20 Şubat 2017 Pazartesi

Referandum Yolunda Kekelemeler


“Toplu açılışlar” bir bakıma devletin yapılan eserleri tanıtım toplantılarıdır. Bu sebeple giderlerin devlet kesesinden yapılması doğaldır. İnsanlara, yapılanları anlatmak, ne amaçla, niye ve nasıl yapıldığını anlatmak için düzenlenmeli.

Hayır….

Öyle değil.

C.B.’nin siyasi propagandası için tanzim ediliyor. Tabi, giderleri nereden? Elbette devletten. Yani, senden, benden.

Bu harcamaların hesabı nerede sorulacak?

Tabi ki, sandıkta. 16 Nisan bir fırsat..

Bu fırsat iyi değerlendirilebilirse, usulsüz yapılan harcamaların sorgulanması da mümkün olabilir. Sonuçta ilgilisinin ödemesi için bir yol bulunur.

Çok amaçlı bir referanduma gidiyoruz;

-Tapuya sahip çıkmak.

-Ayaklar altına alınan değerlerin baş üstüne çıkarılması.

-Yetkilerin adam gibi kullanılması.

-Siyasilerin, Anayasa ve yasalar dairesinde, gerçek devlet adamı niteliğine büründürülmesi.

-Yalanlara son verilmesi.

-Birlik beraberliğin sağlanması.

-Yetki gaspına son verilmesi.

-Sorumlulukların sahiplenilmesi.


Evet, çok amaçlı bir referanduma gidiyoruz.

Hakk yolunda Hakk kazanacak.

Allah her şeyi daha iyi bilendir.

******
(Ayhan Eralp hocaya saygılarımla…)
Ne desem ki,

Nasıl da parçalayıverdiler ansızın.

Haberimiz de olmadı.

Keskin bıçaklar ardında akan kandan da haberimiz yok.

Sonra yüzecekler, deriden de azade kalınacak.

Olsun.

Bu da bir şey mi?

Daha hesap edilmemiş ne acılar, ne yaralar saracak bedeni.

Kımıldamaya bile mecali olmayan büyük topluluk..

Kan revan içinde kıvranırken,

Belki de uyanıverecek derin uykusundan.

Marşlar gümdürderken uzaklardan,

Kim bilir,

Neden? diye soruverecek bir gün.

Nasıl da parçaladılar ansızın.

İşte şimdi,

El an,

Şu an,

İş başa düştü.

Ayağa kalkılacak ve ufuklardaki sevgi ile el ele vererek,

Kırık, eğik, paslanmış aletlerle,

Makineye yeniden, yeniden can verilecek.

İşte,

Sana İnsan!.
Formun Altı

Ve sonsuzluğa dek,

Hakk ile batılın savaşı.


18 Şubat 2017 Cumartesi

Umre Resimleri


Belli ki resimler özel fotoğrafçı tarafından çekilmişler. Binlerce resim arasından seçilen bir-kaç kare basına sızdırılmış. Müslüman Cumhurbaşkanı! dikkatle halkın gözüne gözüne sokulmuş.

Anlayamadığım husus şudur;

Namaz kılarken, tavaf ederken, Arafat’ta dururken çekilen resimler neden, neden yayınlanır?

Bana ne senin tavafından, umrenden, namazından.

Şimdi bu resimlere karşılık muhalefet Trilyon harcasa onun tesirini yakalayamaz.

Halkımız yıllardır, günahla, yasakla, cehennemle, cinlerle… Beynine doldurulan yalan-yanlış dinci bilgilerle aldatılmaktadır. Zerkedilenler, zehirden etkilidir.

Her gün Onlarca televizyon kanalında anlatılan yanlış dini bilgiler üstüne bir de bu resimler eklenince, siyasette kazanmanın sırrı ortaya çıkıyor.

Dini kavramlarla insanımız aldatılıyor.

Allah ile aldatılıyor.

Allah korkusu, utanma, arlanma bir kenara atıldıktan sonra…



15 Şubat 2017 Çarşamba

Saygı Duyuyormuş!


“Hayır” diyenlere saygı duyuyorum, lütfen hakaret, küfür etmeyin!”

Şimdi bu laf moda olmuş.

Modanın geçiciliğinden habersiz yaşayanların, ötekinin bir dayatması olarak sunulan, olguyu, sahiplenerek, hayatında bir yerlere yerleştirmesidir. Aslında, derinlere yerleşen bir korkunun da itirafı olarak değerlendirilebilir. Biraz, sevgi kokusu da sinmiş. Yılların arkadaşlığını bir anda yok etmeme isteği de diyebiliriz.

Lakin düşünebilme yetisinin de yok edildiğini tespit ediyoruz. Nasıl mı? En yukarılardan yapılan hakaretleri görmezden geldikleri için.

Ne diyor C.B.; “Hayır diyenler, FETÖ’nün yanında duruyorlar.”

Ne diyor Başbakan; “PKK, IŞİD, FETÖ hayır diyor.”

Ne diyor Bahçeli; “Bugünün Türkiye’si ile Cumhuriyetin kuruluş yılları arasındaki sosyal, siyasal ve hukuksal bağları ve kökleri kopartma tehlikesini bünyelerinde bir virüs gibi taşıdıklarını göremeyecek kadar cehaletin kayalıklarına toslamışlardır.”

Bu sözlerin, ülkeyi yönetenlerin ağzına yakışmadıkları bir yana, gerçekten asıl hakaret cümlecikleri olduğunu idrak etmeliyiz.

Eğer hainin yanında duruyorsak, neden haine yapılanlara maruz kalmıyoruz. Bilinir ki, hainin yanında duran da haindir.

Oysa, yukarıda adı geçen terör örgütlerini besleyip büyütenler kimlerdir, onların aleyhine söylenen sözlere karşı canhıraş saldırıya ve savunmaya geçenler kimlerdir, Başkanlık sevdası yüzünden Türk Ordusunu yıllarca zindanlarda süründürenler kimlerdir?...

Modanın peşinden sürüklenerek, büyük ilgi, aşırı düşkünlük göstermek, ileride doğacak ve tedavisi çok zor bir hastalığın kollarına kendini bırakmaktır.

‘Evet’ diyeceksen de. Ama hakarete varan, saygı duyma laflarını filan bırak.

Ve söylediğin lafın gerçekte hakaretin en büyüğü olduğunu da anla.

Bizleri de, bir şeyden anlamaz, geri zekâlı, cahil sınıfına yerleştirmekten de vaz geç.

Yarın yine yüz yüze bakacağız…

Unutma!.


13 Şubat 2017 Pazartesi

Oyları Toplayalım


Toplam oy sayısı; 100

“Evet” sayısı: 50

“Hayır” sayısı: 50

Oran % 50

Toplam oy sayısı : 99

“Evet” sayısı : 50

“Hayır” sayısı: 49

“Evet Oran”: % 50,50

“Hayır oran”: % 49,49

Fark: 1,01

Yani, Hayır diyecek bir kişi oy kullanmaya gitmez ise, sandığa giren 2 adet Hayır oyunu da gasp etmiş oluyor!

Buna eksilenlerin tesir kanunu diyebiliriz. Yani, 49’un sağındaki 49’u telafi için ancak iki (2) oya ihtiyaç var.

Anayasa teklifini getirenlere kızgınlık göstererek sandığa gitmemek, onlara yardımcı olmak ve istedikleri yönde iki sefer oy kullanmak demektir. Kızıyor musun, sandığa git ve boş oy kullan o zaman. Bu daha namuslu ve insaflı olur.

Hayat da böyle değil mi, yüzlerce lira harcayarak çocuk, çoluk yapmak istediğimiz piknik anında, her şey güllük gülistanlık iken, isteğimiz ve tercihlerimiz dışında gelen küçük bir rüzgar, kısa süreli bir yağmur hayallerimizi berbat etmez mi?

Ve özellikle Doğu Güney Doğu Anadolu Bölgelerinde, ‘Hayır’ oyu kullanma ihtimali olan insanımızın sandığa gitmemesini sağlamak için, jandarma ve polis gücü kullanılması gündeme gelebilir. Ne de olsa OHAL yetkileri içinde, Bir aylık gözaltı süresi var... dikkat!.

Bilginize….


30 Ocak 2017 Pazartesi

İslamcı Kaplan’ın Hastalığı!


Bazılarınca merak konusu olduğunu biliyorum: Ekim ayından beri yapılmakta olan Anayasa değişimi çalışmalarına, ABD, AB ve (özellikle) İngiltere’den bir açıklama, bir yorum yapılmadı. Doğrusu bizde merak içindeyiz. PKK ve FETÖ örgütleriyle ilgili onlarca açıklama, yorum bulmak mümkünken, neden anayasa değişimi üzerinde bir tek bile açıklama yoktur?

Merakımızı Yusuf Kaplan giderdi. Bu İngiliz eğitimli İslamcı köşe yazarı, sık sık yandaş televizyonlarda, özellikle TRT Diyanet kanalında da arz-ı endam etmekte.

Yazıyı hatırlıyorum, lakin bulamadım. 2004 veya 2005 yılında yazdığımız bir yazıda kendisine ‘hastalıklı’ teşhisini koymuştuk. Bu fikrimiz günden güne tazelendi, kanıtlandı elbette kendisinin yazdıklarıyla. Son yumurtası şu:

"Anayasa değişikliği teklifi geçti, devleti ele geçiren iki asırlık İngiliz-Yahudi güdümlü ittihatçı bürokratik oligarşi bitecek, dün olduğu gibi bugün ve yarın da herkese kol kanat gerecek Yeni Türkiye adım adım inşa edilecek biiznillah, İki asırlık İngiliz-Yahudi nüfuzu da sona erecek."

Dünya üzerinde ‘vekalet savaşları’nın devam ettirildiğini bilmeyen yok. Salt sıcak savaşı mı anlatır bu tanım? Hayır, sosyal alanda da, kendilerinin yerine kiraladıkları kalemler fikirlerini yayıyorlar. Önce eğitip, yetiştiriyorlar, sonra da sahaya sürüyorlar. Siyasal İslamcılık bulunmuş en etkili araç. Bir-kaç hadis, bir-kaç manevi çağrışımları olan kavramları kullandınız mı, araya da yıkıcı, bölücü fikirlerinizi yerleştirdiniz mi, işlem tamam demektir.

Kaplan’ın yaptığı da bu. Elbette eğitiminde nasıl yoğrulmuşsa, çıkacak eserde öyle olacaktır. Sözde felsefe, sosyoloji ağırlıkla konuları işlediğinin iddiasındadır. Lakin mayasındakini kusmaktan başka da bir işe yaramıyor. Bir kere sinirli ve iddialı olduğu her halinden belli. Biliriz ki, sinir ve iddia hâkim ise, başaramama korkusu tüm benliği sarmıştır. Korkuyor, zira yıllardır söyledikleri üstelik kendisinin düdüğünü çaldıkları tarafından yalanlanmaktadır. Yarın bu cümlede elbette yalanlanacak ve yüzüne vurulacaktır. Kendi taraftarlarınca.

“İslamcılık”, kavramı kendilerine eğitimini aldıkları Batı tarafından dayatılmıştır ve tamamıyla siyasi içeriklidir, devlet yönetimini ele geçirmenin esasları hakkında üretilmiş, halkı kandırmaya yönelik bir tanımdır. Savunucusu olduğu fikirlerin bir teki bile kendisine ait değildir. Kendisi kavramı, bir anlamda bizi anlatır. Fikirleri bizden değil, yabancı kaynaklıdır. Ortak görüşleri şudur: Türk Düşmanlığı.

‘Adım adım inşa edilecek’ Yeni Türkiye tanımı bile ABD kaynaklıdır.

Hele şu “İki asırlık İngiliz-Yahudi nüfuzu da sona erecek” tespiti, tam da efendilerine hizmet eden bir cümledir. Neden mi? Çünkü ülkemiz ‘muhafazakar’ fikirlerle beslenmiş bir toplum yapısına sahiptir. İngiliz, Yahudi, ermeni suçlamaları bu kesim üzerinde tez etki yapar ve istedikleri fikirleri kolayca aşılarlar. Sebep budur.

Aynı manadan olmak üzere, siyasilerin Cuma Namazlarının televizyonlar tarafından canlı, ve milim milim takip edilerek yayınlanması, cami ve cemaatin fona alınarak basına demeçlerin verilmesi, hele hele Batuhan Çolak’ın yazısında bildirdiği habere göre, C.B.’nin sarayın dibine yaptırılan camideki Cuma namazında olanlar tam da anlatmaya çalıştığımız, dini kavramlarla ve gösterişli ritüellerle beyinleri esir etmenin bir örneğidir. Uyuşturulmuş zihinlere ne isterseniz zerk edebilirsiniz. Yapılan da budur.

Söyler misiniz, bir kişinin kıldığı namazın haber değeri nedir? Ama 15 yıldır göre göre normal hale gelmiş, içselleştirilmiş bir ritüel olarak uygulanmaktadır. Medyanın günahı, o günahkarlardan daha az değil!.

‘Turuncu Devrimlerin’ kalemşorları, bir gün bu yazdıklarınızın, bu çabalarınızın sebebi sorulduğunda, yiğitçe inandıklarınızı, inandırıldıklarınızı söylemezseniz namertsiniz. Ha, sizlerin Ergenekon, Balyoz soruşturmalarında yaptıklarınızı biz sizlere yapmayacak ve gerçek tarafsız ve adil mahkemelerde anlatacaksınız.


27 Ocak 2017 Cuma

Maça Yenik ve Eksik Başlıyoruz!


Üç sıfır yenik başlıyoruz maça. Üstelik yıldız elemanımız oyun dışına atılmış. Bu tür maçlarla sık olmasa da karşılaşıyoruz. Yenik durumda olan ve bir kişi noksanıyla oyuna devam eden ekibin galip gelmesinin tek şartı vardır: her eleman iki kişilik oynayacak!.

As elemanı tanıtmaya gerek yok, herkesin malumu. Oyundan atıldı. Ondan fayda yok artık. Gol Bir.

Kahverengi ve beyazın savaşını izleyeceğiz. Beyaz, albenisi yüksek bir renk. Kendine çeker, kabul gösterir, ret ettirmez, tiksinti uyandırmaz, kahverengi böyle değil, çoğu kişiler sevmediklerini rahatlıkla söyler, bazı kişilerin aklına sevmediklerini getirir, sinekleri üzerinde toplar, tiksinti uyandırdıkları da vardır… Gol İki.

355 milletvekili ve sahip oldukları muazzam para gücü artı Cumhurbaşkanlığı bütçesinden harcanabilecek sonsuz büyüklükteki maddi imkâna karşılık, harçlıklarından arta kalan küçücük miktarlarla, kâğıt bile almaya takatleri olmayan gariban bir grup. Ulusal alanda yayın yapan Kırk televizyon, ülke sathına dağıtımı yapılan elli gazete ve irili ufaklı televizyonlar, gazeteler, dergilere karşılık toplam izlenme oranı Sıfıra yakın ve yayınları kısıtlanan iki televizyon ile satış rakamları Yüz Bin civarında olan iki gazeteyle savaşa katılıyoruz. Haydi, buna da gol Üç diyelim.

Aynı takım destekçileri olarak sahaya indiğimiz dostlarımızın bir kısmının, karşı takımı desteklemeye başladıklarını hiç yazamayalım bile.

