15 Ocak 2016 Cuma

Eleştiriyi de Anlamıyorlar Artık…


 “Türkiye hiçbir zaman bu kadar sıcak çatışmaya yakın olmamıştı. Hiçbir zaman böylesine kuşatılmamış, içeriden ve dışarıdan çevrelenip acımasız bir saldırı ile tehdit edilmemişti.

Hiçbir zaman aynı anda birkaç ülkenin hedefi haline gelmemişti. Bu ülkelerin doğrudan müdahalesiyle Türkiye içindeki çevreler harekete geçirilmemişti.” (İbrahim Karagül, Yenişafak, 23 Aralık 15)

Yukarıda bir devlet tarif ediliyor. Bilgisiz, cahil, beceriksiz, ehliyetsiz kişilerin yönettiği bir devlet.

Ki, iş bilmezler iş başı yaptıktan sonra, yanlış alınan kararlar ve uygulamalar nedeniyle işler hep tersine gider, istenen sonuca ulaşamaz bir türlü. Böyle gittikçe, her şey ters yüz olur, işler karmaşıklaşır, çözülemez hal alır. Sonra devlet zayıf düşer. Keneler, akbabalar, karasinekler üşüşür, bir parça nasiplenmek için. Son durum eleştirilmez. Kenelerin, akbabaların, karasineklerin normal, tabii halidir bu. Yapılması gerekeni zamanında yapmaz, sağlığını korumaz, yeterli beslenemez ve yanlış-haram lokmaları durmaksızın tıkınırsan, zayıf düşersin ve anılan haşerat üzerine dolar. Suç kimin? Elbette senin.

Bütün devletler gözlerini açmışlar ve zayıflayan, yere düşen devletleri kollamaktadırlar. Ki, dış politika ve kurmaylık eğitimine başlayan öğrenciye verilecek ilk dersin konusu bu olmalıdır. “Düşersen, üşüşürler.”

Yukarıdaki cümleleri bir daha okuyunuz lütfen. Hiçbir zaman böylesine (kuşatılmamış, çevrelenmemiş, savaşa çekilmemiş, etrafımızdaki devletler düşman olmamış)tı. Ne veciz bir anlatım. Ben sanıyordum ki, bu satırların yazılmasını takiben, yazarı bir-kaç gün içinde işinden kovulur. İşsiz kalır, ekmeksiz kalır. Olmadı. İşine devam etti. Bunun üzerine şunları düşünmedim desem yalan olur:

Demek, bu satırlarda anlatılmak isteneni ilgilileri anlayamadılar. Okuduklarını anlayamadılar. Etraflarında çalışan Yüzlerce danışmanları da, akademiden, stratejik düşünce kurumlarından, sivil toplum kuruluşlarından, gazetecilerden yanlarında çalıştırdıkları yüksek dehalı kişiler, allameler anlayamadılar bu satırları. Eğer anlamış olsalardı, ekmeklerini kazandıkları efendilerine durumu nazikçe izah ederler ve bu satırların yazarı doğduğuna pişman edilirdi. Olmadığına, üzerine yüklü görevi devam ettirdiğine göre, gerçekten bu satırlarda neyin anlatıldığını hiç birisi anlamadılar. Ya da şu kanaate varmak mümkün. Sıfatları geçen kişilerin hiç birisi bu yazıyı okumadı! Gerçi biliriz ki, onlar okumazlar. Gece rüyaya yatarlar, ilham (vehim kaynağından) olunan bilgileri efendilerine sunarlar ve uygulamaya derhal geçilir. Sanırım, memleket böyle idare ediliyor.

Bu yandaşlardan birisi de TRT’nin Diyanet kanalındaki sohbet programında, “Eğitim, Cumhuriyet tarihinden bugüne kadar, böylesi bir krizi yaşamamıştı” demişti. Onu da duymadılar.

Bildiğim bildik, çaldığım düdük hesabı, yaptıkları uygulamalara devam ediyorlar. Şurada yanlış yapmışım düzeltiyorum, özür diliyorum; diye bir durumları yok. Yanlışa devam ediyorlar. Yanlış olduğunu biliyorlar mı? Ben anlayamadım. Lakin işte kendi adamları, kendi yandaşları, en sıkıntılı zamanlarında bile onları destekleyen ve yanlarından asla ayrılmayan yakınları bile yukarıdaki gibi eleştiriyorlar. Bari bunları dinleseler diyeceğim ama heyhat!.

Yaptıkları yanlışları anladıkları vakit, kendilerine, kendilerinin yaptıkları eleştiri yalnızca: “-Aldatıldık.” Oluyor. Hoş bu da önemli bir itiraftır anlayana. Çünkü devlet adamı aldatılmaz, aldatılamaz. Her adımı hesaplanmış, her yapacağı iş kanunlara, yönetmeliklere, kurallara bağlanmıştır. Bütün bunlara rağmen, aldatılan bir devlet adamı, bunu da itiraf etmişse, artık bir daha o görevde kalamaz, kalmamalıdır ve kendiliğinden görevini devredip ve başının çaresine bakmalıdır. Bizde böyle olmadı. İnadım inat dercesine, yüklendikleri görevleri devam ettiriyorlar.

İşte aklımın almadığı bir hususa geldi sıra. Görevlerini nasıl devam ettiriyorlar?

Ayaklarının altına aldıkları ve çiğnemekten zevk duydukları değerlere sahip çıkarak!

Her ülke halkının büyük çoğunluğu daima, memleket sever, millet sever, kamu haklarına riayet eder niteliktedir. Bizde de böyledir. Fakat işler bizde diğer ülkelerde olduğu gibi gitmemektedir. Milletin büyük çoğunluğunun değerlerine aykırı hareket edenler, zayıfladıkları zamanlarda o değerlere taparcasına sahip çıkarak, milletin zekası ile alay edip, tekrar onların desteğini bizim ülkemizde sağlamaktadırlar. Böyle olmuştur. Milleti sükuna, onların değerlerini adeta baş tacı ederek kavuşturmuşlardır. Öte yanda, yapılan hatalar neticesinde hemen her gün şehitler, bombalamalar, adam kaçırmalar, devlet memurlarının taciz edilmesi gibi olaylar millet tarafından görmezden gelinmektedir. Bu sefer, millet kandırılmıştır ve millet kandırılmaya hazır ve layık olduğunu, kandıranlara destekleriyle bildirmiştir.

“Vatan, millet, milli güvenlik, milliyetçilik” teraneleri sözde de olsa, çeşitli yetkili ağızlardan dillendirildikçe, hele hele, “dindarlığı hatırlatan kavramlar kullanıldıkça, resimleri tedavüle sokuldukça” millet dut yemiş bülbüle dönmektedir. Elbette bu durumun incelenmesi, analiz edilmesi sessiz, soluksuz kalan ilim yuvalarının işidir. Bizler onların hayatiyet kazanarak, görevlerinin başına döneceği günü sabırla beklemekteyiz.

Büyük yıkım gerçekleşmeden, tedbir alınmalıdır noktasındayız.

Tedbir, sandıktan geçer.




2 yorum:

  1. Yılmaz Karahan :

    Her zaman ağzı mühürlü, kapalı şeylerden çekinmişimdir. İrade beyanı açık olmalı. İrademizi kapalı sandığa bıraktığımızda, artık o irade, sandığı idare edenin iradesine dönüşmüştür.

    YanıtlaSil
  2. Halil Kaya :

    Batılılar bir zaman bize "hasta adam" demişler idi.O sözleri duymamız çok yakın.Belki de arzu edilen,üstlenilen misyon budur.

    YanıtlaSil