10 Mayıs 2015 Pazar

Propagandanın Amacı Kandırmak Değildir



Propaganda konulu yazdığımız iki yazıya ek olarak okunabilir bu yazımız. Çünkü şeytan, kandırma faaliyetini reklamlar, televizyonlar, renkli gazeteler, ucuz vaatler aracılığı ile de yapabilmektedir. İş bu faaliyetini de yaparken kullandığı yardımcı insanlardır.

Kur’an’ı Kerim’de çok sık olmak üzere karşımıza şöyle bir mana çıkıyor:

1.    İnsanı yanlışa sevk eden şeytandır.
2.    Yanlış yapanlar, yaptıklarının sonucunu mutlaka yaşayacaktır. (Elbette doğru ve güzel işler yapanlar da)

Bu mana dünya hayatı içinde ayniyle doğrudur. Aslında her iki âlem iç içedir (konu iki âlem değil, sınırlamayınız, âlemlerin sayısı düşünülemeyecek kadardır), birinde doğru olan, diğerinde de doğrudur. Yalnızca, makamattaki yükselmelerle manalarda derinlik artar. Bir alt makamdakiler için yukarıdaki makamdan ifade edilenlerin de anlaşılması zorlaşır. En alttakiler için ise bu durum, kavga sebebidir.

Televizyonun çok renkli reklamlarına inanarak, algı kayması sonucu yanlışa düşerek edinilen pek çok ürünün zararlı olduğu ya da söylenildiği gibi olmadığı herkesçe malumdur. Malı bir kere aldıktan sonra da iş işten geçer ve zararına katlanırsınız. Belki küçük bir fiyatı da olduğu için, yasal yollara başvurarak hakkınızı aramaktan vaz geçersiniz.

Bu durumda, bir kandıran bir de kanan vardır. Kandıranın suçu tartışılmaz. Peki, kanan hepten suçsuz mudur? Malın bileşimi, son kullanım tarihi, üretim tarihi, üretildiği adres, devlet organının izin verdiği tarih gibi bilgileri incelemeden, sadece reklamındaki cafcaflı sözlere inanarak alıp sepete koyduk. Kullanmaya başlayınca da istenen faydayı sağlayamayacağımız, reklamın söylediği gibi olmadığı anlaşıldı. Az biraz da, malı alanda suç yok mudur?

Podyumda sihirbazın değneği her sallanışında, değneğe odaklanan gözler, başka bir tarafta olanların farkına varamaz. İş, eğlencenin ötesine geçtiği vakit, vahamet durumu artar. Bir de bakmışsın, sihirbaz da bahaneymiş. Asıl olan elindekinin başka birisinin eline geçmesini sağlamak. Bunun için ‘uyanık olun’ ikazı yapılıyor.

Sosyal gelişmelerde de durum farklı değil. ‘Demokrasi’, ‘insan hakları’, ‘özgürlükler’, ‘ileri demokrasi’ vb.. gibi renkli ve hoş sözler (sihirbazın değneği), cümlelerin altındaki yıkıcı manayı gizliyor gözlerden. Algıyı değiştiriyor, onlar nasıl isterse öylece inanmaya sevk ediyor insanları.

Şöyle bir soru sorabiliriz şimdi: kimler inanıyor? Cevaplayalım: uyuyanlar. Bu sebeple ‘uyanık olun’ ikazı yapılıyor.

(Musa): ‘Siz atın’ dedi… (Sihirbazlar) atınca, insanların görüşleri etkilendi ve onları dehşete düşürdüler! Büyük bir sihir oluşturdular. (A’raf/116)

“Biz de Musa’ya: ‘Asanı at’ diye vahyettik… Bir de ne görsünler, o (asa) , onların uydurdukları şeyleri kapıp yutuyor! (A’raf/117)

Sihirbazlar her devirde mevcut ve görevlerini ustalıkla yapıyorlar. Dehşete düşenler uyuyanları, Musa uyanıkları temsil ediyor. Hakikat nuru, karanlığı delip geçiyor.

Uykuda olduğunu anlayabilir mi kişi? Anlar anlamasına da, ancak uyanınca. Hakikatler zahir olunca. Anlar ki, uykudaymış! Sihirbazın, malını-varını elinden alması sonucunda, nasıl bir gaflette olduğunu anlar, ne zaman? Varının elinden çıktığını anladığı zaman. Bunun gibi. Şöyle buyurmuştu Hz. Muhammed (sav): “İnsanlar uykudadır… Öldükten sonra uyanırlar.” Beden ölümü gibi anlarsak yanılırız. Başka bir ölüm tarif ediliyor. Burada ‘ölüm’e gönüllü gidiş var gibi. Sahip olduğunu zannettiklerinin, sahibine gönüllü olarak iade edilmesi. Başkaca bir mana aramaya gerek yok. İddialardan, ikazlardan vaz geçmek. Ne gelirse eyvallah demek ve fiilen yaşamak. İstenen budur. Yakınlık (kurban) vaz geçmekle mümkün olabilir ancak.

İlmin kaynağı Aliym’dir. ‘Aliym’ olan kendisidir. Güzel isimlerinden birisi olan Aliym ismi Şöylece tarif edilmiştir; “İlim özelliği sebebiyle sınırsız sonsuz her şeyi ve her boyutu, her yönüyle bilen”. Durum böyle olunca, başka yerlerden geldiğini, çalışmayla çalışanın öğrendiğini, o halde bu ilme filancanın sahip olduğunu düşünmek yanıltır. İlmin geliş yeri (ki, yer filan da yoktur, anlatabilmek için böyle söyleniyor) kendisidir. Kaynak Tek’tir anlayana. Anlayanlardan eylemesini yakarırız.

Yani, dememiz o ki, ‘hidayete erdiren ilim, kâmil ilimdir’ ve kaynağı Allah’tır. Tersini düşünecek olursak, ‘noksan ilim’ şaşırtır. Allah muhafaza.

Anlaşılmış olmalı ki, uyanıklık, ancak hidayet ile mümkündür.

İnsanları her ne amaç için olursa olsun kandırma, her hâlükârda onlara doğruyu söyle, anlamazlar diye kestirip atma, doğrular anlaşılmak içindir.

Hidayet pınarından kana kana içmek nasip eder inşallah.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder