15 Mart 2015 Pazar

Devirlerin Tek Değişmeyeni: ‘Dalkavuk’


Öyle değil mi?

Nice sultanlar geldi geçti, nice krallar, nice padişahlar sürdüler saltanatlarını, nice ihtilallerin altında ezildi milyonlar, nice devrimciler karşısına dikildi karşı devrimciler, ölen öldüğü ile kaldı, ezilen ezildiğiyle. Lakin bunlara kimseler dokunamadı. Her devirde, her zamanda, her idarede onlar hep baş tacıydı.

Benim yazı buraya kadar. Şimdi Falih Rıfkı Atay’ın, Batış Yılları isimli kitabının, ek bölümünde yer alan dalkavuk isimli makalenin bir bölümünü birlikte okuyalım.

Sakın ha unutmayınız, yazarın mesajını bir yerlere not ediniz, lazım olacak:

Buyurunuz:

****

Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile beraber zaferin ilk günlerinde İzmir’e Mustafa Kemal’i görmeye gitmiştik. Herkes ‘biten bir şey,’ bir savaştan kurtulma hafifliği içindeydi. Yalnız O:

-Asıl işe yeni başlayacağız, diyordu.

-Asıl düşman orada, diye İzmir’in arka mahallesinden Sovyetler Birliği sınırlarına kadar bütün Anadolu’yu kaplayan geriliği ve gericiliği gösteriyordu. “Padişah benim!” dese, herkes eteklerine sarılacaktı.

O ise elindeki yüzde yüzü gerçek kurtuluş savaşı uğruna tehlikeye koyacaktı. Yarın hiçbir iş yapmamışa dönecekti. Bütün Anadolu köylerinde onun dinsizliği söylenecekti. Biraz sonra, düşman elinden aldığı bu şehrin sokaklarında onu öldürmeye kalkacaklardı.

Yalnız o zaferin her şeyi bitirdiğine inanmıyordu. Bir ültimatomla İngiliz donanmasını limandan kovabiliyor, fakat yine de kurtulduğumuza inanmıyordu. Kapitülasyonları kaldırıyor, bağımsızlığa kavuştuğumuza inanmıyordu.

Anadolu bir Asya parçasıydı. İçinde oturan vatandaşlar, maddi manevi, Asya gerileri arasındaydılar. Bu topluluk bir Batı topluluğu olmadıkça her şey boşunaydı. Bu zafer de son Osmanlı yüzyıllarının nice zaferleri gibi, harcanıp giderdi. Biz medeniyetçe kurtulmalıydık. Biz toprağımızdan fazla kafamızı ve vicdanımızı kurtarmalıydık.

Bütün devrimciliğin felsefesi buydu.

****

Hiç kimsenin yapamayacağını yaptı adam. Hiç kimsenin yıkamayacağını yıktı adam. Bütün yolları açtı bize. Bütün engelleri kaldırdı yolumuz üstünden!

Derken kuvvet ve ikbal demokrasi ile halka geçti. Ne görsek beğenirsiniz: Nasıl 1923’te bütün gericiler ilericilerin dalkavuğu olmuşlarsa, bu defa, formasyonları bakımından, ilerici olması gerekenler gericiliğin dalkavukları kesildiler.

İşte biz on yedi yıldan beri kara yığın dalkavukluğunun cezasını çektik ve çekiyoruz.

Bu memlekette hiç kimse Kuran Okulu denen iskandalin akıl yatırır bir gerekçesini bulamaz. Eğitim birliği gibi temel devrimlerden birini temelinden sarsan bu bid’ate hepsi, sözde Atatürk’ün partisinden olanlar bile göz yumarlar. Dalkavuklar! Ağızları öğle yemeği rakısı kokarak oruçları üzerine yemin edenler!

Hani 1923’te;

-Tek ödenek alalım, hükmedelim de Mustafa Kemal isterse kara kitabı da kaldırırız, diyen sarıklı dalkavuklar yerinde, şimdi tek koltuğa kurulsunlar da ödenek alsınlar da, devlet arabasına binsinler de, medreseler açılsa umurlarında olmayacak olan bıyıklı, tıraşlı, başları silindirliler!

1923, 1962… sanki 39 yıl ileri değil, 39 yıl daha gerideyiz.

İdeal ve irade adamlarına haber vereyim: Bunlar korkaktan korkaktırlar. Yarın ilerleme davası yeni savaşçılarına kavuştu mu, hepsi başlarını göbeklerine kadar eğecekler:

-Aman efendimiz, ne emir buyurursunuz diyecekler.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder