Ana içeriğe atla

“ Nuh’un Gemisi”

“Nuh'un gemisi Ağrı Dağı'nda bulundu”

-27 Nisan tarihli gazeteler-

Fazla bir zaman geçmez, Nuh’un gemisine dair haberler çıkar gazetelerde. Nuh’un gemisini aramaya çıkanlar, gemiye dair bulunan izler, gemi bulundu.. gibi haberler. Gemi gizemini koruyor. Sır insanların çözmeye çalıştığı bir hedef, sırrın öğrenilmesi için her türlü çaba harcanır.

En son haberlerde de Türk ve Çinli kişilerden oluşan ekip Nuh’un Gemisinin Ağrı Dağında bulunduğunu, gemiden parçlar aldıklarını ve karbon testi yaptırdıklarını, geminin büyüklüğünü, hayvanlar için bölmelerinin olduğunu… açıklamışlardı. Gerçi Arslan Bulut Yeniçağ gazetesindeki köşesini iki gün bu konuya ayırarak, siyasi yorumda bulunmuştu. Ermenilerin Ağrı Dağının kutsallığını, İngilizlerin kurduğu “İncilî araştırma enstitüsü” aracılığı ile Ağrı Dağını Ermenilerle ilişkilendirip, konuyu canlı tuttuklarını dolayısıyla Türk topraklarında gözlerinin bulunduğunu açıklamıştı.

Bizi ilgilendiren bilgiler değil bunlar. Bir başka açıdan yaklaşmak niyetindeyiz, eğer becerebilirsek.

Kurtuluşa aşık insanlar bir gemi ararlar. Nuh’un gemisini. “dağlar gibi dalgalar” yeryüzünü kaplayınca, bir sığınak, bir kurtuluş ümidi “gemi”. “Allahın rahmet ettikleri” doğruca “gemide” yerlerini almış ve dalgaların üzerinde sıkıntıdan, üzüntüden, tehlikeden uzak…kurtulmuşlardı.

Yunus Emre der hoca
Gerekse var bin hacca
Hepisinden iyice
Bir gönüle girmektir”

Yunus Emre doğru yolu “bir gönüle girmektir” şeklinde gösteriyor bizlere. Gönül, Ademin gönlü. Nuh’un gemisi ademin Gönlü. Dünya telaşından, şirkten, hırstan, kıskançlıktan, hasılı tüm olumsuzluklardan tüm günahlardan kurtulmak için “Bir Gönül” e girmek, bir gemiye binmek ve nefis “dağının üzerine” gemi oturduğunda “kendini bilmektir” kurtulmak.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…