19 Mart 2015 Perşembe

Merkez Bankası Yetkisi, Kanunla Geri Alınabilir!


Hiçbir ekonomik veri tek başına ölçü değildir, tam aksi o tek ölçüyü değerlendirerek varılacak kararlar, tek bacaklı, tek yönlü, tek eksenli kararlar olur ki, Allah Muhafaza zarara götürür. Mesela faiz ölçüsü, birilerinin söylediği gibi, maliyetin tamamı değildir. Birçok parametre birlikte değerlendirilirse doğru sonuca varılır. Evet, faiz enflasyonun tetikleyicisidir, lakin şu cümle de doğrudur: faiz enflasyonu frenlemek için de kullanılan para piyasası araçlarından birisidir. Sadece birisidir. Tek başına faiz bir şey ifade etmez. Kaldı ki, faiz piyasada arz-talep dengesinde oluşur, bu da paranın fiyatıdır.

Günümüz Türkiye’sinde faizler negatiftir. Sadece bugüne has bir durum değil bu, öteden beri, biraz da şanslarının yardımıyla iktidarı ele aldıkları günlerden itibaren durum budur. Üst yöneticinin söylediği gibi, yüksek faizler yoktur. Oluşan faiz, piyasanın kabul edebileceği bir seviyededir. Zaten piyasanın kabul edemeyeceği bir faiz haddi, kısa sürede piyasa teamülleri çerçevesinde kendini düzeltecektir.

1970’lerden kalma İdeolojik düşünceleriyle piyasayı düzenleyebileceğini sananlar, zihin esaretinden uyandıklarında yaptıkları hatayı fark edince, yaşadıkları pişmanlıklar, ahalinin beddualarından kurtaramayacaktır. Borçlandırılmış, kredi kartı tuzağına düşürülmüş her birey, faizler oynadıkça, kurlar değiştikçe kâbuslar yaşamaktadır.

Şöyle olabilir. Bir kanun çıkartırsınız ve faiz yetkisini mesela Başbakan’a bırakırsınız. Başbakan da hemen bir gece içinde faiz oranı %1’dir, 2’dir gibi bir karar alır ve uygulamaya geçilir. Bu kadar basit bir olayı niçin yatırımcıların, piyasanın gözü önünde yaparsanız da, istikrarsızlığı tetiklersiniz, bu olacak bir şey değildir. Yani Merkez Bankası’nı rahatlatırsınız.

Buyurunuz yapınız. Hazır elinizde, parmak kaldırabilecek yeter sayınız varken.

Ekonominin gidişatı öngörülebilir olmalıdır. Geleceğe göre yapılan planlamalarla ekonomiye yatırımlar yapılır veya o ekonomiden kaçılır. Önünü göremeyen işadamı sermayesini, kendisi için sigorta hüviyetinde olan gayrimenkul gibi ölü alanlara kaydırır haklı olarak, yabancı yatırımcılar da kendilerine daha emin limanlar ararlar. Ekonomide istikrar, siyasi istikrarla birlikte olursa en iyisi de budur. Durup dururken, ekonomideki düzgün gidişi, beklentilerdeki şeffaflığı zedelerseniz varılacak yer, 2001’den daha tehlikeleri alanlar olur. Zira 2001 de halkın borcu şimdiki kadar ödenemez halde yıkıcı değildi, devletin borcu ise şimdikinin ancak %20’si kadardı. Kaldı ki, devletin bilançosunda fabrikalar, limanlar, tersaneler, kamu iktisadi teşekkülleri, araziler gibi pek çok ekonomik değer vardı. Maalesef şimdilerde bunlar da yok, sattınız.

Yani demem o ki, devletin mamelekinde bulunan iktisadi değerler de faizin oluşumunda bir dengeye getirme, dengede tutma görevi görürler. Türkiye, maalesef bu destekten (araçlardan) mahrum bırakılmıştır sayenizde.

Yeni açıklanan aylık enflasyon sayısının içinde, gıdadaki fiyat patlamasının büyük payı var. Yani, yoksul biraz daha yoksullaşmış ve sofrasından eksiltmek zorunda bırakılmıştır. Düzenlemeler, planlamalar öncelikle yoksulun ve mazlumun durumu dikkate alınarak yapılmalıdır.

Herkes yetki ve sorumluluğunu bilmeli ve ona göre davranmalıdır.


Keyfi istikamette hiçbir gemi yüzdürülemez. Aklınızı başınıza toplayınız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder