30 Ocak 2017 Pazartesi

İslamcı Kaplan’ın Hastalığı!


Bazılarınca merak konusu olduğunu biliyorum: Ekim ayından beri yapılmakta olan Anayasa değişimi çalışmalarına, ABD, AB ve (özellikle) İngiltere’den bir açıklama, bir yorum yapılmadı. Doğrusu bizde merak içindeyiz. PKK ve FETÖ örgütleriyle ilgili onlarca açıklama, yorum bulmak mümkünken, neden anayasa değişimi üzerinde bir tek bile açıklama yoktur?

Merakımızı Yusuf Kaplan giderdi. Bu İngiliz eğitimli İslamcı köşe yazarı, sık sık yandaş televizyonlarda, özellikle TRT Diyanet kanalında da arz-ı endam etmekte.

Yazıyı hatırlıyorum, lakin bulamadım. 2004 veya 2005 yılında yazdığımız bir yazıda kendisine ‘hastalıklı’ teşhisini koymuştuk. Bu fikrimiz günden güne tazelendi, kanıtlandı elbette kendisinin yazdıklarıyla. Son yumurtası şu:

"Anayasa değişikliği teklifi geçti, devleti ele geçiren iki asırlık İngiliz-Yahudi güdümlü ittihatçı bürokratik oligarşi bitecek, dün olduğu gibi bugün ve yarın da herkese kol kanat gerecek Yeni Türkiye adım adım inşa edilecek biiznillah, İki asırlık İngiliz-Yahudi nüfuzu da sona erecek."

Dünya üzerinde ‘vekalet savaşları’nın devam ettirildiğini bilmeyen yok. Salt sıcak savaşı mı anlatır bu tanım? Hayır, sosyal alanda da, kendilerinin yerine kiraladıkları kalemler fikirlerini yayıyorlar. Önce eğitip, yetiştiriyorlar, sonra da sahaya sürüyorlar. Siyasal İslamcılık bulunmuş en etkili araç. Bir-kaç hadis, bir-kaç manevi çağrışımları olan kavramları kullandınız mı, araya da yıkıcı, bölücü fikirlerinizi yerleştirdiniz mi, işlem tamam demektir.

Kaplan’ın yaptığı da bu. Elbette eğitiminde nasıl yoğrulmuşsa, çıkacak eserde öyle olacaktır. Sözde felsefe, sosyoloji ağırlıkla konuları işlediğinin iddiasındadır. Lakin mayasındakini kusmaktan başka da bir işe yaramıyor. Bir kere sinirli ve iddialı olduğu her halinden belli. Biliriz ki, sinir ve iddia hâkim ise, başaramama korkusu tüm benliği sarmıştır. Korkuyor, zira yıllardır söyledikleri üstelik kendisinin düdüğünü çaldıkları tarafından yalanlanmaktadır. Yarın bu cümlede elbette yalanlanacak ve yüzüne vurulacaktır. Kendi taraftarlarınca.

“İslamcılık”, kavramı kendilerine eğitimini aldıkları Batı tarafından dayatılmıştır ve tamamıyla siyasi içeriklidir, devlet yönetimini ele geçirmenin esasları hakkında üretilmiş, halkı kandırmaya yönelik bir tanımdır. Savunucusu olduğu fikirlerin bir teki bile kendisine ait değildir. Kendisi kavramı, bir anlamda bizi anlatır. Fikirleri bizden değil, yabancı kaynaklıdır. Ortak görüşleri şudur: Türk Düşmanlığı.

‘Adım adım inşa edilecek’ Yeni Türkiye tanımı bile ABD kaynaklıdır.

Hele şu “İki asırlık İngiliz-Yahudi nüfuzu da sona erecek” tespiti, tam da efendilerine hizmet eden bir cümledir. Neden mi? Çünkü ülkemiz ‘muhafazakar’ fikirlerle beslenmiş bir toplum yapısına sahiptir. İngiliz, Yahudi, ermeni suçlamaları bu kesim üzerinde tez etki yapar ve istedikleri fikirleri kolayca aşılarlar. Sebep budur.

Aynı manadan olmak üzere, siyasilerin Cuma Namazlarının televizyonlar tarafından canlı, ve milim milim takip edilerek yayınlanması, cami ve cemaatin fona alınarak basına demeçlerin verilmesi, hele hele Batuhan Çolak’ın yazısında bildirdiği habere göre, C.B.’nin sarayın dibine yaptırılan camideki Cuma namazında olanlar tam da anlatmaya çalıştığımız, dini kavramlarla ve gösterişli ritüellerle beyinleri esir etmenin bir örneğidir. Uyuşturulmuş zihinlere ne isterseniz zerk edebilirsiniz. Yapılan da budur.

Söyler misiniz, bir kişinin kıldığı namazın haber değeri nedir? Ama 15 yıldır göre göre normal hale gelmiş, içselleştirilmiş bir ritüel olarak uygulanmaktadır. Medyanın günahı, o günahkarlardan daha az değil!.

‘Turuncu Devrimlerin’ kalemşorları, bir gün bu yazdıklarınızın, bu çabalarınızın sebebi sorulduğunda, yiğitçe inandıklarınızı, inandırıldıklarınızı söylemezseniz namertsiniz. Ha, sizlerin Ergenekon, Balyoz soruşturmalarında yaptıklarınızı biz sizlere yapmayacak ve gerçek tarafsız ve adil mahkemelerde anlatacaksınız.


27 Ocak 2017 Cuma

Maça Yenik ve Eksik Başlıyoruz!


