19 Temmuz 2016 Salı

Savaş Nedir?


“Savaşın çapraşık ve bilgiççe bir tanımlaması ile işe girişmeyelim. Savaşın özüne, düelloya bakmakla yetinelim. Savaş, çok daha büyük çapta olmak üzere, düellodan başka bir şey değildir. Bir savaşı oluşturan sayısız kişisel düelloları tek bir kavram içinde toplamak istersek, iki güreşçiyi düşünmemiz uygun olur. Her biri, fiziki gücü sayesinde, diğerini iradesine boyun eğdirmeye çalışır; en yakın amacı hasmını alt etmek, yıkmak, böylece tüm direnişini yok etmektir.

Demek oluyor ki, savaş, hasmı irademizi yerine getirmeye zorlayan bir şiddet hareketidir.

Şiddet, şiddeti göğüslemek için, bilim ve sanatların buluşları ile silahlanır. Gerçi kaydedilmeye değmez bazı ufak tefek sınırlamaları devletler hukuku yasaları adı altında kabul eder ama bunlar uygulamada savaşın gücünü zayıflatmaz. Şiddet, yani fiziki kuvvet (çünkü devlet ve kanun kavramlarının dışında manevi kuvvet diye bir şey yoktur), böylece savaşın aracı olmaktadır, ereği ise düşmana irademizi zorla kabul ettirmektir. Bu ereği tam bir güven içinde gerçekleştirebilmek için, düşmanı silahtan arındırmak gerekir ve işte bu silahsızlandırma, tanımlama gereği, savaş operasyonlarının gerçek anlamda ilk amacıdır. Bu amaç son ereğin yerini almakta, onu bir bakıma, savaşın kendisine ait bir şey değilmişçesine, bir kenara itmektedir.” (Carl Von Clausewitz, Savaş Üzerine, sh. 14)

Unutulmasın ki, savaş gayeye ulaşmak için bir araçtır.

Aklını kullanan, kurmay subayın yapacağı ilk tespit, düşmanın amacının ne olduğudur. Amaç belirlenebilirse, bu amaca ulaşmak için kullanılacak yolların hesabı kolaylaşır. Bir de şu husus unutulmasın, savaş, savaşın başladığı anda başlamamıştır. Ön hazırlık yıllar, yıllar evvel başlamış ve olgunlaştırılmıştır. İşte kurmayın tespit edeceği de bu hazırlık dönemidir. Düşman cepheye yerleşmiş, toplar, tüfekler patlarken, savaş gemileri denizden döverken, uçaklar bombalarını yağdırırken siz kurmay olsanız, akıllı olsanız ne yazar? Elbette bu zamanda da yapılacaklar vardır. Heyecanlanmadan, kıvrak zekânın devreye girmesiyle, en azından kısa vadede kurtuluş ve refaha kavuşmanın yollarını buluvermek, üstün subayların yapabileceği işlerdendir.

Yıllardır söyleriz, Türk milleti bir savaşın içindedir diye. PKK yalnızca kendi halinde bir terör örgütü değildir diye. Evet, bir savaşın içindeyiz, fakat düşman cephede henüz yerini almamış, devşirdikleri ile işlerini kotarmaya çalışıyor. Devşirilenler hep dağlarda eli silahlı teröristlerden de olmuyor. İçimize kadar sokulmuş kanlı hançerlerini gizlemeyi başarabilmiş alçaklar, devletin tüm kurumlarına yerleştirilmişler verilecek emri beklemektedirler. Son 14 yılımız binlerce örneğini yaşadığımız felaketlerle geçti. Sıradan bir kurumda terfi ettirilmeyen basit bir memurun hakkını bile savunamadığımız günler çok uzaklarda değil. Tüm kurumlarda yapılmış olmasından da eminiz. Ve bunların toplamı, cephedeki askerin elinden silahlarını almakla eş değer bir tesir üretmiştir.

Savaş alanlarının en kıymetli silahı insandır. Karar mevkilerinde bulunanlar ise, yetişmiş en kıymetli insandır. Öyleyse ne yapılmalı? Çok basit, karargâhı yetişmiş iyi insanlardan arındırmak. Silah olmuş neye yarar, gez-göz arpacık ayarlamasından sonra tetiğe basacak olmadıktan sonra.

Geriye doğru dönüp bakalım, görüntü bir felaketin adım adım yaklaştığının resmidir. Defalarca söyledik, defalarca söylendi. Kandan beslenenler olduk, kafatasçılar olduk, anaların ağlamasını isteyenler olduk… Olduk da olduk.

Buyurun bakalım. Ülkeyi getirdiğiniz yerden memnun musunuz?

“Ne mutlu Türküm diyene” özdeyişini ‘dağdan taştan silmek’ eyleminin bile getirdiği yerdir bulunduğumuz yer.

Atatürk düşmanlığı, Cumhuriyet düşmanlığı nice azgın kişileri yetiştirdi. Türk’e karşı atılan her nutuk, yazılan her makale doğal olarak Türk düşmanlığını artırmıştır.

Şimdi soralım: Türk’e düşmanlığın en basit göstergesi nedir? Türk Ordusu’na karşı durmaktır.

Evet, kanlı darbe girişimi, Türk tarihinin sayfalarında kara yerini almıştır. Darbeye iştirak edenler en sert biçimde, en ağır cezalara çarptırılmalıdırlar. Türk adaletine inanıyoruz. Bu olacaktır.

Şimdi darbeyi ve darbecileri aşağılamak için, Mehmetçiğe yapılanları tasvip etmemiz mümkün değildir. Neydi o sakallı IŞİD benzeri kişilerin, ne yaptığının bile farkında olmayan ve silahını bırakmış Mehmetçiğe yaptıkları.

Ordumuz, PKK ve IŞİD belası ile savaşmaktadır aylardır. Sayısını takip edemediğimiz Binlerce şehit verilmiştir. Bu hengâmede karşılaştığı ihanet çemberinde, darbecilere katılmayarak ve karşı durarak, milletin, devletin, demokrasinin yanında yerini almıştır. Gözü dönmüş satılmışlar deşifre edilmiş ve adalete teslim edilmişlerdir. Şimdi, masum Mehmetçiğe o çirkefliği yapanların da tutuklanarak en ağır cezaya çarptırılmaları beklediğimiz bir adalet olacaktır.

Şunu yaptınız, bunu yaptınız diyecek halimiz yok. Şimdi yaraların tamiri zamanıdır. Şimdi Türk düşmanlarına gerekli derslerin verileceği zamandır.

Savaşın geldiği bu noktada hedef Türk Genel Kurmayı, Ordu karargâhı olmuştur. Darbenin başlangıcı Üst komutanların alıkonulmasıyla başlamıştır. Genel Kurmay basılarak, Başkan zorla etkisiz hale getirilmiştir.

Ancak… Darbecilerin amacı devletin bütün kurumlarına el koyarak, 80 darbesinde olduğu gibi uzun yıllar yönetme isteği olamaz. Bence tek amaçları vardı. Vur-kaç taktiği ile olabildiğince büyük zarar vermek. İnsanlara korku salmak, yöneticileri düşünemez hale getirmek. Böyle olmasaydı, ne diye komutanları tutuklasınlar, Genel Kurmay Başkanını enterne etsinler? Hazırladıkları ilanlar, demeçler, tayin listeleri filan hikâyeyi tamamlayan belgeler. Onlar için devleti ele geçirmek değildi amaç. Verilen görevi hızlı bir şekilde bitirmek ve kaçmak. Çünkü üst komutanları ikna edemeyeceklerini biliyorlardı. Çünkü yola çıktıkları kişilerle devleti ele geçiremeyeceklerini biliyorlardı.

Nitekim amaçlarına ulaştılar. Günlerdir televizyonlarda asker elbisesi giymiş kişilerin aşağılanarak, üstlerinin aranması, başları öne eğilerek iterek götürülmesi, çıplak askerlerin teslim alınması…  Gibi resimler seyrediyoruz. Görülen her resim, askere olan kini artırıyor, gittikçe de, askerin, dolayısıyla Türk ordusunun güvenilmez olduğu belleklere kazınıyor.

Artık iş adaletindir. Devleti yöneten siyasilere düşen ise, tez zamanda, milletin orduya güvenini sağlamak olmalıdır. Bu amaçtan olmak üzere, tutuklu darbecilerin tez elden üniformaları çıkartılmalı ve sivil kıyafetlerle televizyonlarda görünmeleri temin edilmelidir.

Bizim, ordumuzdan başka neyimiz var? Bu darbeyi planlayan -üst akıl- ordu-millet ayırımının, millette ordu düşmanlığının pekişmesinin, asker karşıtlığının zihinlere yerleştirilmesinin istediğinden adım gibi eminim. Ve başarılan da budur.

Oyuna gelmeyelim.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder