22 Eylül 2016 Perşembe

FETÖ Mücadelesinde Göz Ardı Edilenler…


Hala, FETÖ diyorlar da başka bir laf çıkmıyor ağızlarından. Tamam, FETÖ; FETÖ ama FETÖ’nün yalnız olmadığını ve asla tek başına bu işi yapamayacağını belirtmiştik. Peki, durmaksızın FETÖ demenin manası ne demektir? 

Dikkatleri başka mecralara çekmekten başka ne anlamı olabilir?

Tamam, aslını söyleyemiyorsun, üst akıl diye nitelendirdiğini aşikâr edemiyorsun. Her şeye tamam. Bütün kötülüklerin anası olarak durmaksızın FETÖ’yü ortaya sürmek, söyleyelim ki, kendini ihbar etmekten öteye geçmez.

Bir savaşın içindeyiz, büyük bir savaşın. Bu fikrimizi yıllar önce söylemiştik. PKK’nın görünür olduğunu, asıl olanın arkasındaki gücün ABD’de olduğunu ve savaşımızın ABD ile olduğunu yıllar önce söylemiştik. Biz bu fikri ileri sürdüğümüz günlerde, iktidarımız ‘model ortaklık’, ‘stratejik ortaklık’ gibi ne idüğü belli olmayan ve yalnızca kendilerinin inandığı dış politika enstrümanlarıyla oyalanıyorlardı. Ve bu politikalar sayesinde Onlarca vatandaşımızı kendi silahlarımızla hayatlarına son verdik. Yıllar boyunca ki, bu politikayı sürdürdüler. Ve hala ısrarla bu politikanın doğruluğunu söylüyor ve yürütüyorlar. Yazık ki, iktidar mensupları ‘kandırıldık’ lafıyla milleti kandırmanın telaşındadır.

Gelişen olaylar yeni bir kapıya getirdi devleti, işte buyurun size imkân ve fırsat. Uygulayın politikanızı ve değiştirin. Fırsat bu fırsat.

Durmaksızın FETÖ derseniz, tüm suçu FETÖ’ye yükler ve asıl düşmanı gizlemiş olursunuz. Hiç olmazsa ara sıra,  vaktiyle ‘Üst Akıl’ dediğiniz gibi…

Her suç için ortaya aynı şahsı çıkarırsanız, asıl suçluyu unutturmak gayeniz vardır demektir.

Her kanuna aykırı eylemin, bir suçlusu vardır. Adaletin görevi bu suçluyu itirazsız tespit edip, cezalandırmaktır. Siyaset araya girerek, yalnızca bir isim üzerinde durursa, adaletin de kafası karışacak ve yanlış yargılara varma ihtimali bulunacaktır.

1. FETÖ ve örgütü, bu kalkışmada ilk ve kesin tespitli suçludur.
2. NATO bu kalkışmada kesinlikle suçun en büyüğüne ortaktır.
3. Ne NATO ne FETÖ, ABD’siz böyle bir işe kalkışamaz.
4. Avrupa ve Asya’nın merkezini yöneten bir Türkiye’de kalkışma yapmak için sadece ABD’nin onayı yeterli değildir. AB’yi yöneten büyük güçlerin, bu kalkışmada sorumluğunu aramak Türkiye’yi yönetenlerin namus borcudur.
5. Biraz da, öteden beri uygulanan dış politikaya bakılmalıdır. Ne yaptık da, Suriye’de, Libya’da, Irak’da, Mısır’da hatalar yaptık diye düşünmek, yönetenlerin kendi kendilerini soruşturma namuslarıdır. Ve 15 Temmuz kalkışmasındaki dış politika hatalarını bir kenara not etmek ve üzerine gitmek görevleridir.
….

Ne büyük hatalar yapılmış, ne büyük laflar edilmiş, geriye dönüp bakınca anlaşılıyor.

Şimdi, FETÖ’nün gelişmesi, devlete yerleştirilmesi üzerinde konuşmanın zamanı değil. Çünkü zaman mücadeleye dönüktür. Bütün kuvvetiyle ordular düşmana saldıracaktır. Zaman, o zamandır.

Ve düşünülmelidir, yoksa FETÖ çözülemez.



20 Eylül 2016 Salı

Oradan, Buradan!..


‘Büyük Kürdistan’ ve ‘Büyük İsrail’

Ne ilginç. Her iki tanımlamada, aynı merkezin adlandırması gibi,

İkincisi, birincisine muhtaç. Yayılma ve ikna etme aşamasında kullanılacak en önemli argüman. Kürdistan.

Öyleyse, bağımsız Kürt devletinin kurulması için ne yapılması lazımsa, yapılmalıdır.

Şu cümleyi not alalım lütfen;

“Devletler düşmanlarını tanımak zorundadır. Varlığını ve geleceğini huzurla sağlamak için, düşmanlarıyla dostane geçinmeye mecburdurlar.”

Muazzam bir zekâ kıvraklığı, muhteşem bir irade gerektirir bu sözün altındaki anlam.

Bağırarak, çağırarak, küfür ederek, sinirli vaziyette diskur çekerek, yapılmaması gerekenleri uygulamaya sokarak… Üstünlüğünü gösteremezsin. Her şeyden evvel psikolojik olarak yenilmişsindir. Moral zafiyeti yaşayanlar ve bunu karşıya gösterenler yenilmişliğinin lezzetini yaşıyor ve bu lezzet içinde derin rüyalara dalıyor demektir. Osmanlı hülyası böylesi bir zamanlardaki haletin su yüzüne çıkışıdır.

Hayal nefsaniyeti, benlik zanları körükler, birbirlerini fasit daire içinde büyütürler.

Bilim ile ilime, tefekkür ile insanlığa ulaşılır. İnsan, doğruyu bulan, doğruyu düşünen ve uygulayandır yerinde.

Ezberlerin tekrarı, umutsuzluğa düşenin kurtuluş yoludur. Yazık ki, müşterisi boldur.

Koca bir milleti, ezberlerinize, hayallerinize kurban edemezsiniz, böyle bir hakkınız yoktur. Hakikat ırmağında yıkanabilenlere ne mutlu.

Bilmem neyin eş-başkanı olmakla övünülecek günler geride kalsın. Milletinin sana bahşettiği makamlar nene yetmez?

Daha çok, daha çok, daha çok olsun. İyi de nereye kadar? Kanaatkâr olmak kişiyi kötülerden, kıskançlıklardan, hırslılardan da korur.

At ile it izini karıştırmışsan, suç ne atta ne de ittedir. Hemen bir göz hekimine müracaat etmeni salık veririm.

Başkalarının işine burnunu sokarsan, kötü kokulardan kurtulamazsın. Bırak kim nasıl istiyorsa, keyfince yaşasın. Bizim görevimiz, kovanın insicamını karıştırmak değil, balın üretilmesine yardımcı olmaktır.

Acımasızca eleştirdiğin insana dikkatlice bir bakıver, ne görüyorsun, kimi görüyorsun?

İyi insan olmak için kendini iyi hissetmen kâfi değildir, komşunun tavuğundan da gözünü alman lazımdır.

‘Kürdistan’dan nerelere gelmişiz? Konu başkaydı, bilinemeyenler deryasında ne işin var, sana dünya dar mı gelir? Bir nebze dalış, yeni hayatlara kucak açmak gibi.

Arkanda bıraktığın koca bir ömür. Kocaman demişsek, sonsuzluk deryasında hiç mesabesindeki ömür. Ne yaptın, nasıl yaptın, niye yaptın, ya da yapmadın? Ne yapılmalıydı da yapamadın? Bu sorulara doğru cevap verilirse, mesele çözülür. Cevabı, bir daha bu dünyaya gelme imkânının olmadığını unutmamak kaydıyla verebilirsin.

Bir şeylerin yanlış gittiğini anlamanın yolu, o işte görevli olanın sohbetlerinde açığa çıkar. Kulak kesilin diskurlara. Ne potlar, ne açıklamalar, ne itiraflar bulacaksınız.

‘Başörtüsü’ne kurban edilen bir rejim, bunalıma dönüşen ihmaller, bir Paşa’nın başörtülüye teslim edilişi, yapacak işi kalmamış gibi, kadın polislerin de başörtüsü kullanabileceğini yönetmeliklere geçirmek.. heey, “411 el”, şimdi Hürriyet’in manşetini hatırlamak zamanı değil mi? Kaos iliklerimize kadar işlemişken.

‘Kürdistan’mış… şurada kardeş, kardeş yaşamak varken!...

Bir yazımızda şöyle demiştik büyüklerden alıntılayarak: ’Şeytan, olmayanı varmış gibi, var olanı yokmuş gibi gösterir.’

Ne demişti ulu kumandan:

“Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur”.


17 Eylül 2016 Cumartesi

15’inden Bugüne Değişen Bir Şey Yok!..


Yeniçağ yazarı Arslan Tekin 10.07.2016 tarihli köşe yazısını şu cümle ile bitiriyordu:

“Cemaatler ve tarikatlar masaya yatırılmalı ve teşrih edilmelidir.” (Arslan TEKİN)

Yazıyı okur okumaz, facebook sayfamda aşağıdaki yorumu yapmıştım:

“Gerek yok.

‘Cemaat’ (ler) denilen siyasi yapılar, bozulmuş ve düzeltilmesi imkânsız ‘tarikat’ yapılanmasının yeni bir adla toplumu kandırma yönteminden başkası değil.

Kaldı ki, tamamının oluşumunda bir yabancı istihbarat servisinin el izi var. Başkalarının aklı ile vücut bulan bu yapılar hakkında, yapılması gereken; hükumetin bugünlerde bir cemaat aleyhinde savaş açtığı cephenin genişletilmesinden başkası olamaz.

Hepsinin mali yapısı, para toplama yöntemleri, toplanan paraların makbuzları, harcamaları, faturaları tek tek incelendiğinde, karşımıza yeniden büyük bir soygunun çıkması muhtemeldir.

Manevi kelamlar, kelimeler, sözler, cümleler kullanılarak yapılan, (din) adı altındaki siyasi manevraların tamamı, sakıttır, yalandır, kandırmacadır. Tez elden tamamının kapatılmasıyla toplum huzura kavuşacaktır. Huzurun bulunmadığı toplumlarda anarşi hâkim olur. Anarşi beyinleri aşındırır, hücreleri öldürür. Beyini zayıflamış bir toplumdan da, hayır-hah işler beklemek beyhudedir.”

***

Bu yorumdan tam Beş gün sonradır ki, o meşum kalkışma yaşandı. Görülüyor ki masaya yatırmaya filan gerek yok. Masaya, tanımadığın, bilmediğin bir konuyu yatırırsın ve üzerinde tartışırsın. Bunların bilinmeyen tarafları mı var ki, üzerinde tartışalım?

15 Temmuz yaşanmasına karşılık hala olduğumuz yerde duruyoruz. Hala, cemaat yapılanmaları hakkında, dişe dokunur bir çalışma yapılmadı. Yapılma niyeti de yok. Hala, para toplamaya devam ediyorlar, hala yalan yanlış dini bilgileri halkın dimağına yayıyorlar. Ne Maliye’den ekonomik denetimler, ne Diyanet ve İlahiyatlardan dini denetimler yapılamadı.

Tez elden tamamının mal varlığına el konularak, tamamı kapatılmalı ve faaliyet yapmalarına mani olunmalıdır.

Hala ders alınamadıysa, siz daha nasıl bir kalkışma bekliyorsunuz?



12 Eylül 2016 Pazartesi

Ne Düşünüyorum?


Ne 15 Temmuz kargaşasına düşmüş ve kalmış ne de 16 Temmuz rahatlığını yaşayabilmiş bir garip olarak, hala 14 Temmuz’da kalmış bir bî-baht olarak çözümün hala, 15’inden evvelinde olduğuna inananlardanım. Niye? Problemi anlayamayanlar çözüme ulaşamazlar da ondan. Bendeniz, problemin nereden ve nasıl doğduğunu merak edenlerdenim.

Aslında bunun da bir önemi yok. Ve aslında her şey ap-açık ortada duruyor. Ne 14 Temmuz, ne 15 Temmuz, ne de 16 Temmuz umurumda. 14 neyse, 16’da o.

Aradaki fark, ortaya sürülmüş bir cengâver.

Şunu yadsıyamam. Aleniyete çıkmış ve tespiti yapılmış bir hainler grubu var. Ne yapılacaksa yapılmalıdır. Hiçbir itiraz kabul edilemez, hiçbir tereddüt affedilemez. Lazım gelen ve yapılması gerekenler duraksamadan, acabalara yer verilemeden yapılmalıdır hiç tereddütsüz.

14 Temmuz şartlarını unutmadan ve 17/25 Aralık evvelini akıldan çıkartmadan.

Gidişat nereye varır? Bu bizim sorunumuz değil. Yargı görevlileri gidişatı takip edeceklerdir, yasalar ve evrensel vicdanın yol vereceği ölçüde. Yolların nereye, ne kadar gideceğine ancak onlar karar vereceklerdir. Elbette bu kararların temyizi mümkündür. O halde, cengaverlerde yargının kararlarına boyun eğmelidir. Zaman nelere gebe, neler, nasıl gelişecek göreceğiz ömrümüz varsa bu dünyada.

Niye?

Demokrasi bayramı ilan etmek, siyasi bir diyalogdur.

Demokrasi inancı, yargının vereceği kararlara ayniyle boyun eğmeği de gerektirir.

Bu noktada (noktada kelimesi birisinin hoşuna gitmesi için değil, geldiği gibi yazılmıştır),

Yargının bağımsızlığı üzerinde çok acımasız tartışmalar yapılmaktadır. Bizi derinden yaralayan tartışmalar. Karşısında saygıyla durduğumuz yargı erkinin, yanlı karar vermesi ihtimali, milletin mensuplarının beyinlerine yerleştirilirse, ‘var haline yan gardaş’ derler. Milletin ekseriyeti bu hali yaşarsa artık siyasetin yapabileceği de bir şey kalmaz. Yalanla varılacak yer ancak bir şarampol olur. Sonrasında yol…

Evet, bendeniz 14 Temmuz yanlışlarında, 14 Temmuz kahırlarındayım.

Ama asla, yapılan mücadelenin duraksamasında değil, bilakis şiddetinin aratarak devam etmesinden yanayım.

“Şiddeti” demişsek, işkence değil, yaşların toplanması değil, yasaların müsaade etmediği değil, yetkilerin kötüye kullanılması değil…

Devlet gibi, adam gibi, yasa gibi, kural gibi…

Hakk’ın tahakkuku, Hakk ile…

Adalet Hakk’ın bulunduğu yerdir…