2 Nisan 2016 Cumartesi

Riyaya Bulaşan, Şirke Düşer!


Din ve dinden neşet eden kelime ve kavramlar, oy avlamak, insanı tavlamak için kullanılınca bir fayda vermez. Vermeyeceği yakın geçmişten biliniyor.

Oy’a tahvil edilmeye çalışılan dini kavramları kullanmanın insana hiçbir faydası olmayacaktır. Olmadığı çok yakın geçmişten biliniyor.

Dini kavramlar, adam olma yolunda kullanılırsa bir işe yarar. Kullananın ruhiyatında bir gelişme yapmışsa hedefe varılmış demektir.

Maşallah, ustasını geçmiş bizim Konyalı.

Başladı din iman, Allah, peygamber, selam filan… Bitirdi aynı laflarla. Ne konuştuğunun farkında, ne yaptığının.

Hala haberlerde, ‘Başbakan Cuma namazından sonra…’ diye başlayan haberler devam ediyor. Dün de, ‘Başbakan Cuma namazını Ulu Camiide kılacak..’ haberleri öndeydi.

Sermayeleri bitmiş. Korkuları pik yapmış. Bir avuç Diyarbakırlıyı, tüm Güney Doğu halkı imiş gibi takdim etmek de neyin nesi?

Bunlar son perdeyi oynuyorlar. Zaman kısalmış farkındalar. Bir telaş, bir telaş!

Telaşlı zamanların kurtarıcısı da yalnızca dini kavramlar, dini hikâyeler.

Kaybetmiş bir komutan ıstırabını gördüm otobüs üstünde.

Artık, tavsiyeye de kulak vermediklerinden, onlara hitaben söylenecek lafımız da yoktur.

Perişanlıklarıyla onları baş başa bırakmak en iyisi.

Rezil oldular, vezir gibi takdim ediliyorlar. Ama yakışmıyor. Yakıştıramıyorlar. Güzellik bir kaç beden bol geliyor.

‘Dindar gençlik’ teklifi ne ise, ‘medreseleri legalleştirme’ isteği de aynı. Hiç düşünemiyorlar. Kimse, kimsenin dininde-imanında, abdestinde-namazında değildir. Kimseyi, kimsenin kıldığı namaz ne bu dünyada, ne de sonsuz gelecekte asla ilgilendirmeyecektir. İşte bunu anlamıyorlar.

Sanıyorlar ki, ‘kendilerinin yolu doğrudur’. Böyle olunca, kendi küçük beyinlerine göre, kendi yollarında olmayanların yollarının yanlışlığını düşünüyorlar. Ne gaflet! Varlık, kendine verilen ‘program’ dâhilinde ve programın dışına asla çıkmadan vazifesini bir tamam yapmaktadır. Öyleyse, kendi yolunun dışındakileri yanlış yolda bilmek ve ona göre vaziyet almak, bir karşı duruşu gerektirir ki (Allah muhafaza), yaptıkları da budur. Bu demek değildir ki, asla mücadele edilmeyecek! Tam aksi, mücadele esastır, hem de ‘düşmanın silahıyla silahlanmak’ şartıyla. Yalanla, iftirayla, fitne ateşi yakmayla değil!

“İşte bu. Rabbinin sırat-ı müstakimidir…” (En’âm suresi/126)

Rabbin doğru yolu, kimsenin inhisarında olamaz ve suçlamak kimsenin haddi değildir. Yalnızca doğru bildiğin yolda, âlemin oyalamalarına, saldırılarına aldırış etmeden doğruca yürümek vardır.

İş, siyaset uygulamalarında inceleşiyor. İnsanın kendisini ahaliye kabul ettirmesi için, kendine has özellikleri halka tanıtması gerekiyor. Üzerine yakışmayan hasletleri orada-burada yerli, yersiz anlatmak ve dillendirmek bir yalanın yaygınlaşmasına yardımcı olmak demektir. Bu durumdan uzak kalmak İnsan için şarttır.

Ve değişmeyen, değişmeyecek hakikat A’raf Suresi 205. Ayet-i kerimede bildirilmiştir:

“Rabbini nefsinde, haddini bilerek, hissederek ve gizlice, gösterişsiz, sesini yükseltmeden, sabah-akşam zikret, hatırla ve derinliğine düşün! Gafillerden olma!”

Söz biter…



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder