5 Nisan 2016 Salı

Darbe Yaygarası Nereden Çıktı?


Eleştirdiği ne kadar sonuç varsa, tamamını kendisi de yaptı. İlahi adalet, zamansız tahakkuktadır. Beklemesi yalnızca tövbe hatırlanması içindir. Örneklemeye gerek yok, suçlayıcı ve aşağılayıcı ‘Dersim’ katliamı söylemi hatırlardadır, karşılığı çok acı hatıralara gömüldü. Misli misli gerçekleşti. Dikey yapılaşma mı desek? Kendi ağzından yatay yapılaşma tavsiye edildi. Memleket rezidans, AVM, gökdelenler, arenalar acayipliği ile dolduruldu. Ayaklar altına aldığı milli değerleri hatırlayalım, şimdi en savunmacısı kendisi kesildi. Türkçeyi, nerden aldıklarını bile bilemedikleri tamlamalarla doldurdular, ‘Kanal İstanbul’, ‘Borsa İstanbul’ gibi lisanımıza yabancı tamlamaları dayattılar. Sonra Türkçeye uygun olmadığını söylemesine rağmen ‘arena’ kelimesinde ısrar ettiler. Hem eleştirdi, hem yaptı. Bu nasıl kafadır?

Nedendir bilinmez, içinde yaşadığımız günlerde derin bir sıkıntı içindeler. Nerden anlıyoruz bunu? Durup dururken bir darbe söylemidir tutturdular. Hazır bir de suçlu var ellerinde, vaktinin kadim ortağı!. Üstelik mesajları da onun vasıtasıyla verdiriyorlar. İnananları var mı bilmiyoruz. Ama bir darbe çığlığı bir şeyleri örtme, bilinenleri unutturma taktiği gibi geliyor bize. Öyle muhtaçlar ki darbeye, içlerinden birisi şakayla karışık ‘darbe olmuyorsa, bari muhtıra verin’ bile dedi. Bir acayiplik, bir sıkışıklık var ama nedir?

Darbe için; “Bir ülkede iktidarı ele geçirmek için yapılan yasa dışı hareket” tanımlaması var sözlüklerde. Muhtemelen bulundukları yerden artık mutsuzluk hissediyorlar. Bir şekilde bırakıp gitmek niyetleri var, lakin yiğitliğe de pislik vurmak istemiyorlar. Başka nasıl açıklanabilir. Ortada fol yok, yumurta yok, bayram değil, seyran değil, nerden çıktı bu darbe lafları?

Yukarıdaki darbe tanımını bir daha okursak, neler yapıldığı ve neler yapılmak istendiğini de bir daha düşünürsek, gerçekte bir darbe ortamı içinde yaşadığımız sonucuna varırız. Anayasamızı değiştirmek isteyenler, eğitim sistemimizi iğdiş edenler, Atatürk’ün izini silmeye ahdedenler, T.C. rejimini değiştirmek ve ne idüğü belli olmayan bir sistemi zorlayanlar, Türk Mahkemelerinin kararını uygulamayanlar, karara saygı duymayanlar… Darbe yapmıyorlar da ne yapıyorlar? Belli ki, varmak istedikleri yer, yasama, yürütme ve yargının tek elde toplanmasından başka bir yer değil. Bırakın yapmayı, bu fikri bir kere bile düşünmek darbeciliktir. Çünkü demokrasiden, insan haklarından ve doğru yoldan sapmadır.

Evet, bir darbeye ihtiyaçları var: 1. Darbeciliğini gizlemek ve zeytin yağ gibi üste çıkmak için bir darbeye ihtiyaç var. 2. Oyunu daha geniş alana yaymak ve gizlenmesi gerekenleri kolayca hasıraltı edebilmek için bir darbeye ihtiyaç var. 3. Saltanatını ilan etmek üzere kesinlikle bir darbeye ihtiyaç var.

Sonuç olarak, darbe ve darbeciler hayatımızdan uzaklaştıkça, yerlerini dolduran neo-darbeciler olacaktır. Yazık ki, bu sefer oylarımızla seçip baş tacı ettiklerimiz bu çirkin oyunun aktörü durumundalar. Eleştirdikleri halde, bin beterini yaptıklarını da düşünürsek…

Hayırlısı olsun.



2 Nisan 2016 Cumartesi

Riyaya Bulaşan, Şirke Düşer!


Din ve dinden neşet eden kelime ve kavramlar, oy avlamak, insanı tavlamak için kullanılınca bir fayda vermez. Vermeyeceği yakın geçmişten biliniyor.

Oy’a tahvil edilmeye çalışılan dini kavramları kullanmanın insana hiçbir faydası olmayacaktır. Olmadığı çok yakın geçmişten biliniyor.

Dini kavramlar, adam olma yolunda kullanılırsa bir işe yarar. Kullananın ruhiyatında bir gelişme yapmışsa hedefe varılmış demektir.

Maşallah, ustasını geçmiş bizim Konyalı.

Başladı din iman, Allah, peygamber, selam filan… Bitirdi aynı laflarla. Ne konuştuğunun farkında, ne yaptığının.

Hala haberlerde, ‘Başbakan Cuma namazından sonra…’ diye başlayan haberler devam ediyor. Dün de, ‘Başbakan Cuma namazını Ulu Camiide kılacak..’ haberleri öndeydi.

Sermayeleri bitmiş. Korkuları pik yapmış. Bir avuç Diyarbakırlıyı, tüm Güney Doğu halkı imiş gibi takdim etmek de neyin nesi?

Bunlar son perdeyi oynuyorlar. Zaman kısalmış farkındalar. Bir telaş, bir telaş!

Telaşlı zamanların kurtarıcısı da yalnızca dini kavramlar, dini hikâyeler.

Kaybetmiş bir komutan ıstırabını gördüm otobüs üstünde.

Artık, tavsiyeye de kulak vermediklerinden, onlara hitaben söylenecek lafımız da yoktur.

Perişanlıklarıyla onları baş başa bırakmak en iyisi.

Rezil oldular, vezir gibi takdim ediliyorlar. Ama yakışmıyor. Yakıştıramıyorlar. Güzellik bir kaç beden bol geliyor.

‘Dindar gençlik’ teklifi ne ise, ‘medreseleri legalleştirme’ isteği de aynı. Hiç düşünemiyorlar. Kimse, kimsenin dininde-imanında, abdestinde-namazında değildir. Kimseyi, kimsenin kıldığı namaz ne bu dünyada, ne de sonsuz gelecekte asla ilgilendirmeyecektir. İşte bunu anlamıyorlar.

Sanıyorlar ki, ‘kendilerinin yolu doğrudur’. Böyle olunca, kendi küçük beyinlerine göre, kendi yollarında olmayanların yollarının yanlışlığını düşünüyorlar. Ne gaflet! Varlık, kendine verilen ‘program’ dâhilinde ve programın dışına asla çıkmadan vazifesini bir tamam yapmaktadır. Öyleyse, kendi yolunun dışındakileri yanlış yolda bilmek ve ona göre vaziyet almak, bir karşı duruşu gerektirir ki (Allah muhafaza), yaptıkları da budur. Bu demek değildir ki, asla mücadele edilmeyecek! Tam aksi, mücadele esastır, hem de ‘düşmanın silahıyla silahlanmak’ şartıyla. Yalanla, iftirayla, fitne ateşi yakmayla değil!

“İşte bu. Rabbinin sırat-ı müstakimidir…” (En’âm suresi/126)

Rabbin doğru yolu, kimsenin inhisarında olamaz ve suçlamak kimsenin haddi değildir. Yalnızca doğru bildiğin yolda, âlemin oyalamalarına, saldırılarına aldırış etmeden doğruca yürümek vardır.

İş, siyaset uygulamalarında inceleşiyor. İnsanın kendisini ahaliye kabul ettirmesi için, kendine has özellikleri halka tanıtması gerekiyor. Üzerine yakışmayan hasletleri orada-burada yerli, yersiz anlatmak ve dillendirmek bir yalanın yaygınlaşmasına yardımcı olmak demektir. Bu durumdan uzak kalmak İnsan için şarttır.

Ve değişmeyen, değişmeyecek hakikat A’raf Suresi 205. Ayet-i kerimede bildirilmiştir:

“Rabbini nefsinde, haddini bilerek, hissederek ve gizlice, gösterişsiz, sesini yükseltmeden, sabah-akşam zikret, hatırla ve derinliğine düşün! Gafillerden olma!”

Söz biter…