9 Ağustos 2015 Pazar

Şu, IŞİD Denen de Neymiş Be Arkadaş?


Irak Konsolosluğumuz basıldığında anladık işin derinliklerinde IŞİD olduğunu. Dünyanın her tarafından toplanmış, problemli, kavgayı hayat tarzı yapmış, uyuşturucu müptelası beynini sarmış, ayyaş, avare kişiler topluluğu. Bunların her yerde özenle yetiştirildiğini de tahmin zor değil. Macerayı seven gençler. Ömürlerine sığdırabilecekleri birkaç saniyelik heyecan yaşamaları için neleri vermezler. Onları kahpece cinayetleri işlemlerine sevk eden bu ‘heyecan yaşama’ arzuları. Esasen hedeflerinde, ne bir dava var, ne de bir başarı öyküsünün kahramanı olmak.

Soğuk savaş yıllarının kalıntılarıdır aslında. O zihniyetin sonlanmamış, asker devşirmeyi de ihmal ettirmiyor. Özenle yetiştirilmişler dediğimiz nokta burası. Nasılsa bir gün gelir lazım olur anlayışı.

Terörist yetiştirmenin de kuralları var. Pişirmenin en etkili yolu, sıkıntıyı yaşatmak, sonra da yaşananı gidererek rahatlamak. Uyuşturucu önemli bir yardımcı. İhmal edilmez. Asker vuruşmaya -ölüme- hazır olunca, hiçbir şey esirgenmez artık. Para, makam, şöhret, seyahat, iş-aş her bir şey tamam edilir. Ve sırası gelende haydi bakalım. Zaten beyin olarak kıvamında hazırlanmış ve görev bekliyordur. Yumurtadan civcivin çıkması gibi. Sıcaklığını belli derecede tutacak, yumurtaların üstünde sabırla yatacak bir anne, istihbarat örgütleri de işinin uzmanı.

Pakistan, Afganistan, Somali, Yemen daha pek çok ülkede gördüğümüz bu. Hepsi tıpatıp birbirine benzeyen tek tip imalat. Akıllarında yalnızca öldürmek var, şekil ne olursa olsun. Dayandıkları sözde -manevi- hikâyeler yer yer değişiklik gösterse de, eğitimleri ve yönlendirildikleri davanın başarısı söz konusu olunca, önemli değil. Düzenleyiciler ve yönlendiriciler için önemli değil, çünkü ölen ve öldürülenler kendilerinden değildir.

İsim, renk, şekil, giyim-kuşam değiştirmeleri onların çokluk olduklarını anlatmaz. Nerede, nasıl bir görev verilmişse oranın kültürel ortamına uyum sağlamak, öğretildikleri bir kamuflaj yapılanmasıdır. Bakmayın, Afganistan’da Taliban, Suriye’de Nusra, Nijerya’da Boko Haram, Mısır’da İhvan, Irak ve Suriye’de IŞİD ve Türkiye’de PKK gibi adlar almalarına. Daha ismini sayamadığımız veya bilmediğimiz pek çok örgüt var. Kimi toprak üstünde ufak-tefek eylemlerle oyalanırken, kimi de yer altında derin uykuya yatırılmış, havaların ısınması bekliyorlar, uyandırılmayı…

Bunların bir kısmı da farklı alanlarda faaliyetlerini sürdürürler. Mesela, iftira kesimi çalışanları belki kendileri bilmezler ama onlarla aynı amaçlar için ter dökerler. Ver parayı yaptıramayacağın iftira yoktur. Öylesine yetiştirilmişlerdir ki, bir ülkenin Genel Kurmay Başkanını bile terör örgütü lideri suçlamasıyla zindana attırırlar, bunları yaparken de ülkenin idarecilerini bile kandırmayı becerebilirler!.

Öyle bir zaman yaşarsın ki, kimin suçlu, kimin suçsuz, kimin iftiracı, kimin müfteri, kimin satılmış, kimin ajan, kimin casus olduğunu sen bile karıştırır, işin içindekiler bile yanlış kararlar verirler.

Çok önemli bir ipucunu Obama verdi.

‘Amerika’nın kara ordusu’ yakıştırmasını PYD’ye yaparak ve sözde düşmanlık salvolarını IŞİD’e göstererek, Türkiye’nin, Terör örgütü PKK’ya yapmakta olduğu harekâtı önleme girişiminde bulunarak. Oysa herkes biliyor ki, PYD denen oluşum da, bizatihi kendilerinin örgütlediği ve PKK elemanlarından yapılanmış bir terör örgütüdür. Bizim için terör örgütü olan bu kuruluşlar, demek ki, onların kara ordusunu meydana getiriyorlarmış.

Yukarıda ismi geçen ve geçmeyen terör örgütlerinin tamamı, onların kara ordusu durumundadır.

Uyanık olup,

Kiminle savaştığınızı biliniz. Düşmanını tanımayan kumandan, nereye, nasıl ve niye gideceğini bilemez. Aldığı kararlar belki de düşmanın istekleri doğrultusunda olur.

Düşman kavi…

Allah Yardımcımızdır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder