2 Nisan 2015 Perşembe

Saltanata Savrulmalar


Dağdağası pek kuvvetli son iktidar yıllarında, meydana gelen tüm kargaşanın müsebbibi de tamamen kendileriydi. Güçlü ve organize olmuş medya ordusu, devletin iletişim kanallarının yandaşlardan müteşekkil hale getirilmesi ve menfaat temini yoluyla yanlarına çekilen yığınlar ve bunların tamamının ortaklaşa yaptıkları çalışmalar, halkın kulaklarının sağır olmasına yol açmış, gözlerinin önünde gelişen, yıkıcı, bölücü, kamu düzenini raydan çıkartıcı hadiselere bile kayıtsız kalmaya devam edegelmişlerdir.

Kendilerini destekleyen geniş halk kesimlerinin, desteklerinin devam ettirilmesinin koşulu olarak görülen, yüksek sesle haykırmak, muhaliflerine ağıza alınamayacak cümlelerle, sinirli ve ısrarcı bir şekilde bastırmak gerekiyordu. Tüm diskurlar, karşılarındaki cahil bırakılmış, fakirlik ve açlık sınırında yaşayan halk kesimlerinin avlanması ve onların desteklerinin devamını sağlamaya yönelik ayarlanmaktaydı.

Kullanılan politik araçlar öteden beri, mağduriyete dayalı ve dini çağrıştıran kavramlardan oluşuyordu. Organize olarak ve elbirliği ile öylesine ustalıkla veriyorlardı mesajlarını ki, yaptıkları hukuksuzlukları, kanunlara ve ahlaka mugayir iş ve işlemleri, destekçilerine, “-vardır bir hikmeti” düşüncesini yerleştirerek, duyulmamasını, görülmemesini sağlıyorlardı. Sezar’ın Hakkı Sezar’a derler ya, doğrusu çok da başarılı oldular.

Dediğim gibi, başarıda ilk şart: halkın cehaletini dikkate almak ve fakirleştirerek, zenginleşme umudunu diri tutmak.

Satılan tamamen hayallerden ibaretti. Oyun, hayal üzerine, hayallerin canlı tutulması üzerine kurulmuştu.

Zaten, bu dünya bir hayalden ibaret değil miydi? Hayal sahnesinde sanatçı hayal satmıyor muydu?

Saray yapımı ve taşınılması sert eleştirilere sebep olmuş ve ülkenin genelini kaplamışken bu tenkitler, büyük bir pişkinlikle “-Saray’ın bahçesine bir caminin yapılacağını ve halka açık olacağını” bildirmesi, taraftarları arasında eleştirilerin yoğunluğunu düşürdü. Tıpkı buna benzer, yolsuzluklarla anılan evladının vakfına ait bir öğrenci yurdunun açılışında, “-Siz mini etekli deyin durun, biz burada dinine bağlı gençler yetiştireceğiz” lafı da birbirine çok benziyordu. Mızrakların ucuna, Kur’an’ı Kerim sayfalarının takılmasından farkı olmayan cümleler. Hâlbuki gerçek ahlak, değerleri siyasete bulaştırmamak olmalıdır.

Çelişki şudur: söylem olarak öteler, hayat tarzı olarak dünya. “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için” buyruğu, tam anlamıyla uygulanırken, “Yarın ölecekmiş gibi ahiret” buyruğu yalnızca sözde kalmaktadır. İslamî yaşantı olarak, halkın gözü önünde kılınan Cuma namazları ve kameralarla birlikte yapılan mezarlık ziyaretlerinin ötesine geçilememektedir. Ve bu durum, onarılmaz hastalıklara gark etmektedir ilgilisini. Çünkü yanlış belletilen ‘modernizm’ tuzağına düşürülmüştür. Söylemde uhrevi âlem varsa da, servet içinde yüzerken, dünyalıklar peşinde mal yığarken esasında uhrevi âlem soyutlanmış ve adeta bir “dünyevî cennet ideali yaratılmıştır.”

Böylece ahlak, “araçsal bir yapıya” dönüştürülmüştür. Daha çok kazanç, daha çok hâkimiyet arzusu, toplum ile topluluğu ve topluluğu ile kendisi arasında çatışmalara sebebiyet verebilecek boyuta ulaşmıştır. Bu durum, halk için tehlike işaretidir. Yukarılardaki idareci zihni bunalımlar yaşarsa, toplumun geleceği de bu buhrandan payını alacak ve eziyetler içine düşecektir. Çatışmanın sonlandırılıp, rahata ve huzura dönülmesi elzemdir.

Saltanat isteğine kadar varacak düşünce egzersizleri, çoğu mecralarda dillendirildiğinden, dikkatlerin çekilmesi ve uyarmak aydınların asli görevidir.

Günümüzde herkesin, en büyük yararı elde etmeye çalışması devri yaşanıyor. Birisinin yararına olan bir edinim, diğeri için zarar niteliğinde olabileceğinden, toplum içinde derin çatışmaların önü açılmış olacaktır.

Din, ahlak söylemiyle başta bulunanlar, öncelikle kendilerini kontrol edebilmeli, toplumun iştihasını frenlemelidirler. Doymak bilmez iştiha kapısı bir kere açılmaya görsün. Kapamaya, üniversitelerin, ilim adamlarının, hacıların, hocaların gücü yetmez.

Suyu, akağına doğrultmak zamanında yapılmazsa, sel felaketinin önü alınamaz.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder