7 Ocak 2016 Perşembe

Bir ‘An’dı Yaşanan…


-‘Tiyatroya gidelim’. Diye tutturdu.

Kıramadım. Kabul ettim. Filanca saat, filan salonun önünde buluştuk randevumuzun tam vaktinde. Biletleri aldık ve girdik içeri.

Yerimizi bulduk oturduk. Neredeyse tüm koltuklar doluydu.

Bir süre sonra, oyunun başlayacağı anons edildi.

Salon ışıkları söndü. Perdeye kuvvetli spot ışıkları vurdu. Merakla bekledik.

Salonda fısıltılar yükseldi;

-‘Başlıyor.’

Meraklı bakışlar, yoğun ışık altındaki perdeye odaklandı.

Ağır bir iş makinesinin gürültüsünü andıran, kulakları sağır edercesine kuvvetli bir ses sahnenin bir tarafından, diğer tarafına doğru inleyerek uzandı. Arka taraflardan: -ha! Sesi duyuldu. Seslenen anlamıştı adeta. Dikkat kesildik, anlamaya çalıştık. Ne mümkündü!

Bir yerlerden aslan kükremesine benzer ses işitildi. Yanımda oturan korktu. Üzerime doğru bir hamle yaptı. Ona korkmamasını işaretle anlatmaya çalıştım. Kan ter içinde kaldığı ıslak ellerinden anlaşılıyordu.

Yukarılardan gelen, gök gürültüsünü andırır ürkütücü bir ses ise, hemen önümde oturan yaşlı hanımefendinin arkaya doğru kaykılıp, bayılmasına neden oldu. Salonda fısıltı tonunda mırıltılar yükselmeye başladı. Gerilerden birisinin; -‘Harika!’ diye seslendiği duyuldu. Heyecanla o tarafa doğru baktımsa da kimin olduğunu anlayamadım. Doğrusu bir ben anlayamıyordum. Seyircilerin tamamı oyuna konsantre olmuşlar, fiilen senaryoyu yaşıyorlardı.

Birden sahne yükselmeye başladı.

-‘Hey, neler oluyor’ lakırdıları salonu doldurdu. Bazıları oturdukları koltuktan ayağa kalkmışlar, olanı-biteni anlamaya çalışıyorlardı. İki sıra önümdeki seyirci aniden yukarı doğru fırlatıldı. Yanındakiler kahkahayı bastılar. Etraftan: -‘Şışşt’ ikazları yükseldi. Gülenlerden birisi özür diledi. Yukarı fırlatılan sert bir biçimde koltuğuna geri döndürüldü. Yalnızca –‘oh!’ diyebildi.

Olanlara anlam yüklemeye çalışan akıllı birisi;

-‘Anlayamıyorum diyemem azizim. Lakin tam da ne anlatmak istediğini kavramış değilim. Hele biraz daha sabredelim bakalım neler olacak!’

Bir bebek ağlaması, seyircileri yeniden sahneye odakladı. Kimi merakla, kimi çekinerek, kimi terini silerek bakışlarını keskinleştirdiler.

Mırıltılar sinirli bir hal aldı. –‘Bu nasıl bir oyundur’ diyenlerin, -‘Bizimle dalga mı geçiyorsunuz’ şeklinde şikayetlenenlerin gürültüleri birbirine karıştı. Bağrışanlara karşılık, mest halinde oyunu izlemeye devam edenlerden de bahis gerekir. Belki de onlar, füze benzeri bir alete binmişler ve başka alemlere geçmişlerdir kim bilir!.

Salonu terk etmeye hazırlananlar bile vardı.

Kocasının kolunu çekiştiren bir kadın, -‘Haydi, biz de gidelim’ dedi. Oyunun nasıl biteceğini merak eden adam, hiç oralı olmadı. Dur, dur der gibi sertçe çekerek kolunu kurtardı. Kadın, ellerinin arasına başını alarak, kocasının omzuna doğru sürükledi başını. Bir daha da sahneye doğru bakamadı.

Böylece iki saate yakın bir zaman geçirdiler. Perdedeki spotlar söndü. Salon ışıkları yandı.

Büyük bir alkış koptu. Seyirciler birbirlerine sarılıp, hoşça vakit geçirdiklerinden, çok önemli şeyleri öğrendiklerinden emin olarak tebessümler fırlattılar.

Perde açıldı.

Salon alkışlardan yıkılıyordu.

Sahnede hiçbir oyuncu yoktu.

Esasen, salonda da seyirciler yoktu.

Kendinden, kendine bir âlemdi yaşanan. Bir kere daha yaşanmayacak olan…



3 yorum:

  1. Tuncay Altunezen.

    simgesi Çok canlı bir anlatım olmuş Üstadım.
    Salonda ben de varmışım gibi oldum.

    YanıtlaSil
  2. Ömer Sağlam :
    Mahmut Emin Bey, elinize sağlık. Sanki Cizre'de, Sur'da veya Silopi'de olanları anlatıyormuşsunuz gibi geldi bana. Bereket versin, hepsi hayalmiş...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaşandığını sandıklarımız, bir hayalden, vehimden ibaret değil mi üstadım?

      Sil