20 Ağustos 2015 Perşembe

Cahile Verilen Makamlar


Muhiddinî Arabî Hazretleri Füsus’ul Hikem adlı eserinde, ‘yücelik’ konusunu tartışırken bir noktaya gelir şunları söyler: “.. Zira kemâl-i mutlak-ı hakîkî ancak kendisine mahsustur. Ve onun ulüvv-i sıfâtîsi ma’kul ve mahsus olmayıp, belki niseb-i zâtiyesinden ibaret bulunan o sıfat, ezeli ve ebedî bulunan zâtıyle beraber ezelî ve ebedîdir. Ve bu ulüvv-i sıfat, mahlûkât mabeyninde dahi ulüvv-i mekân ve ulüvv-i mekanetten farklıdır.” Açıklamasından sonra şöyle bir misal verir akabinde açıklar. “zira bir cahil menâsıb-ı hükümetten birine geçip zîr-i idaresinde bulunan âlimlere hükm eder. O câhil âlimlerden ulüvv-i mekânet ile ve o âlimler dahi o mansıp sahibi olan câhilden ulüvv-i sıfat ile âliyydir. Ve keza bir câhil kürsîye çıkar ve bir âlim dahi yerde oturur. O câhil orada ulüvv-i mekân ile âlim ise ulüvv-i sıfat ile aliyydir. Binâenaleyh ulüvv-i mekân ve mekânet ile âliyy olan kimsenin ulüvvü, mekâna ve mertebeye tebaen olur. Ulüvv-i mekânet ve mertebe ile âilyy olan kimse o mertebeden azl olunduğu veya yüksek bir mekânda bulunmak suretiyle âliyy olan kimse, o mekândan indiği vakit, o ulüvvler ondan zail olur. Fakat ulüvv-i sıfat ile âlî olan âlim, ister âlî veya sâfil mekânda bulunsun ve ister ehl-i mansıp veya âhâd-ı nastan olsun, daima ulüvv-i sıfat ile ‘âliyy’dir. Çünkü onun ulüvvü, teba’i değil nefsidir.” (A. Avni Konuk, Füsus Şerhi C.II, Sh, 44 civarı)

Demek ki, yücelik ‘sıfat ile yüce’ olmaktan geçiyormuş. Tayin olunan makamlar, birisinin sırtından çıkılan mekânlardan azil veya indirilme söz konusu olduğunda, kişinin elinde ‘yücelik’te kalmıyor makam da. Makamdan azil ile birlikte yücelikte elinden alınıyor veya otomatikman, yücelik son eriyor.

Prof. Celal Şengör Hoca, Faih Altaylı’ya yazdığı mektupta şunları söyler: “Türkiye pek uzun zamandan beri bilgisi sınırlı, kültürü kıt, kentli kültürden uzak, kaliteden daha çok kantiteye önem veren politikacılar tarafından yönetildiği için başı giderek derde giriyor, içeride milli bütünlüğü yaşam huzuru azalıyor, dışarıda güvenilirliği ve itibarı sıfıra koşuyor, ekonomisi de tamamen tefeciliğe dayanan ve dış dünyanın uyanıkları tarafından empoze edilen yalancı bir ‘gelişme’ dönemi sonu baş aşağı gitmeye başlıyor. Sıfırlar atıldıktan sonra dolar karşısında 1 Liradan başlayan Türk Lirası nihayet 2.30’u gördü (bugünlerde 2.85 civarında M.E.). düşüş devam edecektir, çünkü Türk Lirasının karşılığı yok!”

“Akıl fakirlerinin bunun ne anlama geldiğini anlaması mümkün değildir. Ta ki, hayatını tam olarak etkileyinceye kadar bugünkü siyasi tutumunu sürdürmeye devam edecektir.”

Meraklıları, yazının devamını  http://www.fatihaltayli.com.tr Sitesinden bulun ve okuyun, çok mühim tespit ve çözümleri göreceksiniz.

Kişinin yaptığı hizmetlerle övünmesi cahillik gösterisidir. ‘Övme’ karşının bir hali olmalı. Hayatındaki iyileri, bırak başkaları övsün. Senin için en iyisi, yapmadıklarını hatırlayıp üzüntü duymandır, kaçırdıklarını fikr edip, yanmandır. Hazreti Resullulah, Hz. Ali’ye verdiği öğütler de, “Zekâtın afeti övünmektir” buyurur. Yaptığın bir hizmettir zaten, görevindir. Kişi yaptığı görevi dolayısıyla kendini över mi? Hiç olmazsa yaptığın hizmetleri, afet dolabında perişan etme. Hz. Muhammed (sav), tavsiyelerine devamla: “Ya Ali, cahillikten daha beter fakirlik yok. Akıldan daha güzel mal yok. Kendini beğenmekten daha korkunç yanlışlık yok. Müşavereden daha kuvvetli yardımcı yok…” buyurur.

Maneviyattan yoksun, zahir inançlarının esiri olanların ülkeyi getirdikleri yer, yarın başıdır. Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık misali, ölüm ile imtihan edilir oldu millet. Ölümün soğuk ve ürkütücü yüzü insanımızın hafızalarına nakşedildi. Öyleyse, ölümden de beteri sıtmaya razı oldu(lar). Sebep nedir sorusu sorulabilir. İşbaşına getirilenlerin hemen tamamı, o işe liyakati tescillenmemiş olanlardır. İşe alınırken, lise diplomasına bakılıyor, karısının başına bakılıyor. Seçim böyle olursa, sonucu tahmin etmek zor olmaz. Maalesef hala akıllanmadılar da aynı alışkanlıklarını devam ettiriyorlar. Cahilin cesareti!.

İlmiyle veya getirildikleri makamlarıyla “kibir gösteren cahiller, diğer insanların her zaman kendilerine saygı göstermelerini, hizmet etmelerini isterler. Bu davranışları görmediklerinde çok öfkelenirler. Çünkü akıllarınca, insanlardan daha fazla ilme sahip olmaları (ve makama) ve onlara ilim öğretmeleri (veya idare etmeleri) karşılığında, diğer insanların kendilerine bu çeşit davranışları göstermeleri gerekmektedir.” (Hacı Ahmet Kayhan)

Biz de böyle değil, aklı erenlerin tamamının bildirdikleri, anlatım ve kelime farklılıklarına rağmen aynıdır. İstenen tevazu, arzulanan karşılıksız hizmet aşkı ve kibrin sıfırlandığı bir hayat tarzı… Kötü ahlakı bırakıp, Allah’ın ipine sarılmak zordur, zor geliyordur. Ne de olsa inancı odur ki, bulunduğu makamlara kendi çalışmaları, çabalamaları sayesinde gelmişlerdir, kendileri başarmışlardır, kendilerinden daha büyüğü yoktur. Fir’avun zihniyeti.

Yücelik senin içindedir, zahiren görünenler, bir heves, bir inat bir vehim sonucudur. Sahip olduklarının aslı sana ait olmayıp, geçici bir süreliğine insanlara hizmet edebilmen için sana sunulmuş bir fırsattır. Bunun değerini iyice bilmek lazımdır. Fırsat elde iken, hizmette kusur edilmemek lazım gelir.

Övünmeye gelince; bırak kendine övgüler düzmeyi. Sırası gelende, ulaşabilirsen o makama seni övecek olan Allah’tır. Sen o Makama çıkmaya gayretli ol. O’nun övgüsü, senin kendini övmenle eş olabilir mi? Yapacağın sadece, karşılıksız hizmete talip olmak ve çalışmaktır. Fırsat varken heba etme.

Şengör Hoca’nın makalesini konu edinen bir yazısında Namık Kemal Zeybek, hayati bir soruyla bitirir yazısını, biz de o cümle ile bitiriyoruz:

“Akıl ve bilimi yok sayan bağnazlığın gittikçe, hem de devlet gücüyle yaygınlaştırıldığı bu ülke geleceğini nasıl koruyacak?.” (haberhergün.com)…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder