25 Kasım 2015 Çarşamba

Ortadoğu’dan Hareketle ilim, Medeniyet


Her keşif, bir önceki bilinenlerin bizlerin zannımız olduğunu ortaya koyuyor. Başkalarının keşiflerinden istifade etmek için okullara gidiyor, kitaplar okuyoruz. Öğrendiğimiz her bilgi, aslında bize ait olmayan tecrübelerin, beynimizde yarattığı kabullerden başka bir şey değil. Asıl olan, herkesin, her beynin keşfidir. O zaman, gerçek bilgiye ulaştığımızı anlarız. Karamsarlığa yer yok. Taklit ile başlar hayat. Bebeğin ıngaası bile, annesinden aldığı sesin taklitlinden öte değil. Doğrusu, taklitlerden geçip, kendi tecrübemizi ortaya koymaktır.

Sosyal sıkıntıların doğduğu yer de burasıdır. Öncekinin taklidi ve fakat kendi keşfine ulaşamayanların, doğru zannettikleri değerler üzerinde ısrar etmeleri ve savaşmaya kadar vardırmalarıdır. Bir bakınız Ortadoğu’ya. Her kafadan çıkan seslerin verdiği rahatsızlık, nerdeyse dünya çapında yayılmakta. Ve hepsinin tek ısrarı var. ‘Benim düşüncem, benim imanım doğru’. Birisi Allahuekber diyerek silahını ateşliyor, diğeri Allahuekber diyerek kelle kesiyor. Ne garip bir durum. İzahı zor.

Farklı bakış açıları, farklı yorumlar üretse de, bir türlü yorum, idrak, anlatım, kabulleniş açısından zenginleşemeyen Müslümanlar birbirini yiyip bitirecekler neredeyse. Her grup, kendi fikrinin ve inançlarının kabulünü dayatıyor. Zorlama yok hâlbuki. Hz. Resulullah, ancak ‘tebliğ’ görevi ile görevlendirilmişti. Zaten zorla hiç kimseyi inancından, dininden döndürmek imkânı da yoktur. Kim neye, nasıl inanıyorsa hayatını öylece devam ettirecektir. Bu durumu düzelttiğini sananlar, düzeltmek için çabaladığını sananlar yanılmaktadırlar. Herkes kendi mihverinde, kendi imanını yaşayacaktır. Kimse kimseye karışmayacaktır. Karışmak bir yana, tam tersi onun inançlarını yaşamasına yardımcı olunacak, özellikle zimmetinde bulunan insanların hayatı, namusu, ırzı, canı, malı korunacaktır. Biz böyle bilir, böyle inanırız.

İşte, bundan sonra yenilikler, yeni manalar açılacak ve gelişecektir. Zihnini, beynini beslediğin kinle, kıskançlıkla, hasetle, hırsla, intikam duygusuyla varılacak yer, karanlıklardır, cehalet çukurudur.

‘Din’, insanı “algılayabildiğinin ötesine” (Ahmed Baki) yöneltir. Algılananlar, yenisi öğreninceye kadar geçerli olan ‘algı’lardır. Öyle kabul etme, öyle zannetmedir. Şekiller üzerinden din algısı oluşturulması ve o algının hararetli savunucusu olmak, dünyada da, maneviyatta da geri bırakacaktır. Hiçbir konuda, hele hele manevi konularda, işte budur, bundan başkası olamaz gibi iddialı ve sınırlayıcı kabullerden ve ısrarlardan kaçınmak gerektir.

Komşularımızdaki kanlı iç savaşların sebebi budur. Bir adım geri çekilmek gibi bir adet edinilememiş. İddialı olana karşı susarak, yeterli cevabın verilmesi kültürü unutulmuş. Zaman zaman ülkemize de sıçrayan bu durum, ateşli taraftarlar toplamaktadır etrafına. Kulaktan dolma ve çok eski bilgilerin bulunduğu eserlerden edinilen bilgilerle iman etmekten kaynaklanan bu durumun çözümü, ilmi, aklı, araştırmayı ilke edinen büyük adamların yolundan gitmektir. Onların eserlerini okumak, onların sohbetlerinde bulunmak, onların çevrelerine yaydığı ışıklardan istifade etmekten geçmektedir. Yarın çok geç olabilir.

Toplum olarak, derin bir muhafazakâr tuzağın içine doğru çekilmekteyiz. Bu durum ‘dindarlık’ değil, dinden uzaklaşma sonucunu doğurur, çok örneğini fiilen yaşamaktayız. Özellikle siyasilerin kendini bilmez konuşmaları, yorumları, demeçleri düşünme kabiliyetini yitiren beyinleri esareti altına alıp, istedikleri gibi oynayabilmektedirler. Kullandıkları çok önemli araç ise dindir, dini bilgilerdir, din ile maneviyat ile korkutmadır. Kısaca, aldatmadır.

Müslüman beyin, aldatılamaz. Kandırılamaz. Haydi, bir kere aldatıldı diyelim. Aldatıldığını anladığı anda geri dönmeyi bilir ve ikincisinden Allah’a sığınır. Bu durumda tekerrürü mümkün değildir.

Toplum olarak, insanlık olarak yeni ilimlere, yeni fikirlere açız. Açlığımızı başka alanlarda gidermeye çalışıyoruz. Asıl olan, gitmemiz gereken alanı terk etmiş bir vaziyetteyiz. Cahillerin hutbelerine, kitaplarına harcadığımız zaman ve parayı doğru yollarda kullanamıyoruz. Oysa her öğrendiğimiz bilgi, hayatımızda bir değişiklik yapmalıdır. Ölçü gayet basittir. Öğrendiğimizden evvelki hayatımız (kabullerimiz, düşüncemiz..) ne idi, şimdiki ne? Bu soruya iyi niyetle, samimiyetle cevap verebilenlerin doğru yolu bulamama gibi bir dertleri olamaz. Biliriz ki, yol asandır, kolaydır, kolaylaştırılmıştır. Bize düşen halis niyet ve safiyetle tahkiktir.

Böylece, sahip olduğumuz ilimlerin geliştiğini, yükseldiğini, yüceldiğini fiilen yaşayacağız.

Ve bundan sonra, gerçek huzur bulunacaktır.

Ve bundan sonra, kötülerle savaş, iyilerle dostluk devresi başlayacaktır ki, burası daha yolun başıdır.

Anlatılan bu durum gerçekleşmeden, yapılan mücadeleler de, varıldığı sanılan hedefler de hayalden ibaret kalacaktır.

Yolunuz açık, gönlünüz ferah, ufkunuz genişler olsun.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder