12 Mayıs 2017 Cuma

“El atına Binen Tez İner”


Suriye’de ne yapacağını bilememek kadar daha kötü olanı, diğer güçlerin politikalarına sığınmaktır. Suriye’de sivil halk boşaltılırken nasıl feryat figan olanlar vardı. Yapılanın yanlış olduğunu söyleyenler, tarihe, insanlığa karşı suç işlemekle, Suriye’nin bizim bir parçamız oluşunun anlayamamakla, ensar ve muhacir’in tarihi ve dini bir sorumluluk olduğunu ve bunu bizlerin bilemeyeceğini filan söylüyorlardı. Oysa Suriye’nin sivillerden boşaltılması, doğrudan savaş – çatışma alanlarının meydana getirilmesiydi. Anlayamayan kimlermiş? Şimdi, yine başka güçlerin belirledikleri bir politikanın uygulanmasını izleyeceğiz. ‘Çatışmasızlık alanı.’! Hem de öyle bir sunuşları var ki, lafta çok ya, kafaları karıştır, kimse bir şey hatırlayamasın!.

Bunun manası resmen, sivilleri yerlerinden, yurtlarından ederek bir savaş alanının meydana getirilmesi yanlıştı. Bu yanlıştan dönüyoruz. Demektir.

Ama böylece açık ve seçik bir cümle ile söyleyemiyorlar.

Özellikle, Türkiye’nin güney sınırlarına yakın bölgelerdeki Kürtleri, Türkiye’ye getirerek, önce İŞID lehinde olmak üzere savaş alanlarının oluşturulması, sonra PYD -YPG- dolayısıyla ABD’ye peşkeş çekilmesi ve hep onların istediği politikaların uygulanması, sonraları başımıza ne dertler açtı!. Taa ki, güney sınırımızda bir Kürt Devletinden bile söz edilebildi.

Bunlar yapılırken şantaj, tehdit, ticaretin kısılması gibi politikaları, PKK, FETÖ gibi hain araçlarla sürdürürken, Avrupa Birliğine girmek isteyen fakat bir türlü işleri rayına oturtmayan yine dünya jandarmalarının Türkiye aleyhine oluşturduğu dış politika araçları da mevcuttu.

Dört bir taraftan sıkıştırılan Türkiye politikacıları boyun eğmekten başka çare de üretemiyorlardı. Zira çook önceleri ‘stratejik ortaklık’, ‘anlık istihbarat’, ‘kadim dostluk’ gibi palavra politikalarla kandırılmış, adeta iğdiş edilmişti. Büyük düşman olarak planlanıp büyütülen FETÖ elemanları devletin en mahrem noktalarına kadar yerleştirildi, öte yandan PKK ile çatışmasızlık devri başlatılarak açılım adında, bitme noktasına gelen örgütü yeniden palazlandırdılar. Öyle ki, valilerin, kaymakamların, ordu komutanlarının gözleri önünde dehlizler açıldı, surlar inşa edildi, kaleler yaptırıldı. Bunların tamamı görmezden gelindi. Ne için? Sırf, dış dostların hatırının yapılması, kalplerinin incinmemesi uğruna! Yurt dışına kaçan PKK ve FETÖ elemanlarının oralarda nasıl gel keyfim gel yaşadıkları basına intikal ediyor zaman zaman. Suçluyu devletimiz istiyor vermiyorlar, yargılanmaları talep ediliyor yapmıyorlar, böyle dostlar düşman başına!.

‘Çatışmasızlık bölgeleri’nin ilan edilmesi, yapılan hataların kabul edilmesidir. Ancak burada bir ince nokta daha var. Tam da PYD-PKK güçleri zayıflamışken, böylesi bir politikanın uygulanması onlara yeniden hayat öpücüğü vermek anlamına da gelebilir. Tıpkı, Türkiye’de yapılan PKK ile müzakere süreci gibi bir sonuç doğurabilir. Ve bu noktada da dış güçlerin dayattığı politikaların aleyhimize sonuçlar getireceğini düşünmek hakkımızdır.

Yandaş basının bilgilendirdiğine göre, Genel Kurmay Başkanı Akar, MİT Müsteşarı Fidan ve C.B. sözcüsü Kalın ABD’ye gitmişler. “C.B. Erdoğan’ın ziyareti öncesi ABD’li yetkililerle temaslarda” bulunacaklarını söylüyor gazeteler.

Adı geçen kişileri, bir-kaç ay sonrasının Savunma Bakanı, İç İşleri Bakanı ve Dış işleri Bakanları olarak okursak, ne amaçla gittikleri de çabucak anlaşılabilir. Referandumdan sonra hükumette revizyon konuşulmuştu. Sonra böyle bir şeyin olmadığı hükumet ilgililerinden açılandı. Zaten hep böyle olur. Önce haberi salarlar, nabızları yoklarlar gerekirse inkâr ederler fakat zamanı gelince de yaparlar.

Üç önemli bakanlığa getirilmesi planlanan kişilerin ABD’de onay almak için bulunduklarını bakalım kim, ne zaman yazacak?

Ha, her üçü de Suriye politikası uygulanmasında çok önemli isimler!..


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder