Ana içeriğe atla

Başarı Nedir Gözüm?



Başarmak;

Neyi neye göre mukayese ile ulaşılır başarıya?

Başarısız olanla, başaran arasında ne gibi ayrıcalık, ne gibi farklılık vardır. Sınıfını geçen öğrenci başarılı, kalan başarısız mıdır? Cevabı zordur bu soruların. Sınıfını geçip, okulu daha önce bitirip sonra da hayatının sonuna kadar işsiz, güçsüz gezenleri, ailesinden kalan mirası harcayarak hayatını devam ettirenleri biliriz. Sınıfında kaldı diye, okulunu geç bitirdi diye aşağıladığımız kişinin ise hayatının ileri devresinde başarıdan başarıya koştuğunu da biliriz. Devletin güzide makamlarına oturduğunu ve işini de başarıyla devam ettirdiğini biliriz.

Kişinin iç âlemiyle, dünyadaki tavrının eşleşmesi asıl başarıdır. “Dışının içi gibi olması” başarılması zor olan bir amaç, ulaşılması zor bir süreçtir. Nefis illeti insanın başında bela olduktan sonra, nefsi alt edip; tevazuuya bürünmek, kabule girmek, acziyetini anlamak o kadar da kolay olmayacaktır. Başarı lütf-u İlahi iledir. Lütuf etmezse neyi nasıl başaracağız ki? Bir yetimin başını sıvazlamak başarıdır. O yetim ile aynı sokakta yıllar yılı yaşayıp da bir kere bile halini sormamak ise başarısızlık. Nasıl olur böyle bir hal denemez? Olmuyor işte, ilahi Lütuf demiştik.

İkinizin de üzerine Nâr’dan alev ve duman (bilinç bulanıklığı) irsal edilir de başarılı olamazsınız. (Rahman/35)

Dünyada kazanılan hiçbir makam ve mevki, parasal büyüklük sahipliği başarı olarak adlandırılamaz. Taa ki, sahip olduklarımızı insanlığın hizmetine arz etmiş olmayalım. Hizmete sunulmayan hiçbir varlık bizim zenginliğimizi ifade etmez. Asıl zenginlik, emaneten sahibi bulunduğumuz (zilyedimizde bulunan) mal, mülk, para, altın, fabrika, ev, arsa, tarla… Ne varsa mutlak olarak insanlık hizmetine arz edilincedir. Aksi halde cimrilik, pintilik sıkıntılı bir hal olarak kişi hayatını ve manevi hayatını mahveder. Bu tip kişilerin hayatları rahat değildir, sürekli olarak bir korku halindedirler, çünkü ellerindeki mallarının bir şekilde çalınacağını, mülkiyetinden çıkacağını düşünerek yaşarlar ve işleri güçleri mallarının elinde kalması için tedbir düşünmektir. Hastalıklı bir haldir bu, rahatsızlık üst seviyededir.

iman edip imanın gereğini uygulayanlara gelince, Rableri onları Rahmetine dâhil eder! İşte bu apaçık başarıdır (Casiye/ 30)

Namaz kılar, niyaz eder, naz eder. Nazlıdır. Hazinesini saçmaz ortalık yere. Gerçek sahibine verir. Bu kere de cömerttir. ‘Rahmetine ulaşanlar’ ise sırrı ilahiyi sahibine teslim etmekle yükümlüdürler ve görevi bihakkın yerine getirirler. Talep etmekle başlanılır, niyet etmekle. Hele bir çık yola;

Bir gün uğrar semtinize dildâr!

“Allâh korunanları, açığa çıkardıkları başarılarla kurtuluşa erdirir! Onlara kötülük dokunmaz ve onlar mahzun da olmazlar.” (Zumer/ 61)

Söz bitti, söz bitince sükûn başlar.

Ayet-i Kerimede bir güzel açıklanmış. Kelimeye uzanan mana kısıtlı anlatımıyla, zorlamayla daralır. En iyisi burada bırakmak.

Doğruları daima Bilen Bilir.

Başarı Allah’tandır.

Yorumlar

  1. Göray Atila:

    Ne kadar güzel..
    Hakiki islamı anlamak ve bunu her konuya rahatlılka intibak etmek başarıdır tabiki.ve başarı ne güzel başarı olur. yazının başlığıyla uyumludur sizinde başardığınız

    YanıtlaSil
  2. Kemalettin Tulgar

    Kişinin iç âlemiyle, dünyadaki tavrının eşleşmesi asıl başarıdır. “Dışının içi gibi olması” başarılması zor olan bir amaç, ulaşılması zor bir süreçtir. Nefis illeti insanın başında bela olduktan sonra, nefsi alt edip; tevazuuya bürünmek, kabule girmek, acziyetini anlamak o kadar da kolay olmayacaktır. Başarı lütf-u İlahi iledir. Lütuf etmezse neyi nasıl başaracağız ki? Bir yetimin başını sıvazlamak başarıdır. O yetim ile aynı sokakta yıllar yılı yaşayıp da bir kere bile halini sormamak ise başarısızlık. Nasıl olur böyle bir hal denemez? Olmuyor işte, ilahi Lütuf demiştik.

    “İkinizin de üzerine Nâr’dan alev ve duman (bilinç bulanıklığı) irsal edilir de başarılı olamazsınız.” (Rahman/35) .

    YanıtlaSil
  3. Banu Hülya Şahin:

    Güzel bir yazı .. Başarının ölçüsü , maddi olmamalı. Oldukça izafi kim başarılı sorusunun cevabı . Başarı kavramına nereden baktığınıza bağlı. Mesleki başarı , sanatsal başarı , ölçü beğenilmek ya da maddi kazanç ise bu açıdan bakılır. Ölçü inanç ve iman ise ; Allah'ın emirlerine uymak ve adam olabilmek olmalı .. Bu hayat sınav ise , ölçü Kuran.... Başarının takdirini yapacak olan da Yüce Yaradan...

    Alıntı bir yazı :" Bir okul müdürü her eğitim öğretim yılı başında öğretmenlere bu mektubu gönderirmiş:

    Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim.
    Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü.
    İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları, iyi yetiştirilmiş doktorların zehirlediği çocuklar, işini iyi bilen hemşirelerin vurduğu iğnelerle ölen bebekler, lise ve üniversite mezu...nlarının vurup yaktığı insanlar.

    Eğitimden bu nedenle kuşku duyuyorum.

    Sizlerden isteğim şudur:

    Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayın. Çabalarınız bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin. Okuma yazma, matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa ancak o zaman önem taşır...

    Başarının ölçüsü İNSAN olabilmek olmalı ....

    YanıtlaSil
  4. Harun Meral:

    Mukayese... öyle zor öyle girift öyle ağır bir mefhum ki, derinliğinde boğulmayana aşk olsun.

    Neyi ne ile mukayese edeceğim? Red ve kabullerimiz net değilse, büyük bir paradoksun içine düşmekten beni kim kurtaracak

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…