26 Haziran 2015 Cuma

Hazır, ‘Ramazan Şehri’ndeyken


Bin yıl evveline göre modern ve gelişmiş bir hayat sürdüğümüz iddia edilse de, Bin yıl sonraki yaşam ve düşünce düzeyine göre ilkel bir hayat sürdürdüğümüz gerçektir. O halde diyebilir miyiz ki, modernlik ve ilkellik iç içedir an itibariyle. Dönüp bir adım geriye baksak, ya da bir adım ilerisinin hallerini tefekküre dalsak, hiçte içinde bulunduğumuzu sandığımız zamanın değerleri ve ilmi seviyesi ile ilgisini kuramayız. Bizde bulunan sadece, ilim adı altında suretlere giydirilmiş kısıtlı bilgilerden ibaret. Sonrası derin bir yokluk, derin bir mahzuniyet, derin bir yalnızlık.

Kurtulmamız gerekenler basittir. Göz ile gördüğümüz, kulak ile duyduğumuz, tat alarak bir anlam yüklediğimiz, Beş duyu ile algıladığımız ve var sınıfına yerleştirdiğimiz zanlarımızdan temizlenmek. Basit dedik, lakin bir hayat süresince başarılması için emek harcamayı gerektiriyor, böyle olmasaydı seçilenlerle elenenlerin farkını anlayamaz ve önemsemezdik. Zaten yapılması istenen ve yapılmasını yasakladığı hareketler, şeyler, ibadetler bir ömür boyu emir olarak bildirilmiştir, kesintisiz ve tamam olarak. Hür beyin ‘dünyayı’ imar etmiştir, köle beyin ise ‘dünyasını’ imar etmek için uğraşır durur, tabii ki sonunu asla getiremez, çünkü nesfinden, vehminden, hayalinden yüklenen kuvvetlerle sahip olma arzusunun sonunu bulamaz, böylelikle kendi ‘dünyasında’ debelenir durur.

Dünyanın imarı, gelecekteki vaat edilen ‘ahiret hayatı’nın imar edilmesinden sonradır. Ölüm ötesi (aslında ölüm yoktur, sadece tadılacaktır. Bu ayrı bir çalışma konusudur) sonsuzluk hayatının bir bölümüdür ancak ‘ahiret’ denen hayat. Ötelerin imarıyla hakikat ilmi açılır ve dünyanın imarı ve dünyadaki huzur için lazım olan ilim          (bilgi) oradan alınır. Aksi halde çabalar, dünyadaki bilinen mevcut olan ilim denen toplam birikimi tekrar etmekten öteye geçmez, tekrara da taklit derler, taklitçinin işi ye, iç, uyu, kalk, işe git, gazete oku gibi tekrarlanan ve biteviye huzursuzluk denen sıradan tekrarlardan ve taklitten öteye geçemeyen ibadetlerden mürekkep bir hayat tarzıdır. Bu da geri kalma sonucunu doğurur. İslam âlemi olarak içinde bulunduğumuz durum tam da bunu anlatır.

Fikir etme çalışmalarından uzak harcanan her emek, yoğun bir yorgunluğun, lüzumsuz inatlaşmaların sonucunu verir. Hiçbir kazancı olmayan boşuna harcanmış ömürden süredir.

Yapılması istenen her taat ve ibadetler, bir sonuca ulaşmanın hedeflenmesi, istenmesidir. Yürüyüş anında etraftaki değişikliklerin nasıl ki hissedilmesi ve algılanması oluyorsa, her ibadet ve taat sonrası ruhaniyetteki ilerlemenin de hissedilmesi ve canlı olarak yaşanabilmesinin gerekli olduğuna kaniyiz. Böyle bir algılama olamıyorsa, yapılanlarda bir eksiklikler, bir kısım hatalar vardır diyebiliriz. Boşuna yorgunluk olmaz tabii. Her yapılanın not edildiği defter elbette iyilikler ve sevaplar hanesinde yerini alacak ve gelecekte faydasını gösterecektir. Lakin bu durum bir duraklamanın belirtisi olarak anlaşılmalıdır. Çünkü ölüm ötesi sonsuzluk hayatı burayla sınırlı değildir ve bizim amacımız da buralar olamaz.

Hazır Ramazan ayı içinde oruçla zaman geçirilmektedir. Öyleyse, yapılan ibadetten azami faydayı temin için gayret mecburidir. Aç kalmak ibadetten olsaydı her şey çok kolaylaşırdı. Açlığın vücudu terbiyesi kolaydır. Nitekim bunu diyetisyenler kontrolünde de yapmak mümkündür. Arzu edilen aç kalmak değil. Azgınlaşan, arzularına gem vurulamayan, ona-buna emirler yağdıran, dinginleşme yerine durmaksızın havalara uçmaya çalışan, dedikodu, gıybet çukuruna düşen, her şeyi ben bilirim edasındaki nesfin aç kalarak ve lazım olandan fazlasını vermeyerek, zapturapt altına alınmasıdır. Ölüm ötesi sonsuzluk hayatı için yapılması gereken ve başarılması gereken ilk iş ve ilk emir budur.

Zapt edilmeyen nefis ile birlikte yapılan tüm çalışmalar boşuna olacaktır ve ötelerden asla ilim tedariki de olamayacaktır.

Kendisine ve toplumuna, kısaca insanlara faydalı olmak isteyenlerin ilk yapacakları iş böylece özetlenmiştir. Okullarda öğretmenler vasıtasıyla verilen bilgiler, ayrıca çok çeşitli kitaplarda bu konuyla ilgili kısa ve öz çok kıymetli bilgiler mevcuttur. Oralardan alınacak bilgilerin, beyin de işlenerek (tefekkür) kendine mal edilmesiyle yeni ufukların açıldığını ve bu alanda yeni yeni bilgilere kavuştuğunu gördükçe, yolda ilerlediğini de anlamış olacaksın. Ki, ancak medeniyete katkı bu aşamadan sonra olabilecektir.

Boşuna medeniyet nutukları atanlara kısaca da olsa bildirelim dedik.

Her şeyin en doğrusunu Allah bilir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder