28 Ekim 2015 Çarşamba

Zulme Sessiz Kaldıkça…


Hatırlarsınız, istediği ihaleyi kolaylıkla alma keyfini yaşadığı günlerde, parası sayılamayacak noktaya, parası, mal varlığı, devlet yönetimi üstündeki etkisi üst seviyeye vardığında, edepsiz, ahlaksız bir müteahhit bozuntusu “milletin a..’sına koyarım” gibi bir lafı edivermişti. Bu sözün anlamını, anlaması gerekenler çözemediler de yeniden, yeniden büyük montanlı ihaleler verdiler ‘koymasına’ devam edebilmesi için. Belki de o koydukça, zevki ihale verenler alıyorlardı. Nasıl almasınlar, havuz kuruluşlarına en büyük destek ondan geliyordu. Yukarılardan birisi zart ettiğinde çuvalın ağzını açıyor, zurt ettiğinde sandığın kapağını kaldırıyordu. Eh, duyamazdılar, göremezdiler. Gebe kalmanın acı sefalet, zillet halini yaşıyorlardı çünkü.

Hakkını vermemiz lazımdır. Televizyona her çıkışında, fırsat düştükçe bu küfürbaz müteahhit bozuntusuna cevabı Yaşar Nuri Öztürk Hoca verdi. Hem de bu cevabı, kendi adına ve çocuklarının kendisine verdiği vekillik sıfatıyla yaptı. Aynı tonda olmak üzere ve aynı manada adı geçen kişiye aynı cümlelerle gereğini yerine getirdi. Hem de en az Beş kere. Yine de fırsat düştükçe iade etmekten çekinmiyor. Geçen hafta aynı konuda gereğini yerine getirirken, Ak-Troller sosyal medya hesaplarından hakaretler ettiler. Küfürbazı savundular, ertesi hafta Hoca yine aynı konuya temas ederek: niye bana çemkiriyorsunuz? “Alçak, milletin a’sına koyarken siz de vardınız içinde. Benim iadem sizin de hakkınızı koruyor.” mealinde diyerek onların da haklarını koruduğunu incitmeden anlatmıştı. Yürekliliğinden dolayı, tek kişilik uç beyi Yaşar Hocayı kutluyorum. Sırası geldikçe, bendeniz de vekâletimi kendisine verdiğimi arz ediyorum. Eline, beline, diline sağlık Hocam.

İnsanların birbirlerine yakınlaşmalarını, ‘hediyeleşme’ eylemi kolaylaştırır. Ve hediyeleşme, tavsiye edilmiştir. Hz. Resullullah hem hediye almış ve hem de hediye vermiştir. Bir istinası vardır ki, toplumsal insicamı sağlayıcı bir yasaklamadır. Kamu malının yerinde ve israfa sebep olunmadan kullanılmasını temin eden bir tavsiyedir. Kamu yöneticilerinin, özellikle iş yaptıkları, kamu işlerini ihale ettikleri kişi veya kurumlardan (aslında hiç kimseden) ‘hediye almaları’ kesinlikle ‘yasaklanmıştır’. Kamu yöneticisinin aldığı hediyeye, günümüzde ‘rüşvet’ adı verilir.

Ali Bulaç, iki hadisi şerif aktarmıştı bir yazısında: “Bir kimseye bir işi görmek üzere yollasak ve o kişi o işte herhangi bir hainlik yapacak olsa, o iş onun boynuna asılmış olarak kıyamet günü gelir” (Buhari, Eyman, 3). Bir başka buyruk: “Yöneticilere verilen hediyeler de hainliktir” (Müsned, V, 424)

Bulaç, aynı yazısında şunları da ilave etmişti: “Yöneticiler kendilerine takdir edilen makul ücretin dışında hiçbir şekilde kamu kaynaklarını kendi lehlerine; aile fertleri, akrabaları, yakın çevreleri, yandaşları çıkarına kullanamazlar, kullandırtamazlar. Böyle yapacak olsalar ‘gulul’ suçu işlemiş olurlar. Usulsüzlük, yolsuzluk, suiistimal, rüşvet, komisyon, iktisadi politikaların bir zümrenin lehine göre düzenlenip yürütülmesi, ihalelerin belli çevrelere verilmesi ve siyasetin kamu bütçesinden finanse edilmesi bu kapsama girer. Hz. Peygamber’i muhatap alarak inen ayetten istihraç edilen hükümler, kıyamete kadar yöneticiler için geçerlidir.” (Ali Bulaç, Zaman, 19 Ekim 2015)

Kamu yönetimi diken üstünden oturmaya benzer. Hazineye giren ve girmesi gereken her bir kuruş tüm toplumun malıdır. Yapılacak bir hata her bir kişiden özür dilemeye ve helallik alınmasını gerekli kılar, bu da mümkün olmayacağından, doğruluktan, dürüstlükten ayrılamadan işini yapmaktan başka çare de yoktur.

Hediye ile rüşveti karıştırmayalım. Üç kuruşluk değeri olan bir hediyenin, pahalı rüşvetlerle alakası yoktur. Kaldı ki, kamu yöneticisinin hediye alması bile tartışmalıdır, yasaklanmıştır. Nitekim Suudi Arabistan kralının yöneticilere gönderdiği hediyeler 8 yıldır tartışılmaktadır ve açıklanmamakta olduğundan, hala ilgilisi zan altındadır. (Hürriyet yazarı Mehmet Y. Yılmaz’ın kulakları çınlasın)

Rüşvet, toplumsal ahlakı kolayca bozar. Hakkı olan, hakkını alamaz ve layık olmayana verildiğini görürse (anlarsa) kendisinin de rüşvete bulaşmasında sakınca görmez. Gittikçe herkes aynı boyaya boyandığında ise, yandı gülüm keten helva!.

Yukarıda zalimin bir yüzünün resmini çizmeye çalıştık. 1 Kasım, zalime ve zulümlerine karşı ayaklanma tarihi olsun. Hesap sorulmadan, hesabın sorulmasını görmeden, zillet içinde yaşamak istenmiyorsa, 1 Kasım hareket zamanıdır.

Arsıza, hırsıza, dolaplara, kutulara, gemiciklere karşı önümüzde 1 Kasım.

Dikkat:

Bu son seçim olabilir!..



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder