11 Eylül 2015 Cuma

Korkuya Alıştırıldık!.


‘Korkmuyorum’ demenin bir anlamı yok artık. Tüm denemelerin sonucu, genel olarak korkunun beyin derinliklerine nakşedildiğini anlatıyor. Bu tanımda taraflı, tarafsız, muhalif, habersiz fark etmiyor, her kimse ve tamamında korku yerleşmiş ve davranışlarını idare ediyor durumda. İtiraz da edilebilir bu tespite, kabul de edilebilir yine fark etmiyor. Çünkü kanıksamak kavramını incelediğimiz zaman söylemek istediğimiz çabucak anlaşılır.

Korkuyu kanıksamış ve özellikle düşünce hayatımızın bir parçası yapmış vaziyetteyiz. Neden ve kimden korku? Eğer zihinlerine girme imkânımız olsaydı ve doğru cevabı alabilseydik, herkesin bu soruya cevabı farklı olurdu.

Özellikle, pek-çok sosyolojik vakanın değişmeye yüz tuttuğunun anlaşıldığı Gezi Eylemleri zamanından beri ‘korku’ bir siyaset aracı, bir yönetsel baskı aracı olarak kullanıldı. “%50’yi evlerinde zor tutuyorum” hitabını hatırlayalım. Niye söylenmişti acaba? Hangi, eyleme karşılık böyle bir hitabet yapılması zorunluluk olmuştu? Geleceğini garanti altına almak için, pek çok gelişen olaydan habersiz kitlelerin adına yapılan bu konuşma, geleceğin şekillendirilmesine dair de ipuçları veriyordu. Bunu anlamamız uzun sürmedi gerçi. Yalnız, geniş halk kesimlerinin anladığından emin olamadık. Baskılar arttıkça, sorgulamalar çoğaldıkça, polis gazı semayı doldurdukça, baskı yapılmasına zemin hazırlayan hükümet taraflarının oyları artıyordu çünkü. Mazoşist yapılar, sadistleri besliyordu bir anlamda. Normal bir insan hayatı içinde basit, çok basit örnekler yıllar boyu hapis cezalarına çarptırılma sonucuyla karşılaştı. Basit bir hakaret cümlesi, sıradan bir muhalif hareket, çocuksu bir kutu gösterilmesi gibi olayların sonucu, faillerinin cezalandırılmasına sebep oldu. “Erdoğan’a hakaret” tanımlı suçlar icat edildi. Daha geçenlerde basına yansıdığına göre 700 kişi bu suçtan yargılanıyormuş. Ceza alanlar, davaları bitenler hariç!.

Özellikle 1 Kasım seçim tarihi belli olduktan sonra, ‘Havuz Medyasının’ yandaş yazarlarınca, isimler verilerek Hürriyet Gazetesi’ne, sahibine ve yazarlarından bazılarına isimleri verilerek, hedef yapıldıkları bir gerçektir. Saldırılar sertleşince bir de gördük ki, “Osmanlı” adını kullanan (%50’lik kesimden) bir kısım gençler (ve kimlerse) Bozkurt işaretleriyle ve tekbirlerle Hürriyet Gazetesine baskın yaptılar. Bu noktadaki, aldatmacaya, provokasyona dikkatinizi çekerim. Yiğitçe çıkıp kendilerini bildirmiyorlar da Ülkücülerin bu hareketi yaptığını anlatıyorlar! Neden? Yetmemiş gibi bir gün sonra yeniden aynı gazetenin basılması da ilginçtir!. Bu kişiler, Gezi eylemlerinde de polislerin yanında eli sopalı gruplar oluşturuyorlar ve birileri tarafından “esnaf mahallenin polisidir” demesi gerekçesiyle onlara dokunulmuyordu. Şimdi açığa çıktılar. İşte bu çocuklar, bayraklı, silahlı masaların üzerine elleri konulmuş vaziyette yemin törenleri düzenlettirilen bu çocuklar da korku salma aracı olarak kullanılmışlardır.

Ergenekon-Balyoz gibi soruşturmalardan bahse gerek yok. Hafızalarımızda canlı duruyor. Bir yandaş gazeteci bozuntusunun ihbarıyla tutuklanıp, yıllarca cezaevlerinde yatırılan masumları unutmak zor. Sabahın erkeninde mahremiyet, masumiyet dikkate alınmadan basılan evler, ağlayan çocuklar, yaka paça sürüklenerek götürülen, devletine yıllarca hizmet etmiş milli güçler…

Korkuyu ektiler, suladılar, gübrelediler, büyüttüler. Şimdi, nemasından yararlanmak niyetindeler.

Ve yararlanıyorlar da.

Bırakın, iktidar aleyhine gibi değerlendirilecek konular üzerinde fikir sormayı ve cevap beklemeyi, iktidarı hiç ilgilendirmeyen sıradan konular üzerinde bile düşüncesini açıklayamıyor insanlar. Çünkü korkutulmuşlar, korkuyorlar.

Ne olur, ne olmaz düşüncesi, biraz da faydacılık, faydalanma isteğinden de olabilir. Olsun, bu da bir nevi korkutulmaktan kaynaklanır. Belli düşüncelerin izharı, faydalanma ihtimalini ortadan kaldırabilir.

Ne yapılmalı da bu korkuyu yenmeliyiz?

Bilmiyorum.

Ama gusül abdesti alarak, güne Besmele ile başlayıp. Şükürle bitirelim hele bir-kaç günü.

Sonu gelecektir. Hem de çok güzel olacaktır.

Çünkü ‘korku’nun meydana gelişinin gerçek anlamı, abdestsizlik, cenabetlik, besmelesizlik ve şükürsüzlükle dolu bir hayattır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder