1 Mayıs 2015 Cuma

Yemen Halkına, Bombalarla Demokrasi Gelecek!


Küreselleşme denen siyasi yapılanma, dünyadaki devletlerin mümkün olduğunca küçültülmesi, başka bir söyleyişle, devletçiklere ayrılmasını öngörür. Bugün için 210 civarında olan devlet sayısının 2000’in üzerine çıkarmak niyetindeler. Devletler küçüldükçe, irtibata geçilecek bir-kaç kişi ile her istediklerini rahatlıkla yapabileceklerine inanıyorlar ki, bu inanç doğrudur. Büyük devletlerin büyük adamları, küçük devletlerin küçük adamları bulunur, yani, büyük adamlar büyük devletlerin başında, küçük adamlar da küçük devletlerin başındadır. Büyük adamları kandırmak mümkün değildir. Büyük adamlar aldatılmazlar da, aldatmazlar da!..

Devletler küçültülürken, oralara her derde deva ‘demokrasi’ götürme iştiyakında olan süper devletler (ki, sayısı birdir şimdilik) aslında, onlar da küresel şirketlerin talimatlarına tabi olarak devletlerini oluşturmuşlardır, düzenlemişlerdir. Para, finans, spor, yiyecek, giyecek, enerji.. gibi sektörleri paylaşmışlar ve hangi ülkede hangi şirket, hangi işleri yapacaksa, o ülkenin talipli şirketin, ihtiyaçlarına göre düzenlenmesi esastır. Böyle bir zamanda mesela Suudi Arabistan’dan, Yemen’e demokrasi götürmesi istenir!. Uçaklara bombalar yüklenir ve mazlum halk yukarıdan bombalanır, çaresiz. Gerçek amaçları ise, küresel şirketler ve taşeron devletleri harekete geçiren büyük abi bazılarının da ‘üst akıl’ dediği devlet arasında gizlidir.

Bilgileri ve izinleri dışında büyüyen, gelişen, silahlanan bir devletle gerekli çatışmayı göze alabilirlerse, ordularını o devlet üzerine sevk ederler, kullanılacak taşeron bulamazlarsa bu vakitte o güçlü devletle anlaşma yollarını ararlar. Ki, son örneğini İran – ABD arasındaki anlaşmada görüyoruz. Vaktiyle, Saddam’ı kışkırtmışlar ve Irak’ı İran üzerine salmışlardı ve bu savaş 8 yıl sürmüştü. Şimdi, Irak kendi başının derdine düşmüş, etrafıyla ilgilenmeye mecali yok. Afganistan ve Pakistan’dan da hayır yok, Türkiye’yi de istedikleri yola sevk edemediler… Öyleyse, İran’la anlaşmaya varmak en iyisi.

Özellikle son beş yıldır, Türk dış politikası uygulamalarında bir akıl tutulması yaşanmakta, neredeyse alınan ve uygulanan her karar yanlışlarla dolu bulunmaktadır. İslam ülkelerinde Arap Baharı denen iç ayaklanmaların başlamasından itibaren, alınan kararların hemen hepsi hatalar içeriyordu. Tunus, Libya, Mısır, Suriye.. yapılanların tamamı yanlıştı. Hele, Libya’ya dünya kuvvetleri saldırırken, onlar tarafında bulunarak Libyalı Müslümanların üzerine bombalar atılmasına aracılık etmek ve yardımcı olmak hataların en büyüğü idi. Benzer hata Mısır’da da yapıldı. Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek Sokak hareketleriyle devrilirken, bir kıyıda kıs kıs gülmek ve sokak hareketlerini desteklercesine, Mübarek’in devrilmesine imkân sağlamak anlamına geliyordu. Yapılan seçimlerin ardından, seçime katılım oranı düşük de olsa Mursi’nin kazanması, Türkiye idarecileri arasında bir bayram havası yaşattı.. mezhep birlikteliği, Müslüman Kardeşler örgütüne yakın durmayı gerektirmiş olmalıydı. Darbe ile Mübarek’in gönderilmesini alkışla, Darbe ile Mursi’nin gönderilmesine küfür et, oldu mu ya!. Mursi’nin yönetimde yaptığı hatalar, Cumhurbaşkanlığının daha birinci yılında Bakanlar kurulu üyelerinin dahliyle yapılan bir darbeye maruz kalarak, koltuğunu boşaltamaya zorlanması, Türkiye taraflarından ağır eleştirilerin yapılmasına neden oldu. Kısa bir süre sonra seçimle Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Sisi aleyhinde ve daima ağır hakaretlerle eleştirdiler. Gönderilen aracıların ricacıların isteklerine bakılmadı bile. Adeta kanlı bıçaklı duruma kadar geldiler.

Suudi Arabistan liderliğinde birleşen 10 ülke silahlı kuvvetleri Yemen üzerine ağır silahlarla, gelişmiş savaş uçaklarıyla bombalar atmaya başladıkları anda, ne olduysa Türkiye dış işleri yeni bir hatanın içine daha yuvarlandı. Bu koalisyonun yanında yer alarak, fakir, mazlum Yemen halkına karşı adeta savaşın tarafı olmuşlardı. İnanılmaz olan olay bu arada yaşanıyordu. Mısır, koalisyon ortaklarındandı. Ne olmuştu da, Sisi ile aynı saflarda Yemen’e saldırıyorlardı?

Katar Emiri’nin Türkiye ziyareti sırasında, Sisi ile barışmaları mesajını getirdiği gazetelerde yazılmıştı. BOP başkanlığından, BOP eş başkanlığına ulaşan bu mesajla, buzlar erimiş olmalıydı. Bu arada, Katar Emiri’ne, Digitürk’ün satılacağı yazılmıştı. Henüz sonuçlanmamışsa da, İstanbul Boğazı’ndaki 12 dönüm arazi üzerine oturan 66 odalı bir yalının satıldığı gazete manşetlerini süsledi geçenlerde. Ne de olsa, ekonomi kırılgan zamanlarını yaşamaktaydı. Dostları kırmak olmazdı.

Lafı uzatmaya gerek yok.

Sırasında, Sisi ile kavga ederiz küfürlerle, sırasında can ciğer olur mazluma ölüm kusarız.

Akıl tutulması devam ediyor. Dış politikada hatalar birbirini kovalıyor.


Allah hidayet eyleye…

2 yorum:

  1. İlhan Yalçın :
    AKP'nin genel dış siyasetini ve AB/D zulmünü özetleyen makaleniz için teşekkürler Hocam. İşin en acı yanı, AKP seçmeninin AKP yönetimi ile birlikte ilkesiz duruşa devam etmesi. Bu ilkesizlik, hükümetin cesaretle aynı aymazlıkta devam etmesine ve haliyle devletimizi küçük düşürmesinin, menfaatlerinin heder olmasının devamını da sağladı. AKP seçmeni uyuma numarasını bırakmadıkça, bu çirkin tabloya "dur" diyecek kimse de görünmemektedir.
    Gavurun yönlendirmesi ile Müslümanın, diğer Müslümanın kanını dökmesine "demokrasi", "seçim-sandık" diye gerekçe bulup saldıranları hem de dindar olarak kendisini sunanları durduracak tek şey; AKP'NİN ONLARI BESLEMESİNİN SON BULMASIDIR diye düşünüyorum Hocam.
    Bu da ancak, dış borç akışının durması ile mümkün.

    YanıtlaSil
  2. Şerafettin Açikgöz.
    Ekonomiyi düzeltmek için, Suudilerden sıcak para almak için tabi ki.

    YanıtlaSil