“İşte bu ahval şerait içinde dahi…”                 

Üç Sıfır önemli bir fark değil. Geri kalan inanmış takım elemanları, iki kişilik oynayabildikleri takdirde, yenemeyecekleri ekip yoktur önlerinde.

Başarılamaz, olamaz, yapamayız, beceremeyiz kelimelerini sözlüklerden silip, tam zıtlarıyla hareket edip, hayata yön vermeye çalışırsak. Hangi problem çözülmezmiş, hangi dağ devrilmezmiş görürüz.

Savaşmak için silah mı beklersin, kendin üret, yol almak için vasıta mı istersin, kendin bul-buluştur, doymak için iane mi umarsın, kendin çalış-çabala…

Yeneriz evvel Allah;

1. Safları sıkı tutalım. Araya şeytan giremesin.

2. Bu dünyaya teşrif etmiş Adamların başarı hikâyelerine bakıp, hiç olmazsa onların yollarında olalım, olalım ki, onlar da şefkatini, merhametini esirgemesinler.

3. Ümidi kesmeyelim. Her zirvenin bir inişi vardır, her akşamın bir sabahı.

4. 57. Alay’ın hikâyesini yeniden okuyalım. Ve herkes 57. Alay’ın bir elemanı olarak hayatına ve çalışmalarına yön versin.

5. Şeytanın Milyon hilesi varsa, tamamı bir darbeyle mahvolur gider. Hakk’a güven tam olmalıdır.

6…


16 Ocak 2017 Pazartesi

Sizin Bildiğiniz Neleri Bilmiyoruz?


Bursa’dan da böylesi çıkar mıymış demeyiniz. Bunlar, yıllardır yeraltında yaptıkları, kendilerini gizleyerek, takiyye ile yaptıkları çalışmalarla, görmediniz mi taa C.B.’nin, Genel Kurmay Başkanı’nın yaveri durumuna kadar bile gelmişler. Bursa’dan da çıkar, başka illerden de.

Bakınız, ne kadar açık açık da söylemiş. Anayasanın değiştirilemez maddelerinin de değiştirilebileceğini. Duymadınız mı? İşitmediniz mi? Anlamadınız mı?

Çekincesiz, korkusuz..

Neyine güveniyor?

Arkalarında 39 MHP milletvekili var nasılsa. Onların sayesinde şu Cumhurbaşkanlığı sistemi dedikleri ucube sistemi, anayasa denen değişikliği ile bir yapsınlar, devamı gelecek nasılsa.. kürsü nutuklarından anlaşılmıyor mu?

Nasıl da açıkça söylüyorlar.

Onlar söylerler, haklarıdır. İnanmadıkları, kabul edemedikleri demokrasi bu hakkı tanıyor kendilerine.

Benim inanamadığım; bu yıkıcı, parçalayıcı söyleme karşılık, tarafı da olduğumuz ve oylarımızla desteklediğimiz bir muhalefet milletvekilinden bir şeyler duymak isteriz değil mi?

Evet, isteriz.

Lakin setler hemen çekiliyor. Yassak, hemşerim yassak!!..

Bu nasıl siyasettir, bu nasıl yasaklamadır bilinmez.

Ha,

Neler biliyorsunuz, bizim bilmediğimiz?

Ülkenin gidişatı hakkında, milletin geleceği hakkında neler biliyorsunuz, bizim bilmediğimiz?

Ne olur, anlatıverin de biz garibanlar da rahatlasın, ha, neler biliyorsunuz?

180 derecelik dönüşün bir sebebi olsa gerek!

Nedir bu sebep, biz neleri bilmiyoruz?



Aslan, Fare.. Kedi...

  Aslanın sindiği, sinmek yanlış oldu, köşesine çekildiği zamanlarda, farelerin kükremesi doğaldır. Fare kükreyince yine doğal olarak, kedi ...