10 Temmuz 2015 Cuma

Bir Eleştiri Aldım


Çok ilginç!

Yazıyı okumadan eleştiri getirebilenlerin varlığını da yeni öğrenmiş bulunuyorum.

Du bakali, daha neler öğreneceksin!..

Biraz ağır olmasına rağmen hoşuma gitti, eleştiri diye yazdığı hakaret cümlesi, şöyleydi: “Senin ülkücü Harekete faydadan çok zarar verdiğini…” şaşırmış olmakla birlikte, teşekkür ederek, kibarca ‘haklısınız’ demekle yetindim.

Sonra, yazıyı bir-kaç defa daha okudum, bir hatam, bir küfür, bir yıkıcı cümlem var mıdır diyerek, bulamadım. Şuna karar verdim: hakaret cümlesinin sahibi, yazımızı okumadan tenkit ediyor. Ne anladı, nasıl anladı da bu kadar ağır hakareti eleştiri diye yazıyor doğrusu kavrayabilmiş değilim.

Yalnız, nasihat etmeyi seven bir kişi olduğu belli olan münekkidimizin öğütlerinden birisi de şuydu: “kenarda dur, öz eleştiri yap ve nefsini terbiye et.” Ne kadar teşekkür etsem azdır. Kırk yıldır terbiyeye çalışsam da bir türlü beceremediğim, nefis terbiyesinin üzerine düşmem gerektiğini ve kendimi öğrenmemi tavsiye ediyordu. Besbelli, kendisi nefsini terbiye edenlerden, kendini bilmişlerden olmalıydı ki, bizdeki nefis terbiyesi eksikliğini anlamış olmalıydı ve bu öğüdü vermeye kendini yetkili kılıyordu. Olsun, her vecihten görünen, her ağızdan konuşan dostum, bir daha hatırlatıyordu. Böyle kabul ederiz.

Yalnız, kendisinden rica etsek, nedir nefis terbiyesi, nasıl yapılır? Bize anlatsa, kendisi nasıl terbiye etti yolunu bize gösterse de, biz de kendilerine müteşekkir olsak. Belki de bizim takip ettiğimiz yol yanlıştır. Kendilerinin tabi olduğu mektebi bize bildirirlerse, o okula kayıt yaptırıp, tedrisatına tabi olmayı deneyebiliriz.

Yoksa ezberlenmiş lafları bir oraya, bir buraya sallamanın ne alemi olur? Elbette bildiğini, yaşadığını anlatıyordur.

Verdiğimiz zararları da bir kenara not etseydi de, bir daha o alanlarda top koşturmasaydık ne olurdu! Bu da bir ezberin ifadesi. Ve bu lafları söyleten, bildiğini ve inandığını zannettiği yanlış, eksik dini inançları. Öyle sanıyor. İnandıklarının gerçek din, gerçek iman olduğunu sanıyor. Bir kere bile kendine dönerek, bir eksiğim var mı acaba diyerek, tartma işlemine geçemiyor. Ama rahatlıkla, bizim zarar verdiğimizi ve nefis terbiyesine geçmemizi yazabiliyor.

Madem, zararlı olmaya başlamıştık, neden bekledin bu saate kadar, bizim Allahaısmarladık dememize kadar be arkadaş? Zararı gördüğün anda niye müdahale etmedin, neden ikaz etmedin de zararın sence büyümesine neden oldun? Bu anlamda biraz da sen suçlusun demektir. peki, bu yazıların yayınlandığı sitenin, yöneticileri, sahipleri, okuyucuları da mı bu ‘verdiğimiz zararları’ tespit edemediler? Ettiler de söylemedilerse, bu suça onlarda iştirak etmiş olurlar.

Demek, bizi eleştiren arkadaş, yüzlerce kişiyi de eleştirmiş oluyor.

Seviye testinden geçirdiğimiz hususundan bahsetmeye lüzum görmüyoruz. Elbette el elden üstündür ve onun beğeneceği türden yazıları biz yazamayız. Ama beğendiği ve övgüler döşediği yazıya bakarsanız, bediî, insanî, zevkî, siyasî.. Seviyesini anlar ve  bize karşı yaptığı eleştirinin yersiz, lüzumsuz ve ezbere olduğunu ve yalnızca kendi seviyesini haykırmış olduğunu anlamış olursunuz.

“ Kişi, kendi laflarıyla ele verir kendini.
  Kimse etmez, kişinin kendine ettiğini.  ”

Der ve bitiririz.

Allah, doğru yolu cümle aleme göstersin.



1 yorum:

  1. İlhan Yalçın :

    Hocam, çok sabırlısınız. Ben bu "arkadaş"ı çoktan engellerdim.

    YanıtlaSil