Üç sıfır yenik başlıyoruz maça. Üstelik yıldız elemanımız oyun dışına atılmış. Bu tür maçlarla sık olmasa da karşılaşıyoruz. Yenik durumda olan ve bir kişi noksanıyla oyuna devam eden ekibin galip gelmesinin tek şartı vardır: her eleman iki kişilik oynayacak!.

As elemanı tanıtmaya gerek yok, herkesin malumu. Oyundan atıldı. Ondan fayda yok artık. Gol Bir.

Kahverengi ve beyazın savaşını izleyeceğiz. Beyaz, albenisi yüksek bir renk. Kendine çeker, kabul gösterir, ret ettirmez, tiksinti uyandırmaz, kahverengi böyle değil, çoğu kişiler sevmediklerini rahatlıkla söyler, bazı kişilerin aklına sevmediklerini getirir, sinekleri üzerinde toplar, tiksinti uyandırdıkları da vardır… Gol İki.

355 milletvekili ve sahip oldukları muazzam para gücü artı Cumhurbaşkanlığı bütçesinden harcanabilecek sonsuz büyüklükteki maddi imkâna karşılık, harçlıklarından arta kalan küçücük miktarlarla, kâğıt bile almaya takatleri olmayan gariban bir grup. Ulusal alanda yayın yapan Kırk televizyon, ülke sathına dağıtımı yapılan elli gazete ve irili ufaklı televizyonlar, gazeteler, dergilere karşılık toplam izlenme oranı Sıfıra yakın ve yayınları kısıtlanan iki televizyon ile satış rakamları Yüz Bin civarında olan iki gazeteyle savaşa katılıyoruz. Haydi, buna da gol Üç diyelim.

Aynı takım destekçileri olarak sahaya indiğimiz dostlarımızın bir kısmının, karşı takımı desteklemeye başladıklarını hiç yazamayalım bile.

“İşte bu ahval şerait içinde dahi…”                 

Üç Sıfır önemli bir fark değil. Geri kalan inanmış takım elemanları, iki kişilik oynayabildikleri takdirde, yenemeyecekleri ekip yoktur önlerinde.

Başarılamaz, olamaz, yapamayız, beceremeyiz kelimelerini sözlüklerden silip, tam zıtlarıyla hareket edip, hayata yön vermeye çalışırsak. Hangi problem çözülmezmiş, hangi dağ devrilmezmiş görürüz.

Savaşmak için silah mı beklersin, kendin üret, yol almak için vasıta mı istersin, kendin bul-buluştur, doymak için iane mi umarsın, kendin çalış-çabala…

Yeneriz evvel Allah;

1. Safları sıkı tutalım. Araya şeytan giremesin.

2. Bu dünyaya teşrif etmiş Adamların başarı hikâyelerine bakıp, hiç olmazsa onların yollarında olalım, olalım ki, onlar da şefkatini, merhametini esirgemesinler.

3. Ümidi kesmeyelim. Her zirvenin bir inişi vardır, her akşamın bir sabahı.

4. 57. Alay’ın hikâyesini yeniden okuyalım. Ve herkes 57. Alay’ın bir elemanı olarak hayatına ve çalışmalarına yön versin.

5. Şeytanın Milyon hilesi varsa, tamamı bir darbeyle mahvolur gider. Hakk’a güven tam olmalıdır.

6…


16 Ocak 2017 Pazartesi

Sizin Bildiğiniz Neleri Bilmiyoruz?


Bursa’dan da böylesi çıkar mıymış demeyiniz. Bunlar, yıllardır yeraltında yaptıkları, kendilerini gizleyerek, takiyye ile yaptıkları çalışmalarla, görmediniz mi taa C.B.’nin, Genel Kurmay Başkanı’nın yaveri durumuna kadar bile gelmişler. Bursa’dan da çıkar, başka illerden de.

Bakınız, ne kadar açık açık da söylemiş. Anayasanın değiştirilemez maddelerinin de değiştirilebileceğini. Duymadınız mı? İşitmediniz mi? Anlamadınız mı?

Çekincesiz, korkusuz..

Neyine güveniyor?

Arkalarında 39 MHP milletvekili var nasılsa. Onların sayesinde şu Cumhurbaşkanlığı sistemi dedikleri ucube sistemi, anayasa denen değişikliği ile bir yapsınlar, devamı gelecek nasılsa.. kürsü nutuklarından anlaşılmıyor mu?

Nasıl da açıkça söylüyorlar.

Onlar söylerler, haklarıdır. İnanmadıkları, kabul edemedikleri demokrasi bu hakkı tanıyor kendilerine.

Benim inanamadığım; bu yıkıcı, parçalayıcı söyleme karşılık, tarafı da olduğumuz ve oylarımızla desteklediğimiz bir muhalefet milletvekilinden bir şeyler duymak isteriz değil mi?

Evet, isteriz.

Lakin setler hemen çekiliyor. Yassak, hemşerim yassak!!..

Bu nasıl siyasettir, bu nasıl yasaklamadır bilinmez.

Ha,

Neler biliyorsunuz, bizim bilmediğimiz?

Ülkenin gidişatı hakkında, milletin geleceği hakkında neler biliyorsunuz, bizim bilmediğimiz?

Ne olur, anlatıverin de biz garibanlar da rahatlasın, ha, neler biliyorsunuz?

180 derecelik dönüşün bir sebebi olsa gerek!

Nedir bu sebep, biz neleri bilmiyoruz?