Ana içeriğe atla

Çözümsüz müdür Derdimiz Bizim?

Gazeteci Ahmet Takan şunları yazar:

“Tayyip Erdoğan, parti kuruluş çalışmaları sırasında dostları ile sohbet ederken bir arkadaşı sorar; Kürt meselesi ne olacak? Erdoğan cevap verir. ‘O iş bitmiş. Kürt Devletini kurup başına da Kemal Burkay’ı getirecekler…”.

“Kürt Açılımı” sözü ile başladıkları işi ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Başlamalarından birkaç gün sonra ismini bile değiştirdiler, olmadı verilen ismi bir daha değiştirdiler. Yani, bir projeye isim vermekten bile aciz olunur mu? Bu acziyet tercümelerden, dayatmalardan, olduğu gibi kabul etmelerden kaynaklanıyor olabilir mi?

Kavgasız, gürültüsüz, huzur dolu bir ülke de kim yaşamak istemez? Kim terörün sıfırlanmasına karşı çıkar?

Bütün mesele, problemlere çözüm diye sunulan planların, başka mihraklardan getirilip milli planlarmış gibi dayatılmasıdır. Karşı çıkılan husus budur. Dünyanın bilmem neresinde, teröre karşı kazanılan başarı, bizim ülkemizde de aynıyla uygulanması halinde başarı kazanılacağına delalet etmez. Bunlar oyalama taktikleridir. Kendilerini ilim adamı, sosyolog, araştırmacı gibi sıfatlarla tanıtan bazı aklı evvellerin safsatalarıdır. Çözüm daima problemin içindedir. Problem çözüm yolunu da kendisi sunar. Böyle olmasaydı formüller çözülemez, çalışmalar sonuçsuz kalırdı.

O günlerde parti genel başkanı olarak bulunan bugünlerin Başbakanı, taa o günlerde bilmeyerek de olsa çözümü sunuyor.

Çözüm o an için teslimiyet. Orada teslim olmuşlar. Orada kabul etmişler.

“Bağımsızlık karakterimdir” şeklinde haykıran bir kültürün, ataların evlatları olarak, davranışlarımızı başkalarının (yabancıların) isteklerine göre uyduramayız. Onların istedikleri tabii ki kendi halkının menfaati doğrultusunda olacaktır. İşte yukarıdaki cümle içinde gizli olan çözüm. Planlanmış bir oyun içinde figüran mı olacaksın, oyunu yazıp sen mi sahneye koyacaksın?

ABD’li üst düzey bir güvenlik elemanı ziyaret ettikten birkaç gün sonra yeni plan ortaya dökülüyor. Yeni bir “Kürt Açılımı” planı. Üç aşamada ifa edilen planda terör örgütü ile müzakereden vaz geçilip, T.B.M. Meclis’inde bulunan ve tamamen yasal yollardan seçilerek gelip, meclise girenlerin muhatap olarak kabul edileceğini açıkladılar.

Mecliste bulunan kişileri ‘muhatap’ olarak kabul etmek ne demektir? Bu kişiler nerede bulunuyorlar? Türkiye Büyük Millet Meclisinde.

Orada hangi sıfatla oturuyorlar? Onlar Milletvekili. Seçildiler ve geldiler.

‘Muhatap kabul etmek, ne demektir? Muhatap, kendisiyle konuşulan kimsedir. Mecliste bulunan kişilerle konuşmayacaksın da kiminle konuşacaksın. Kiminle kanunları yapacak, komisyonlarda kiminle tartışacaksın. Bu görev tabii ki, Milletvekilinindir.

O halde, Milletvekilini muhatap kabul etmek yanlış mı kullanılmıştır. Zaten, onlarla konuşmak ve tartışmak asli görev olunca…

Ha… Nasıl anlayacağız?

Yoksa bu güne kadar milletin vekillerinden başkaları ile mi görüştünüz, tartıştınız?

Öyle anlaşılıyor.

Yabancı bir ülkenin içindeki çıbanbaşının ‘muhatap’ alınacağını da anlıyoruz bu açılım açıklamasından. Bu işte bir ABD yeniği mi var? Sorusunu da haklı olarak sormuştu bir okurumuz.

Maksat, (başlangıç olarak) Irak’ın Kuzeyinde bir bağımsız Kürt devleti kurmak..

Sonra bu devleti diğer üç ülkeye doğru genişletmek.

Başına da Kemal Burkay’ı getirmek.

Bu mudur?

Budur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…