gerektiğini düşünmeye başladım nedense...

    YanıtlaSil
  3. Tuncay Altunezen :
    Hocam, bana göre MHP kanalı ile Türk Milliyetçilerini bu BOP'a iştirak ettirmek, enazından belli bir bölümünü susturmak istiyorlar. Türk Milliyetçilerinin dahil olmadığı bu projenin, bir yerde akamete uğrayacağının hesabını yapmışlar.
    % 90 mecls çoğunluğunun bu işe yetmeyeceğini düşünüyorlar.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…