27 Eylül 2015 Pazar

‘Klinik Ölüler’


Yazımız başlığı, tababetin ‘ölü’ olarak tanımladığı vakaları anlatır. Ölmüştür, kalp masajı ile veya farklı bir yöntemle hayata kavuşturuluncaya kadar ki dönemi ifade eder. Yani doktorlar, ‘ölmüş’lüğünü düşünürler ve ölmüştür de, ancak yeniden yapılan bir takım eylemlerle hasta hayata yeniden merhaba der. Hasta o an için gerçekten ölmüştür. Hayatta değildir. Tababet bunu tespit eder. Lakin kalp masajı gibi, damardan verilecek ilave ilaçlar gibi tedbirlerle hasta dünyaya döner. Bu tıbbın başarısıdır. Bunu böyle görmek lazımdır. Zira ilim, hayatla başa baş giden tanrı buyruğundan başka bir araç (araştırıcı) olamaz.

“Ölümden sonra bilinç ne kadar sürüyor” başlıklı makaleyi okudum da bunları yazmak geldi içimden. Bakalım kalem (klavye) bizi nerelere sürükleyecek!

‘Dünya elbisesi’ (vücut) kalbin çalışmasını sürdürdüğü müddetçe hayattadır, bu sebeple tabip ölümünü düşündüğü kişinin ilk önce kalbinin çalışmasına yardımcı olmayı dener. Kalbin durması, beyin faaliyetlerinin sonlandığını ve dünya hayatının bittiğinin habercisidir. Beyin damarlarına oksijen yürütmeyi başarabilir ve kalbin pompalama işlevini yeniden başlatabilirse doktor başarmıştır!. Hasta, hayata döner ve tabibe teşekkürler eder.

Bu tespit ilim adamlarına aittir. Doktorun ölüm kararını verdiği fakat ilave çalışmalar yaparak hayata döndürdüğü! ‘Kişilerin %40’ı ‘bu sürecin farkında oldukları’nı belirtmiş olmaları, diğer %60’ın fark etmemelerine rağmen hayata dönüşlerinin, ‘ölmediklerini’ de anlatır. Ölümle her şeyin bittiğine dair genel inanış, İslam terbiyesinde ‘ölüm’ün son değil, ‘sonsuz hayattaki başlangıç’ olduğuna dair kabulü güçlendirmektedir.

Nitekim ilmi araştırmaların tespitine göre “Ölümden sonraki bir-kaç dakikalık sürede bilincin yok olmadığını tespit ettiklerini” açıklayan verileri ve namuslu bilim adamlarını da gördük.

İlim adamları çalışmalara devam ettiklerinde bulacakları şudur: Bilinç, ölümden yalnızca üç dakika sonra değil, sonsuza kadar diridir. Öldü, denen bedendir. Beden, bu dünyada yaşamaya elverişli bir elbiseden başka bir şey değildir. Ecel gelip de, ruh bedenden ayrıldığında ölüm diyoruz. Fakat insanın, insan olabilmesini sağlayan bilinç daima mevcuttur. Çünkü biliriz ki, kabir azabı, berzah âlemi, mahşer âlemi bizatihi yaşanılacak ve insanlar bilinçlerinde hayatlarını müşahede edeceklerdir.

Ölüm son değildir Müslüman için. Tam aksi, sonsuzluk hayatının başlangıcıdır. Ölüm anından, ahiret hayatına kadar tamam bütün olacakları bilinci ile yaşayacak, o âlemlerdeki verilecek elbise (vücut) ile edebi kalacağı mekânları (cennet, cehennem) bilinci ile giydirilecek oraya has elbise ile yaşayacaktır. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ölüm, yoktur. Bir halden, diğerine geçmek, bir boyuttan diğerine atlamak üzere yaşatılacak bir tadımlık olaydır.

Asıl ölüler dünyada yaşadığını sananlardır. Hakikatten bihaber olanlar ölü hükmündedir. Nitekim Hz. Resulullah buyurur: “İnsanlar uykudadırlar; ölümü tadınca uyanırlar!”

Bizden istenen ise, mecburi ölümden evvel, ölmektir. Beden zevklerinden geçmek, dünya lezzetlerinden uzak durmak, sonlu olduğu bilinenlerin peşinden gitmemek, “ne varlığa sevinmek, ne yokluğa yerinmek”

Ve Ulu Zatların bizlere bıraktıkları eserlerden anlıyoruz ki, beden ölümü gerçekleştikten sonraki geçen zamanlarda, kabre defin işlemi sırasında ölü dediğimiz kişinin bilinci açık ve her şeyi anlamakta olduğudur. Ağlayanları da, gülenleri de, daha defnedilmeden çocuklarının miras kavgasına tutuştuklarını da bir bir görmekte, anlamakta ve işitmektedir. Ne çare ki, bulunduğu âlemin lisanı dünyaya ulaşmamaktadır. Onlarla iletişime geçememektedir.

İlmin bulduğu tabir yerindedir. ‘Klinik ölüler’; ülkemiz, ölmüşlüğü doktor düşüncesinde gerçekleşmiş ve fakat yeniden hayata dönmek için, mucize bekleyen insanlar ülkesi. Kalp masajı yapılmalı, hayat öpücüğü kondurmalı, damardan hikmet şırıngalanmalı ila ahir..

Yoksa tutulduğu derin uykudan uyanması imkânsız.

Klinik ölüler ülkesinde yaşamak ise büyük ıstırap.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder