17 Temmuz 2016 Pazar

Deniz Bitti, Sıra Geldi Kaçırılan Paralara


Çağın inceliklerini, ilmi gelişme seviyesini idrak edemeden, akıl edemeden çağa ve ahirete dair yapılan uyduruk söylemler, sadece lafta kalıp, insan ruhuna asla işlememekte ve hatta yıkıcı, yakıcı sonuçlar bile doğurabilmektedir. Aslında nefsani haykırışları bir nevi dindarlık söylemleri gibi halka kabul ettirmek, sonunu göremeyen gariplerin hevaya çırpınmalarıdır. Neden mi, semiren nefisi doyurmak mümkün değil de ondan.

Bakınız, duble yollar, köprüler, barajlar, hava meydanları gibi insana rahat ve huzur sunması gereken hizmetler, nasıl oluyor da, düşmanlığı körüklüyor, nasıl oluyor da toplumsal bloklaşmayı sağlıyor? Bu soruya iktidar ileri gelenlerinden, muhafazakâr çevrelerden tatminkâr bir cevap beklemek hakkımızdır. Huzur, yollarda, barajlarda değildir çünkü. Onlar huzura yardımcı araçlardan başka bir şey değil. Kredilerle satın alınan evler, otomobiller, lüks tatil gezileri patlamaya hazır bomba değil de nedir?

Bu aşamaya bilinçli şekilde getirildi toplum. Daima yüksek oranda tüketmek yalancı bir mutluluk sanrısı yaşatmakta ve fakat devamını ama daha güçlü şekilde talep etmektedir. Aslında yeniden borçlanılarak, kredi kartlarından çekerek diğer borçlarını kapatarak, tatlı ama acısı sonralarda hissedilecek sahte mutluluklar sağlanıyordu…

Derken, deniz bitmiş gibi, yurt dışındaki paralara gözler çevrildi. O paraları biliyorlar, çünkü nasıl çıkarıldığını da bildikleri gibi. Kara para, vergisi ödenmemiş ve yasal olmayan yollardan elde edilen paralar yurt dışı bankalara istiflenmekteydi. Deniz bitince bu paralar akla geldi. Getir de nasıl getirirsen getir. İster kendi adına getir, ister başkasının adına getir. Ama ne olur getir! Böylece yalvaran devlete de şahit olduk.

Hatırlatalım. Kara para, durduğu yerde duramaz. Etrafını da karartmaya başlar. Çürümüş bir salkımın, küfenin içindeki üzümlerin tamamını çürütmesi gibi. Hem yasal olmayan yollardan kazanılmış, hem bu ülke insanının olması gereken paralar yurt dışına çıkarılmış (kaçırılmış) ve hem de getir o parayı vergi almayacağız demek, dürüst insanların da hırsızlık yapmasını, görevini suiistimal etmesini, zimmete bulaşmasını ve daha sayamayacağımız nice suçlara sürükleyeceğini de bilmek lazımdır. Ben enayi miyim? Duygusuna sürüklenecek insanımız. Madem onlar çaldı-çırptı kaçırdılar paraları ve kısa bir zaman sonra da affedildiler!.. Ben niye yapmayayım? Düşüncesine sürükleneceklerdir. Bu durum, geminin delinip, su alması olayına benziyor. Bizimkisi, deliğin tamiri çabası. Başka ne niyetimiz olabilir?

Adına ‘varlık barışı’ demişler. Şuna bakar mısınız, bu kadar suyu çıkarılmış bir kavram daha var mıdır bilmiyorum; ‘Barış’. Kim bilir, belki çalınarak-çırpılarak edinilmiş ve yurt dışına kaçırılmış paralar, şimdi yurda getirilirken, nerden buldun diye sorulmayacak, vergi istenmeyecek, üstelik, bu paralar başkalarının adına bile getirilebilecek. Yani paranın esas sahibi bilinmeyecek!. Bu nasıl bir anlaşmadır, bu kanuna kimler el kaldıracak? Belli ki, korkulan gelecek ve korkutulmuş birileri var. henüz yetkili iken aklama – paklama işleri de hallolacak..

Neyse, kimin para kaçırdığı niye kaçırdığı umurumuzda değil. Ancak, bu paralar yurda getirildikten sonra, araştırmacı gazetecilerimiz, paraların izini sürecek, takibini yapacaktırlar eminim.

Panama Belgelerinde adı geçen ve iktidara yakınlığıyla bilinen Mehmet Cengiz, Ali Ağaoğlu, Remzi Gür gibi isimler ve Çalık Holding gibi şirketlerin de yurt dışındaki paralarını getirebilecekleri ve aklanacakları da bir gerçektir.

Hem bu milletin A’sına koy, hem hırsızlıkla edinilen paraları yurt dışına kaçır ve hem de gün gelsin affedilsin!

‘Barış’ kavramı kullanılarak, iç karışıklığın ve bloklaşmanın artırılmasına yardımcı olunacağı bilinmelidir. Bu paralar bu milletin paralarıdır ve el konularak, hazineye kayıtlanmalıdır. Aksi durumda düşmanlık artacaktır.


Bir şeyler yanlış gidiyor…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder