4 Ağustos 2015 Salı

Gaflet ve Ben ve…


Biraz fazlaca kaçırmış ve tıka basa doldurmuş bulundum mideyi, üzerine su, ayran, çay derken, geğirmeler filan da başladı. Sonra bir kitap alıp kanepeye uzanarak okuyayım dedim.

Dalmışım. Epeyce bir zaman uykuda kalmışım.

***

“Gaflet bir nevi ölümdür. Bu yüzden iman sahibine gaflet yakışmaz.” Diyor Abdülkadir Geylani Hazretleri. Uyku, en koyu gaflet hali. Okumak için kitabı almışken, uykuya vardıran ne oldu?

Mideyi, tıka-basa doldurmak!.

Hep yaptığımız değil mi bu? Sanki Allah’ın bahşettiği taamlar bitecek, bir daha bulamayacaksın. Ha babam, kaşık salla, onu da al, bunu da ye… Nereye kadar? Miden dolana, nefes alamayıncaya dek.

“Gaflet nedir?” Diye bir soru sorar birisi, şöyle cevaplar ehli: “Senin, Cenab-ı Hakk’tan uzak düştüğün andır”. Deme be; “Demek ki ben Altmış yıldır gafletteyim!” Altmış yıldır uykudaki bir kişinin hali, kendisi itiraf ediyor. Bu soruyu, “manevi temizlik nedir” şeklinde soranlar da var. Cevabı aynıdır.

“Az ye, az uyu, az konuş” öğüdünü herkes bilir, bildiğini sanır.

Bilmek işe yaramaz ki, uygulamadıktan sonra.

İşte bendeniz de uygulayamayanlar arasındayım. Doldurdum mideyi ve uykuya vardım, yani gaflet haline.

Dünyaya nizamat verenlerden bir zat, uyumamak için hemen yanında çivili tahta bulundururmuş, ara sıra çıplak bedenini o tahtaya sürermiş, uykusu açılsın, gaflet dağılsın diye. Oh!, biz ne yaptık? Kuş tüyü yatağa atlayıp, derin uyumak için sesleri kısıp, ışıkları kapattık… Gaflete dalmak üzere.

Sonra da, bir davaya sarılıp, nizamat vermeye düştük dünyaya… Hadi canım sende.

Şimdi eleştirecekler bizi, “hiç mi uyumayacağız?”

Öyle bir şey diyen mi var a kuzum!

“Uyu, uyu yat uyu” diye diye büyüttüler bizi, unuttun mu? Biz o uykudan bahsederiz.

Uyuyorken yapabileceğin işler kadar varsın dünyada, unutmayasın.

Ötesini ne sen bilirsin, ne de başkası. Kimse senin hakkında karar da veremez, sen de kimsenin hakkında. Verdiler, verdim dediklerin hayalinde ürettiğin vehimlerinden başkası değil.

Zaten gaflet denen de, vehimlerinin sana dayattıkları değil mi?

Uyku ise en koyusu gafletin.

Şimdi bir dostumuz şu mesajı yolladı: “Bir sabah yeniden başlasam hayata, dışardan seyretmesem”…

Sorasım var Dost’a; - “
O sabah hangi sabahtır ki, hayata yeniden başlanır? O, seyretme nasıl bir seyretmedir ki, içeriden, içeriye bakılır?”

Uyanıklık! Azizim, uyanıklık.

Miden tok, sırtın pek, arkan kavi, cebin bol, elin dar, zihnin kazanç, fikrin heva iken.. İnan ki hep uykudasın, hep uykuda.

Hep mi böyle.. yoo, evet hep böyle ve hayır hep böyle değil. Hem karnı toktur, hem açların halini bilir yardımda, hem sırtı pektir, hem zayıfların korumasında, hem cebi boldur, hem eli açık, hem zihni kazanç peşindedir, hem dağıtma, hem hevayı tam anlamıyla bilir, hem heva ona bulaşamaz, hem uyur, hem uyanık…

İşte arzulanan insan tipi.

Hem var, hem yok. Hem zengin, hem en fakiri dünyanın, hem bilgili, hem en cahili âlemin, hem en güçlü, hem en zayıfı insanların…

Bu nasıl olacak?

İnsan olan, insan olanlara, insan olabilenlere sorun bu soruyu…


2 yorum:

  1. Harun Meral :

    Her saha da derin bir gaflet sarmış her yanımızı

    YanıtlaSil
  2. Halil Kaya :

    Muhteşem

    YanıtlaSil