Ana içeriğe atla

Oldu Bir Kere, Ne Yapalım!


İktidar elemanlarının içine düştükleri sıkıntı bizi pek ilgilendirmiyor.

Lakin ülkenin içine düşürüldüğü sıkıntılı durum, uykularımızı kaçırıyor.

Sorulmayacak mı?

Dikkatinizi çekenlere “küfürler” ediyordunuz, “okumaları yok” diyordunuz, “muhalefet sıkıntısı var” diyordunuz daha pek çok yakıştırılmış laflarla aşağılamaya çalışıyordunuz hatırlayınız… Hem de bu lafları entelektüel birikiminizi vurgulayarak anlatıp, onların cahilliklerini vurguluyordunuz.

‘Tekrar Seçim’ diyerek, sizlere oy vermeyenleri yine aşağılama moduna geçerek, menfaatinizi okşadığı sıralarda sarıldığınız ‘milli irade’ borazanlığını da unuttunuz.

Saray sofralarına topladığınız, âlimlikleri kendiliğinden menkul garibanların resimlerini yayarak, kendinize bir paye edinme telaşındasınız. Kurtarmayacağını bile bile…

Yine, saray köşesine serdiğiniz seccadelerin üzerinde İmamete geçerek, arkanızdaki yarım safa kıldırdığınız namazın resimlerini yayınlatmanız bile, artık uyanmak vaktini yaşayan milleti kandıramayacak. Çuvalınızda sermayeniz de kalmadı. Yapacaklarınızın sonuna geldiniz.

Sonuna geldiniz, ama yapılacak olanların listesinde delikler var. Beceremediğiniz ve hala ulaşamadığınız BOP stratejisindeki beceriksizliğiniz de, emir verenler tarafından sorgulanacaktır elbette. Burası bizi ilgilendirmez. Eşeği süren, osuruğuna katlanır derler.

Evet, gerçekten içine yuvarladığınız necaset çukurundaki haliniz bizi hiç ilgilendirmiyor.

Lakin,

Pislik içine yuvarladığınız memleket,

Düşündürüyor bizi!..

7 Haziran seçimleri sonunda, partiniz kenara çekilseydi ve muhalefet görevine razı olsaydı ve hatta bu hali gönüllü olarak kabullenseydi…

Şimdi,

Çok değişik, çok güzel günler yaşıyor olurduk.

Anlatamadık bir türlü…



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…