7 Eylül 2015 Pazartesi

Kötülük Niye Yeşerir?..


Parmaklıkları siyah örtülerle kapatılmış daracık kafeslerinde hayatlarını tüketirken, daha büyük bir kafese intikal ettirilen ve fakat daha kalın kara perdelerle çevirili yeni kafeslerinde kendilerinden beklenen, perdelerin yırtılması ve çevrelerini görmelerini sağlamalarıydı. Bu deneyden, muhafazakâr kafalılar iktidarı teslim alalı 13 yıl olan zaman içinde, bulundukları kara perdeler içindeki zindanı yırtmaya bir türlü başarılı olmadılar. Tam aksi, yeni perdeler edinip, kafesin etrafını yeniden yeniden çevrelediler. Kendi kendilerine, görüşü, duyuşu, hissedişi hassalarını köreltiyorlar. Farkında bile değiller. Düşünebilme özellikleri dumura uğramış. Sözlerimiz kimseleri incitmesin. Tamamen kendimizin, tamamen kendi milletimizin içine düşürüldüğü halin eleştirisidir. Bu anlamsız sözlerden pay kapmaya çalışanlara saygımız vardır.

‘Aylan’ın dünyaya bıraktığı son resmi gördünüz mü? Hani Bodrum Sahiline vurmuş 3 yaşlı, yüzükoyun uzanmış bebek cesedi resmini. Bundan böyle unutulmayacak, unutulması mümkün değil İnsan beyinlerinde. Her saldırı, her plan-proje düzenlemesinde Aylan, İnsan olanların hatırlarına düşecek. Ve insanlığın bundan kurtulması, Yüz Yıllar boyu mümkün değil. Nasıl da, dünyanın büyük devletlerinin devlet başkanları, başbakanları nasıl da üzerinde konuştular, nasıl da yaptıkları hataların farkına vardılar. Demek ki, bir Taylan’ın yaptığını Bir Milyon aydının yazdığı gazete makaleleri yapamıyormuş. Taylan şimdi Uçmağında mutludur, görevini Hakkıyla yapmıştır.

Araya, “Taylan” bilgisi nerden, niye girdi derseniz, etrafı kötülük duvarlarıyla örülü idarelere ders olsun. Neler yaptıklarını hatırlasınlar, nerede yanlış yaptıklarını düşünsünler diye.

İsterseniz etrafı kötülüklerle örülü’ tanımı üzerinde biraz çalışalım. Bakalım nerelere varacağız.

İnsan, yalnızdır dünyasında. Yalnızlığa iten duvarları da kendi elleriyle örmektedir. Nefsinin dürtüklediği heva ve heveslerini, vehim kudretiyle kuvvetlendirip ve beslenmeleri (gıdalanması ve çalışmaları) daima bu yönde olduğundan etrafındaki duvarları da günden güne kalınlaşır, yol vermez olur. İyiyi kötüden, çirkini güzelden ayıramaz hale gelir. Hatta ona göre kötülükler iyilik, çirkinlikler de güzellikler (gibi) şeklinde ve anlamında görünür. Yaptıklarından mutluluk duyar, aklı erenlerin (âlimlerin, irfan ehlinin) uyarılarına kulak asmaz. Kendisini en üst seviyede konumlandırır. Böylece, yaptığı hataları da ibadet edasıyla ve inanarak ve inadına yapar.

“De ki: ‘Eğer sizden bir kötülük (açığa çıkarmayı) irade ederse yahut sizden bir rahmet (açığa çıkarmayı) irade ederse, sizi Allâh’a (iradesine) karşı kim korur?’ Allâh dununda ne bir Veliyy ne de bir yardımcı bulamazlar” (Ahzap/17)

Düşülen hata şudur ki, kötülüğe giden yolda iki taraf bulunur. Kötülük yapanın, kötülük yapacağı bir taraf yoksa kim kötülük uygulayacak? Demek ki, bozulma toptan olmakta ve kötülük ve kötü, kötülük isteyenlerce hayata geçirilmekte. Burası çok ince bir manadır. Ayeti kerime ile birlikte değerlendirilirse ancak anlaşılabilir.

 “Bütün firavun benlikler raiyye (sürü) kitleler ister. Çünkü firavun benlik sadisttir; sadist benliğin tatmini için mazoşist benlikler lazımdır. Yani raiyye-firavun, firavun-raiyye çarkı sadomazoşist bir çarktır. Sadece mazoşistler sadistlere muhtaç değildir, sadistler de mazoşistlere muhtaçtır. Bu ikisi daima birbirine bağımlıdır.” (Yaşar Nuri Öztürk, Aydınlık, 6 ağustos 15)

Her iki taraf kötülük üretmeye başladığında, bir taraf güdülmeye, diğer taraf da gütmeye meyyal ilişkiler içine girmektedir. Doğrusu da bu değil mi? Güdülmeyi talep eden olmaz ise, kim gütme isteğine kapılacak ki?

Kötülük üreticisinin hedeflerinden birisi asla, iyilik, güzellik olamaz. O kendi bildiğince uyguladığı dünyevi planlarında daima, mal varlığındaki artışlar, şanının yükselmesi, şöhretinin artmasını düşünür. Ve hatta şöhretinin ülke sınırlarını taşması hayallerini süslemektedir. Tam bu noktada Ali Bulaç’ın “hükümetin bilgiden yoksun ve özünde bölge üzerinde Türk hâkimiyeti kurmayı hedefleyen politikası..” (Zaman, 5 Eylül, 15) cümlesine değinmek isterim. Girişilen Ortadoğu politikasından amaç, gerçekten Türk hâkimiyetinin tesis edilmesi miydi? Sanmıyorum. Böyle olsaydı, BOP eş başkanlığı kabul edilmez ve bağımsızlık üst seviyede savunulurdu. Ne de olsa, Türk hâkimiyeti demek, hâkim olunan bölgeye huzurun, saadetin, zenginliğin adil dağıtıldığı bir yönetim götürmek demektir. 3 yaşındaki ‘Taylan’ın cesedine bakarak, isteklerinin bu mu olduğunu değerlendirebiliriz.

Kötülük, çok renkli açan ve fakat zehirli çiçekler gibidir.

Kötülük kaybetmeden, kötülüğü kaybettirmeden İslam’a, İslam ülkelerine huzur gelmeyecektir. Çatışmalar devam edecektir. Kardeş katilleri sürecektir.

Yapılması gereken…

Uyuyanların üzerine buzdolabından henüz çıkarılmış buzlu su serpmektir. Bu kimin görevi ise bir an önce yapmalıdır. Önümüzde seçim var hatırlatırım…


1 yorum:

  1. Mehmet Kınacı :

    Uyandırma bizi....Soğuk su serpmek yerine kalın yorgan ört...Uyanmayalım...SSSIIIIIISSSSTTTT

    YanıtlaSil