14 Ağustos 2015 Cuma

Yetim Malı


“Arayayım, ne var ne yok, neler yapıyorsun” diyeyim dedik, çevirdik telefonunu.

El cevap:

“Yetim malı yiyorum”. Dedi.

Hayda… Konuşma burada noktalandı, iki kelimelik muhabbet sonlandı. Kapattık telefonu.

Şimdi düşünme sırası bize geçmişti.

Ne konuşulacak laf, ne seyredilecek resim kalmıştı. En iyisi telefonu kapatıp, bir ‘yetim malı’ aramaya koyulmalıydık yemek, doymak üzere…

Öyle ya, yenilecek en helal mal yetim malıymış!…

****

Oyunu bozmak ve oyundan ayrılmak mı en iyisi? Bilmiyorum. Öyle karışık ki!

****

Bildiğimiz yetim malı yemek, günahların en büyüğü. Tamam işte. Adem (A.S)’da yetim malı yedi ve cennetten kovuldu!. Yani günahların en büyüğünü işledi!

Bu nasıl iştir, bu nasıl hakikattir Allah’ım!..

Hem yasaktır, hem de yemeye mecbursun!.

Hem yasaklayacaksın, hem de yemeye mecbur tutacaksın. Mecburiyet, farz olandır değil mi? Öyledir.

İşler iyice karıştı.

“İlim Çin’de bile olsa gidin alın” emri duruyorken, bu kadar da karışık değil. Neredeyse alınacak. O ilim ki, yetimin malıdır. Yetime teslim edilecek. Yetim’de, yattığı yerden, malını beklemeyecek. Uğraşacak, çalışacak, uykusuz kalacak, yorulacak ve malını bulacak ve alacak ki, o mal “Çin’de bile olsa”, gidecek ve alacak. Emir’de “gidin alın” buyuruluyor. Nasılsa sana ait, bekle o gelir demiyor. Gideceksin ve alacaksın! Bu emirdir, yani farzdır.

Bizde farzları Beş ile sınırlamışlar. En kalın perde!

Oku, ilim edin, cömert ol, tahkik ehli ol, dedikodu yapma, gıybet etme, zekâtı artır, verici ol, yardımcı ol, hastayı ziyaret et.. Sayısız farz var, biz de Beş ile sınırlanmış. Bu Beş’in içinde de en ağırlıklısı, daima üzerinde durulan namaz olmuş. Gerçekten en kalın perde.

Yetim ve malına gelince.

Hz. Resulullah’ın bir emri şöyledir: “Ölmeden evvel ölünüz.” Bakınız burada kesin emir var, yani farz hükmünde kesinlik. Ölünüz!. (ölebilirsiniz değil!)

Ölüm nedir, nasıl olur?

Fiziki olarak irtibatın dünya ile kesilmesidir. Bir, iradi olarak gönüllü, iki, gayr-ı iradi olarak zorla ölüm söz konusudur. İkinci maddedeki ölümü herkes biliyor. Zorunluluk olarak, vade sonunda tadılacak ve gidilecek. Asıl önemlisi, Resul buyruğu olan gönüllü olarak ölmek. Dünyadan geçmek, iyisinden, kötüsünden, güzelinden, çirkininden.. Zorla giden ölü de öyle değil mi? Nefsi de sıfırlanmıştır. İçi Hakk ile dolmuş, daim Hakk ile birliktir. Bu tıpkı ölü gibi olmaktır, zahire göre. Aslında gerçek hayatı bulmuş ve onunla doludur. Ve aslında gerçekte yaşayan yalnızca odur.

Ki, bu hali yaşayan kişi bu dünyanın yetimidir. Bir başınadır çünkü. Dünyadakilerin hareketleri ona ters gelir, bu yüzden ilgilenmez. Herkesin alaka kurduğu konular onun için hiç değerindedir. Mala mülke değer vermez, şana şöhrete itibar etmez. Hasılı o bu dünyadakilerden apayrıdır. Tıpkı, Abdullah’ın Yetimi (SAV) gibi.

İşte bu merhaleden sonradır ki, yetimlik gömleğini giydikten sonradır ki, O’na ait ilim hazinesinin kapıları açılır. Çünkü Dostluk elbisesini giyinmiştir. Artık Yetim, malına kavuşmuştur. Bundan böyle, helal olan malından istediği kadar yiyebilir (tahsil edebilir, öğrenebilir) ve onunla neşvünema bulur. İdraki, görüşü, duyuşu O olur. Bildiklerini gerçek yetimlere aktarmak görevi bile verilebilir. Artık, sahibi nasıl isterse öyle davranır.

O yetim malını bulup da, yememek olur mu?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Devlet Kuracaklarmış!

AKP’nin eski MKYK üyesi Ayhan Oğan ne demişti? “Yeni devlet kuruyoruz, kurucu lideri Recep Tayyip Erdoğan.” Bu söz söylendikten s...