Ana içeriğe atla

“Aziz Sancarlardan, Mithat Sancarlara” Dönüşmek!


Fazlı Köksal üstadımız, sosyal medya sayfasında şunları yazdı:

“Yıllarca Artukoğulları’na başkentlik yapmış Mardin bu hale nasıl geldi?.. Ziya Gökalpler, Cahit Sıtkılar, celal Güzelsesler, Süleyman Nazifler, Ali Emiriler ile anılan Türkmen kenti Diyarbakır, neden terörle anılır oldu? Güneydoğu’daki insanımız, Aziz Sancarlardan, Mithat Sancarlara nasıl dönüştü? Bunun üzerinde derin, derin düşünmeliyiz… Belki, hala vakit geçmiş değildir…”

Soru bu.

Verilen cevapsa bu:

Söyleyelim:

İngiliz politikaları çok ilginçtir.

Öncelik Atatürk’tür.

Neden?

Çünkü anladılar ki, ‘İslam Milletin’i alt etmenin yolu, onları inandıkları ve takip ettikleri isimden (imandan, kültürden)  uzaklaştırmaktır.

Hatırlayınız lütfen,

Şeyh Saidleri, şeyh Said’i Kürdileri ve bila bila.. Şeyhleri…

Niye o bölgelerde şeyhler (oralarda Şıh derler), ağalar hala birinci derecede önemlidir?

İşte sorunuzun cevabı da burada gizlidir!.

Atatürk’ü öldürürseniz, Türk’ü teslim alırsınız.

Hepsinin, alayının, tamamının özeti de bu cümlede gizlidir.

Yalnız, Atatürk’ü öldürebilmek için onun yerine bir ismi ikame etmelisiniz. Buldunuz mu? Evet, buldular. Bunu artık siz bilirsiniz.

Şimdi,

Yeni Osmanlı, Dünya lideri, Muhammed’e rakip, Allah’a ortak… gibi sıfatlarla anılan bir ortak, yani BOP ortağı yaratabilmişseniz….

Olay bitmiştir.

Bilmem, bu söylenilenler başarılabilmiş midir?

Bendeniz,

Başarıldığı inancında değilim.

Olanlar, hiçte kendilerinin istediği şiddette geçmiyor.

Neden?

Çünkü bir-kaç ilçede devam eden olaylar, asla Kürtlerin ayaklandığını filan anlatamaz.

İnanıyorum ki,

Kürtler, hala bizimle birlikte hareket ediyorlar. Aksi halde evlerini, mallarını terk edip bize doğru yürümezlerdi.

Utanç,

Onlara karşı söz söyleyenlerin üzerinde kalacaktır.

Şunu da söyleyelim:

Kürtler, an itibariyle kafaları karışık yaşıyorlar. Karıştıranlar da asla PKK filan değil, devleti idare edenlerdir.

Bir daha söyleyelim.

Kürtlerle Türklerin asla aralarında anlaşamayacakları bir sorun filan yoktur. Sorun, PKK ve PKK’yı Kürtlerin temsilcisi düzeyine yükseltenler arasındadır.

Vesselam…..



Yorumlar

  1. Mehmet Kınacı :
    Vakit geçti ama,yine de düşünülmeli???Celal Güzelses,Muharrem Ertaş birlikteliğine ne oldu?Neden "aynı" duygularda birleşemiyoruz??Bırakın Güneydoğu'yu...Ankara'da ahali "ORTAK" duyguda bütünleşiyor mu?TBMM'de "AYNI" duygular var mı??Bu kafirin önde koşan İslamcısı ve Batıcısı el ele verdi...Bizi "KUKLA"ya çevirdiler!!!

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…