12 Ekim 2015 Pazartesi

Sorumlusu Bile Yok, Bu Nasıl İş?


Başbakan, “zaaf varsa tedbir alırız”, İç işleri Bakanı, “güvenlik açığı yoktur” dedikten sonra, hala bir sorumlu arayanlara ne demeli?

Koca koca adamlar yalan mı söylüyorlar yani!

Yoksa yoktur değil mi ya?

Nasıl bilirdik; “Akıl, insanı sorumlu kılan temyiz gücü, düşünme ve anlama melekesidir” (Er-Razi, es-Sıhâh, S. 187. Aktaran, Adem Çatak, Şihabettin Sühreverdi hayatı ve eserleri, doktora tezi, 2007)

Liyakat sahibi kendini sorumlu görür. Yaptıkları ettiklerinde bir eksiklik görmese dahi, sorumluluğu başkalarına yıkmaya çalışmaz. Layık olmayanlara verilen görevlerde benzeri hatalı düşünüş ve uygulayışlara tanık oluyoruz. Adeta kendini la-yüsel görürler. Muhabirin, “İstifa edecek misiniz?” sorusuna sorumsuzluğunu anlatırken, yanındakinin de tebessümü zaten her şeyi anlatıyor. Onlar dokunulmaz, sorumsuz, istediğini istedikleri gibi yapabilme özgürlüğü ve yetkisine sahip kişiler. Böyle görüyorlar ki, yandaşlarının da sosyal medya hesaplarından, sevinç naraları atmaları için yüreklendiriyorlar. Evet, evet suç onların değil, bizim!.

Vahim olayın sebebini özellikle Suriye’de uygulanan, saçma sapan ve Türkiye menfaatleri ile hiç ilgisi olmayan yanlış politikalarda arıyoruz. Düşman yaratmada üstümüze yok. Ne diye, alakasız konularda, ilgisiz durumlarda bir kişiyi veya bir devleti düşman saflara çekiyoruz? Ne alakası varsa, komşu bir devletteki demokrasi dışı uygulamaların düzelttirilmesi, medeni dünya seviyesine getirilmesi sohbetlerle, konferanslarla, üniversal ilişkilerle olacağı yerde, ‘kardeşim’ söylemini bırakarak, ‘düşman’ söylemine geçmek, bizlere ne fayda sağlayacaktı? Olmadığını şimdi daha rahat görebiliyor olmalıyız.

Hala, rahatça “7 Haziran seçimlerinden sonra, muhalefet partilerinin koalisyona katılmadıklarından bu olayların” meydana geldiğini söylemek, yalanı, yalan üstüne yalanla kuvvetlendirmeye çalışmak demektir. Bu halin bırakılması gerekiyor. Bütün millet biliyor ki, koalisyonun kurulamaması, muhalefet partilerinin ileri sürdüğü şartların AKP tarafından kabul edilmemesidir. Ayrıca bu sözler de Ankara patlamasının sorumluluğunun muhalefet partilerine atılma gayretleridir. Bunu millete yutturamazsınız. Yutturup, sorumluluktan kurtulamazsınız.

Devlet kademelerinde görev almak ne demektir? O görevin yetkilerini kullanırken, yapılan işten de sorumlu olmaktır ve bu göreve gelirken millet adına devletin daha üst görevlisine söz vermektir. Bu söz verme açık da olabilir, zımnen de olabilir. Nitekim her devlet memuru göreve başlarken bir sözleşme imzalar. Söz-leşme. Söz verir. Allâh (C.C.) şöyle buyurur Kur’an’ı Kerîm’de. “Muhakkak ki söz veren sözünden sorumludur.” (İsra/34). Peki, devlete, millete, insanlara, halka söz veren kime söz vermiş oluyor? Üst yöneticilerimizin bu soruya doğru cevabı bulmaları millet bekası için, geleceği için önem arz eder. Üç-beş satır ezberle devlet yönetilemez, yönettiğini sananların da başı beladan kurtulmaz.

Oscar Wilde’nin muhteşem sözü tam konumuza uygun düşer: “Düşen bir çığda, hiçbir kar tanesi, kendisini olup bitenden sorumlu tutmaz.” Böyledir, olayların gelişiminde yalnızca yardımcı rollerin adamları olanlar, asıl olarak rejisörü başoyuncuyu sorumlu tutarlar. Kendilerinin dahli yoktur. Oysa kar tanelerinin olmaması halinde çığında düşmeyeceğini hesap edemezler. Demek asıl sorumlu, küçük ihmallerle gününü geçiren ve ‘bi şey olmaz ya!’ diyebilen liyakatsizlerdedir.

Bir yandan devleti neredeyse tüm kurumlarıyla kaybetme derecesini yaşıyoruz, diğer yandan insanımız hastalık derecesinde kutuplaşmanın zirvesini yaşıyor. Haydi, birincisini zaman içinde düzeltiriz diye avunalım. Ya, ikincisini. Sosyal bozulmayı bir-iki yılda sağlayabilseniz de, düzeltilmesi o neslin dünyayı terkine kadar sürer. Neredeyse imkânsızdır. Sormak lazım, bunu nasıl başardınız?

Sosyal medyadaki Ak-Trollerin mesajlarını incelerseniz söylemek istediğimiz anlaşılır. Neredeyse zil takıp oynayacaklar. Size mi kaldı el âlemin dini imanı, size mi kaldı be heeyy alçaklar! Hayatını kaybedenler bu ülkenin vatandaşlarıdır. Senin gibi düşünmedikleri için onları tekfir etmenin ne âlemi var? Sen kendine bak asıl. İmanını muhafaza et.

Ve,

Sorumluluktan kaçma. İtiraf et rahatla ve kurtul.

Face Book’ta değerlendirmeler yayınlayan Naim Okur’un şu satırlarını alıntılamadan bitiremeyeceğim:

“Terörün esas hedefi öldürdüğü insanlar değil, geride kalanlar ve onların yaşadığı toplumdur…

“Panik, korku, gelecek endişesi ve herkesten ve özellikle devlet ve devleti yönetenlerden şüphe halini besler…

“Faili ilk ilan edenler, gerçek katili saklayan, hatta faillerin stratejik  partnerleridir…

“Terör, biz birbirimize düştüğümüzde, gölgesinden korkan insanlar olduğumuzda, bizi korumakla sorumlu olanlara karşı olan güven duygusunu tamamen kaybettiğimizde kazanır esas…”



1 yorum:

  1. Mehmet Kınacı :
    Y..it efendi sorumluyu "ALLAH" dedikten sonra kendisine YEZİT'i rehber edeni sorumlu mu tutacağız??İşin fıtratında var...Doğduk.Öleceğiz...Ölmemeye çare mi var!!!!Da yahu bu bombalar niye AVRUPA ÜLKELERİNDE PATLAMIYOR?demek için de AKIL lazım...Kıl değil..A-KIL...

    YanıtlaSil