26 Ekim 2015 Pazartesi

Okudukça bozulmak, düşündükçe batmak


Başlık cümlesindeki iki fiil de (okumak, düşünmek) farzdır. Eksikliği felakete götürür.

Peki, nasıl olur da okudukça bozulur, düşündükçe batar?

Tıpkı, yanlış iliklenen ilk düğme gibi. Birincisi yanlışsa, devam edenler de yanlıştır ve üzerinde yabancı bir elbise taşıyorsun gibi anlaşılır.

Yanlış başlamak da, doğru gibi gözükse de yanlış yürütür işleri ve varacağı nokta da yanlış olacaktır. Buradaki incelik şudur ki, gidişatın doğru olduğu düşünülür ve inatla takip edilir. Asla bir yanlışın içinde olunduğu anlaşılamaz. Çünkü bildiklerine, okuduklarına, dost bildiklerine! itimadı tamdır. Buna ‘vehmin’ gücü de diyebiliriz. Kişinin zannettikleri asla vazgeçilmezleri olur. Küçücük dünyasında, yalanları ve yalancılıklarıyla baş başadır.

İlim, yerinde saymaz, her an ve an be an ilerleme meylindedir ve kendini asla tekrar etmez. Bu iki tecellinin birbirinden farklı olması durumuna götürür bizi. Dünkü ilmi okuyarak öğrendiğini zanneden kişi, eğer o ilmi bilgiyi aşamamışsa, geri kalmış demektir. Çünkü “dün, dün ile geçti gitti can cazım, artık yeni şeyler söylemek lazım” kelamı Hz. Mevlâna’nın, tam da bu manayı anlatır.

Şu, havuz medyasının köşelerine kurulmuş, dini kisveli televizyonların baş aktörleri durumundaki sakallı, sözde ilim adamlarının yazdıklarına, konuştuklarına baktığınızda, tamamen dünü, tamamen asırlar evvelinden kendilerine kalan ilim kırıntılarını tekrar ettiklerini görürsünüz. Bir satır dahi üzerine konulan ilim veya düşünce yoktur. Taklit, hayatlarının düsturu olmuştur. Bakmayın isimlerinin başındaki koca koca akademik unvanlara. Bakmayın, iki lafının arasına bir hadis sıkıştırdıklarına. Uyuşmuş veya uyuşturulmuş beyinlerinin içinde gizlenmiş, Türk ve Cumhuriyet düşmanlıklarını açıktan olmasa da, tekrarları bu amaca hizmet etmektedir.

Kır yıldır bir ihtiyarı tanırım. Zaman zaman oturur muhabbete koyuluruz. Bu zaman içinde bir kere dahi siyasete meylettiğini, idarecileri eleştirdiğini, yönetime dair fikir ileri sürdüğüne tanık olmadım. Zaman zaman biz konu açarız. Bir fırsatını bulur ve uzaklaşır aramızdan, ne zaman ki, siyaset konusu kapanır, yeniden katılır aramıza.

Bakıyorum da, alim sıfatlı birisi (hatta müçtehit olduğunu kendisi yazmıştı) bir siyasi partiyi neden desteklememiz gerektiğini anlatıyor!. Hâlbuki insanlar onu, anlatmasını bekledikleri dini bilgiler nedeniyle okuyorlar. Ondan din dışında bir fikir bulunmayacağını zannettikleri için takip ediyorlar. Ne yapıyor bu, fetvacı sıfatıyla ünlenmiş kişi? Saf ve temiz Müslümanlara siyasi fikirler aşılıyor. Kendisinin yanlış ve sapkın siyasi düşüncelerini onlara aşılamaya çalışıyor.

Dikkatle bakarsanız, cemaat sıfatıyla faaliyet yürüten dini grupların tamamının amaçları siyasidir. Kullandıkları konular ise, tamamı Dinden, Peygamberden, ulu kişilerin hikâyelerinden alınmıştır. Bu konular anlatılarak insanların kafaları karıştırılıp, zihinleri bulandırılıyor. Sonra, hem siyasi desteklerini hem de paralarını kolaylıkla alıyorlar. Cemaat topluluklarının sayılamayacak derecedeki parasal varlıklarını düşününüz! Nasıl elde edilmiştir? Saf ve temiz Müslümanların destekleriyle.

Bakarsanız, bunlar haram değil fakat bir garibanın kendine has düşüncelerini anlatması ve o fikir etrafında destek çalışmaları yapması haramdır. İnsanların safiyetinden istifade ederek onları soyup soğana çevirenler cennetin en ala mevkilerine kendilerini layık görürlerken, diğer garibanlara biçtikleri yer ise cehennemin en dip noktalarıdır. Daima cehennem ile korkuturlar. Siyasi desteğin din ile ilişkilendirilmesi, insanımızı zora sokmakta ve bu safiyetten azami faydayı cemaat örgütlenmeleri ve iktidar destekçisi dini kisveli sakallılar sağlamaktadır.

Bütün bunlar yanlış eğitim, yanlış okumalar ve hatalı tefekkürden geçmektedir. Yanlışın üzerine ne koyarsanız koyunuz sonuç yanlış olacaktır.

Siyasi destek sebebini açıklarken şöyle bir cümle de yazmak cehaletini gösteriyor; “Uluslararası ilişkilerde ülkeyi kukla olmaktan çıkarıp ‘masada ben de varım’ diyen aktör haline getirdiği için.” Hiç de gülesim yoktu. Ne diyelim?

Hoca hoca bilmiyorsan, değerlendiremiyorsan, burnunun ucunu göremiyorsan bari “sus da seni adam sansınlar”.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder