4 Ekim 2014 Cumartesi

Sakarya Meydan Muharebesi


Bağımsızlık yolunun açıldığı, Malazgirt’ten sonra, Anadolu’nun Türk vatanı olduğunun ikinci kere tescil edildiği meydan savaşı. Üzerinde yaşayacak kadar toprak -vatan- yoksa bağımsızlık söylemi sözde kalır. Bizanslılar elindeyken mahzun olan topraklar, fetih yoluyla geçer Türklerin eline. Yunanlılar Bizans’a ait olduğunu iddia ettikleri, tabii ki İngilizlerin kışkırtması ve destekleriyle, Anadolu topraklarının Batı kesimlerini işgal ederler ve ele geçirmeye çalışırlar. 800 yıldır bizim olan fethedilen vatan, düşman çizmeleri altındadır. 1921 deki kanlı çarpışmalar Sakarya’da meydana gelir, ezilerek yenilen Yunan ordularının takibi, İzmir’e değin sürer ve genel anlatımıyla, düşman denize dökülür. Viyana’dan beri boynu bükük evlerine dönen Türk Milleti’nin yeniden dirilişi, Sakarya’da mümkün olmuştur. Sakarya bağımsızlığın mührü, vatanın teminatıdır.

Yaşanan şu felaketi yazmak zorunluluğu var: savaşın başlangıcında Yunanlılar (10 Temmuz) kârlı başladılar. Kendi vatanında yenilgi çok ağır olur ve çarpışmalarda 40 Bin şehit verilir. Düşman ordusuyla araya mesafe konulmalı ki, toparlanma, düşünme, dinlenme sağlanabilsin. “Türk ordusu Eskişehir ve Kütahya’da yenilerek geri çekilmeye başladı. Yunanlılar Eskişehir, Kütahya ve Afyon’u ele geçirdiler. Mustafa Kemal ordunun Sakarya gerisine çekilmesini uygun gördü. Çünkü Yunan ordusu çok daha güçlüydü.” (Ana çizgileriyle Türkiye’nin Yakın tarihi, Sina Akşin, I. Cilt)

Falih Rıfkı Atay anlatır: “Mustafa Kemal Ankara’da bozgun haberini aldığı vakit pek öfkeli idi. Fakat soğukkanlılığını takınarak cepheye geldi. İsmet Paşa, Mustafa Kemal’e selam durur: ‘Yapamıyorum’ der.

Mustafa Kemal daha önce Garp Cephesi Komutanlığı’na Fevzi Paşa’yı getirmeyi düşünmüş, Fevzi Paşa yanında kalmak isteyerek özür dilemişti.

Mustafa Kemal İsmet Paşa’ya;  ‘yaparsın, yapacaksın’ der.” (Erol Mütercimler, Komplo Teorileri)

Savaş, milletin bütünüyle katılımıyla kazanılabilir ancak. Kuvvetler aynı noktaya çekim yaparlarsa, ağırlığı yerinden oynatabilirler. Her kuvvet farklı yönlere çekerse, o ağırlığın yerinden oynatılabilmesi imkânsızdır. Birlik sağlanmadan, bütünlük kurulmadan zafer hayalden öteye geçemez. Yapılması gereken (budur) oydu. Meclis’ten yetki istedi ve istediği verildiğinde ilk yaptığı (çıkardığı kanun) şuydu; “..Her aile birer takım çamaşır, birer çift çorap ve çarık verecek, besin maddelerinin yüzde kırkını, silah ve cephanesinin tümünü, taşıt ve binek hayvanlarının yüzde yirmisini, bedeli sonra ödenmek üzere teslim edecek  gibi hükümler içeriyordu…” (Akşin, aynı eser)

Unutulmasın, başarı birliktedir. Katılmayanları bile, itirazsız bir hale getirmeden başarı muhaldir. Sakarya zaferinin altında milletin bütünlüğü, zafere odaklanması yatar. Lider, bu bütünlüğü sağlayabilen kişidir. Hata yapma şansı olmadan ve süratle alınan kararların derhal hayata geçirilmesi ve hedefe yürünülmesi başarının şartlarındandır.

****

“Kütahya, Afyon, Eskişehir”; Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve sair devlet kurumlarıdır. Ele geçirilmiştir. Öyleyse Sakarya gerisine çekilerek, birliğin kurulması, kardeşliğin sağlamlaştırılması eylemlerine girişilerek, tüm taraftarlarının ve hatta tüm milletin hareket etrafında birleştirilmesi sağlanarak, taarruza hazır hale gelinmelidir. Önümüzde fazla da bir zaman yoktur. Hareket alanı ancak bir-kaç ayla sınırlıdır.

Esasen; hileler, kandırmalar, propagandalar olarak öne çıkan bu savaşta, çok önemli badireler atlatılmış, kayıplar verilse de önemli başarılar elde edilmiştir. Milletin azmi, mücadele gücünü asla bırakmamıştır. Savaş, çok büyük güce karşı, örgütlenmesini bile uzun zaman sonra çözebildiğimiz, dünya küresel güçlere karşıdır ve bu gücün başında da maalesef dostumuz ve stratejik ortağımız vardır, zaten savaş oyunun zorluğu da buradan kaynaklanıyor. Dost sandığımızın düşman olarak karşımızda bulunuşu. (Not: Bu durumun, iktidarla, muhalefetle, karşı olmakla, kabul etmekle bir alakası yoktur.. dikkat!...)

****

Kendinden ve gücünden emin Yunan orduları, Ağustos ayı ortalarında Sakarya’ya doğru yürüyüşe geçer, hedef Ankara’dır. İnancını, azmini koruyan Türk ordusunun hedefi ise, mevzileri korumaktır. Bu inançla yaşanan şiddetli çarpışmalar sonunda Yunan ordusuna büyük kayıplar verdirilir. Görülmemiş başarılar elde edilir. Her mevzide düşman kuvvetlerine ağır kayıplara uğratılır. Türk stratejisi şudur: “Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır”. Düstur, ordunun bütün elemanları tarafından benimsenmiştir. Ve Başkomutanın istediği gibi, düşman istenilen (savaş planının kurulduğu oyun sahası) yere kadar kendisi gelmiştir. Eylül ayının ortalarında ise, Türk Taarruzu başlamış ve Yunan ordusu, ezilerek Batı’ya doğru çekilmek zorunda kalmıştır.

Ve zafer.

****

“Devletler, her türlü hukuk-u insaniyeden tecerrüd ederek memleketimizin en kıymetli ve en feyizbar yerlerini çiğnediler.

İzmir, Bursa, Eskişehir, Sakarya, Anadolu, Adana, Trakya, İstanbul vesaire gibi en aziz yerlerimizi çiğnediler. Fakat düşmanların bu tarz-ı hareketten daha elim bir nokta varsa, o da bir memleketin asırlarca bağrında bulunan insanların dahi düşman saflarına geçmiş bulunmasıdır.

Arkadaşlar;

Biliyorsunuz ki, bu dâhili düşmanlar, harici düşmanların yapmaya muktedir olamayacağı yeni ve feci ef’al ve harekâtı irtikâpta tereddüt göstermemişlerdir.” (Gazi Mustafa Kemal Atatürk)

****

Tarihin tekerrür etmesi bir kez daha vukuu bulmuştur. Durum aynıdır. O halde ilk yapılması gereken, dâhildeki düşman saflarına geçmiş olanların, ekarte edilerek, düşmanla ilgileri kesilmelidir.

Bu nasıl olacaktır?

Sakarya Meydan Savaşı bizlere çook örnekler, tecrübeler sunuyor.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder