28 Mart 2017 Salı

Tek Adamlığın Devamı için…


“Diyelim ki Cumhurbaşkanı nefsine yenildi, yoldan çıktı, gerçekten tek adamlık yapmaya kalktı. Her şeyden önce bu kişinin yakasına kim yapışır? Bu dünyada millet yapışır”

Nefse yenilmek!

Bütün konuşmalar ve yapılanlar dini kavramları kullanarak insanları avlamaya yönelik.

Peki;

BOP eş-başkanlığını kabul ederken, partinin karar organlarında görüşüldü mü, bu yönde bir karar üretildi mi?

Hayır diyebiliriz. (üretildiyse açıklanmadı).

Tek başına aldığın kararı, yani nefsine yenilerek aldığın kararı uyguladın.

Çünkü Arap ülkelerinin de dahil olduğu muazzam bir liderlik vaat edilmişti, ret edemedin.

Ret; ilk önce nefse yapılır. Hayatında yaptığın retleri biliyoruz. Türk’ü, Atatürk’ü, Cumhuriyeti, demokrasiyi, anayasayı… ret ediyorsun. Burada da nefsine yenilerek tabi. Nefsin, bu değerlerle sana, senin istediklerinin yapılamayacağını emrediyor.

Tek adamlık, itirazlarına reddiye getiriyorsun demek!. İktidarının ilk günlerinden itibaren sözde danışma kurullarına yaptığın müracaatlar, fakat çıkan kararların uygulanmasında da getirdiğin reddiyeler ne olacak? Karar ne çıkarsa çıksın, senin söylediklerin uygulanmadı mı? Böylesi daha zevkliydi çünkü. Bu durumda nefse yenilmek yok mu?

Çünkü ‘nefs’in ne olduğundan haberiniz yok.

Bilmediğiniz konularda da ahkam kesmekten yana üstünüze yok.

Tek adamlık, özellikle C.B. seçiminden itibaren, fiilen yaşayan bir, yaşattığınız bir olgu değil de nedir?

Bugünkü uygulamalar, yarının göstergesi olacaktır.

Tek adam sistemine hayır demek, hayırlı sonuçlar üretecektir.

Türkü şöyle söylüyor:

Danışan dağları aşar mı aşar
Danışmayan düz yolda şaşar mı şaşar.



25 Mart 2017 Cumartesi

Avrupa’nın Yaptıkları


Günlerden beri tek konumuz var; Almanya ve Hollanda’nın iktidar mensuplarının, o ülkelerde yapmak istedikleri ‘Evet’ propagandasına izin vermemesi, kiralanan salonların izinlerinin iptal edilmesi, son olarak propaganda için Hollanda da bulunan Bakanın, büyükelçilik binasına alınmaması ve sınır dışı edilmesi.

Fikrimizi baştan söyleyelim de, kimse yanlış düşüncelere kapılmasın: adı geçen devletler tarafından yapılanlar kabul edilemez. Hele hele, konsolosluk veya büyükelçilik binalarına bakanların sokulmaması adeta faşizan bir baskıdır. Üstelik yapılanlar kendi ülkelerinde Faşist-Nazist, ırkçı oluşumların güçlenmesine neden olabilecektir ki, bunu zaman gösterecektir.

Nitekim Hollanda devletinin uygulamalarına teşekkürlerle cevap veren ve destekleyen ırkçı siyasetin lideri Geert Wilders’in twitterde yayınladığı mesajları 2 Milyon civarında beğeni almakta ve reetweet yapılmaktadır. Değerlendirmelerde yalnızca adı geçen lideri alırsak yanılırız. Müslümanlara karşı istemezük cephesi daima taraftarlarını artırmaktadır. Burada NEDEN? Sorusunu sormalıyız. Neden, bulundukları her yerde yüksek kabul görmesi gereken Müslümanlar, istenmemektedir? Araştırılması, incelenmesi ve üzerinde onlarca rapor yazılması gereken bir konu. Üstelik yalnızca, Hollanda ve Almanya’da değil, hemen tüm Avrupa ve ABD’de. Bu aşamada iğneyi biraz da kendimize batırmamız icap edecektir.

Seçmen davranışları incelendiğinde, özellikle Türkiye’de büyük ağızların ve devletlerin dayatmalarının aksine hareket edildiği ortaya çıkar. 12 Eylül ihtilalinden sonra yapılan ilk seçimlerde, devrin adamı Kenan Evren’in işaret ettiği siyasi partiyi ezici çoğunlukla Anavatan Partisi geçmişti. İşaretin zıddına çıkmıştı sonuçlar. Yine, 2015 genel seçimleri öncesi Genel Kurmay Başkanı’nın “ben yazdım” dediği bir bildiri yayınlanmıştı, bu bildirinin de sonucu AKP’nin çoğunlukla kazanmasına sebep olmuştu.  Aynı durum 7 Haziran 2015 seçimlerinde de görüldü. C.B. devlet imkânlarını kullanarak yaptığı propagandalarda, “400 milletvekili” istemesine rağmen, mecliste çoğunluğu kaybetmişti.

Aynı durum Almanya ve Hollanda’da olacaktır ve bilinçli olarak yapılmıştır. Yasalarına aykırı olmasına, aklı eren makul vatandaşlarının fikirlerine ters olarak Türk Bakanların ülkelerine gelmesine karşı çıkmışlardır. Bakınız televizyonlara, radyolara, gazetelere bunlardan başka haber, yorum yok. Daima mağduriyetten nemalanan Ak-parti bu seferde Avrupa’nın yaptıklarından mağduriyet çıkartmış ve her konuşmalarına konuyu ustaca yerleştirmişlerdir. Almanya ve Hollanda’da yapılan yasaklamalar, oralarda referanduma katılacaklara, inadına evet vermelerini sağlayacaktır. Çünkü bu yapılanlardan sonra ‘evet’ demenin bir vatanseverlik olduğuna inandırılmışlardır. Doğrusu iktidar mensupları da bu durumu, sahip oldukları büyük medya gücünü arkalarına alarak, evet lehinde kullanmışlardır.

Bu duruma bilinçli getirilmiştir. Çünkü Avrupa, Türkiye’de rejimin değişmesini istemektedir. Hayallerini demokratik kurallarla işleyen bir meclisten sağlayamamışlardır. Tek adam rejiminde rahatlıkla amaçlarına ulaşacaklarını sanmaktadırlar.

Adamlar Türk Milletinin karakterini bizden iyi biliyorlar. Nasıl davranacaklarını, nerede neyi nasıl yapmaları gerektiğini ezberlemişler.

Tüm bu olanlardan sonra, Avrupa’dan ezici çoğunlukla evet gelmesi beni şaşırtmayacaktır.

Not: Türk Dış Politikasının iflası zamanlarını yaşıyoruz.

Böyle bir Dış İşleri Bakanı olursa, başımız dertten kurtulmaz.


22 Mart 2017 Çarşamba

“Aman geç kalma erken gel”

Ey Can,
Günlerden nedir?
Tarih ne yazıyor?
Çık gel artık.
Geç kalma erken gel.
Ey Can,
Kapı açık,
Çalmadan gir.
Gönül açık Can, gel artık.
Erken gel,
Geç kalma gel,
Gel Can.
Geliş ve gönül açıklığı:
Açılan ilim, talep ile mümkün.
Gelenin zevk edilmesi, gelenin kabulü ile mümkün.
Kabul;
İtirazsızdır. İtiraz, ikiliktir. Küfürdür. Şirktir.
Bile bile, kabul etmek üstünlüktür.
Kırk kapı açılır, deve birinin önünde çöker.
Deveyi değil, manayı Hakk gör.
Mana kalbe parça parça girer.
Zamansız,
Zaman yoktur. Devam arama.
Apansız ve ilgisiz zamanda, An’da.
İster kabul et, ister inkâr.
Gelişte “geç” yoktur. Hep zamanındadır.
Geciken sensin. Geciken idrakin.
Kirli bilgileri at.
Kirli kabulleri.
Testini tertemiz pınar suyu ile doldur.
Pınar bazen, duraklar Eylüllerle doğru…
Mevsim gereğidir.
Yağmurlarla coşacaktır yine.
Kalbini saf et, saf tut.
Geleni Allah Misafiri kabul et.
Gönlünde yer ayır.
Rahman, Rab, Hakk ile hükümrandır.
Bunu iyi anla.
Hî…
Ey Can, sakın geç kalma erken gel.


11 Mart 2017 Cumartesi

Böyle Siyaset Olmaz olsun


Bir tiwit atmış başdanışman ilnur Çevik. Amacı, önümüzdeki referandumda ‘hayır’ tercihini kullanacakları tehdit etmek. Dil sürçmesi mi desek, Allah söyletti mi desek, Allah yanıltmış mı desek nasıl denir bilemedim:

Şöyle söylemiş beyzade;

 “Hayır diyenlere: 7 Haziran sonrası Türkiyedeki kaos ve istikrarsızlığı mumla ararsınız”

Azıcık 7 Haziran’ı hatırlayalım. Yapılan genel seçimlerde AKP meclis çoğunluğunu kaybetti. Kısa ama bize uzun gelen bir süre, ne tepelerden, ne de yanlardan ses seda çıkamadı. Ne yapacaklarını şaşırdılar. Sonra koalisyon görüşmeleri başladı. Aniden uyandılar. C.B.’nin yeniden seçime götürme yetkisi vardı. Öngörülen sürede 7 Haziran’ı tersine çevirme çalışmaları yapılmalıydı.

Ne yapıldı? Gayet basit. ‘Çözüm Süreci’ denilen saçmalıktan vaz geçildi. Terör arttı. Arttı mı demeliyiz, artırıldı mı?

Başdanışmanın ifadesi bize bile isteye artırıldığını anlatıyor.

7 Haziran ile Kasım arasındaki kaos ortamı, oy kullananlar üzerinde önemli bir baskı yaşattı. Kaosun artırılması, oyların geri iktidar partisine dönmesini sağladı. Her patlama, her kanlı olay iktidar oylarını artırdı. Ülkeyi bilerek ve isteyerek acılara boğdular, oy uğruna.

Şimdi yeniden kaosla tehdit ediyorlar.

Beyzadenin tehdidi ilk değil. ‘Hayır çıkarsa savaşa hazır olun’ sözünü hatırlıyoruz. Atatürk hakkında ipe-sapa gelmez yalanların gırla üretildiği ortamda yaşıyoruz. Silahlarıyla pozlar veren parti yöneticilerini seyrediyoruz. ‘Hayır çıkarsa ne olur’ sorusuna otomatik tabancasıyla şarjör boşaltan parti yöneticisinin videosunu görüyoruz. Halk özel harekât (HÖH) adında ne olduğunu bilemediğimiz bir örgütlenmenin sürdürüldüğünü gazetelerden okuyoruz. Cumhuriyet düşmanlığı yaparak, ’90 yıllık aranın kapanacağını’ açıkça dillendiriyorlar. Bu arada, siyasi iktidar mensupları, oy tercihini ‘hayır’ olarak belirleyenleri, terör örgütleriyle birlikte oldukları değerlendirmesini her gün devamlı olarak yapıyorlar.

Zihinlere korkuyu yerleştirip, amaçlarına ulaşmak istiyorlar.

Böyle siyaset olmaz olsun.

Ayrıca, sosyal medyada, ak-trollerin sık kullandıkları ve anlamının edepsizce hakaret olduğunu bildikleri bir söz var: -Köprüyü geçmek. –Köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek. Gibi.

Ne için, kimin için kullanıyorlar dersiniz?

Böyle siyaset olmaz olsun.