17 Şubat 2015 Salı

Türkiye Savaşı Kaybetti mi?


10 Aralık 2014 tarihinde ABD’nin adana 2. Konsolos’u James Michael Saxton Ruiz ve beraberindeki heyet, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki gelişmelerle ilgili olarak, Genç İşadamları Derneği başkanı Hakan Akbal’ı ziyaret ederler. Dernek başkanı ve yönetim kurulu üyeleriyle uzun bir toplantı yaparlar. Ne hikmetse görüşme basına kapalı olarak yapılır. Basına kapalı görüşmeler, tehlikeli konuların gündeme taşınması talimatının verilebileceği toplantılardır. Oysa bu gibi toplantılardan, devletin ve özellikle dış işlerinin haberinin olması ve görüşmelerin kayıt altına alınması gereken toplantılardır. Masum hatır sorma toplantıları bile olsa!. Alıştığımız ve bildiğimiz üzere, ABD Konsolus’u tıpkı CIA ajanı gibi davranmakta ve yükseklerde oluşturulan emperyalist politikaların uygulanmasında istasyon görevi yapmaktadırlar.

Söz konusu toplantıdan 26 gün sonra düzenlenen basın toplantısında, dernek başkanı Hakan Akbal, bir kanun hükmünde kararname çıkartılarak: “Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Batman, Şırnak ve Siirt illeri Osmanlı’da olduğu gibi Diyarbakır vilayeti olarak tanımlanabilir, Diyarbakır vilayetinin yönetim merkezi de Diyarbakır ili olabilir” dedi. Bu önerilerini de, hazır kurulmuş bulunan ‘Kalkınma Ajnsları’nın sınırlarına dayandırdıklarını da ilave ediyor.

Arslan Bulut çok sık yazdı itiraz da edilmedi, cevap veren de olmadı, “CFR’nin gönderdiği gizli memorandum ile kurulan AKP”, verilen görevleri istenildiği verimlilikte yerine getirmeye devam ediyor. Tayyip Bey’in yerine daha iyisini yapabilecek birisini buluncaya kadar da bu görevlendirme devam edeceğe benziyor. “Bugün üniter Türkiye’yi bölmek ve israilist Kürdistan’ı kurmak adına ciddi adımlar atmaktadır. Bu adımların kaynağı sistemdir. (sistem: dünyayı yöneten derin güç. Yani, CFR, Bilderberg, Trilateral ve bunların altında yer alan irili ufaklı örgütler ve bunların yönetici olan her milletten gelen ancak milliyet farklılığına önem vermeyen, adeta paraya tapan, İbrani asıllı yapı, şeytanın kralları.) (Tevfik Bir, www.tevfikbir.com)

12 Eylül 1980 tarihinde Türkiye’de bir ABD darbesi yapıldı. Bu darbenin gerçek yöneticileri ise “gerçekte Pentagon ve CIA’dır. Kenan Evren çıkardığı kanun kuvvetinde kararname ile Türkiye’nin 12 eyalete bölünmesini istemiştir. Fakat onanmasını seçimlerden sonra iktidara gelecek partiye bırakmıştır. Özal iktidarı ise ‘Halkın infialini kazanırız’ gerekçesiyle, bu kararnameyi onaylamamış ve ‘şimdilik’ kaydıyla rafa kaldırmıştır.

Günümüz iktidarı ise ‘AB Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı imzalamış, Kalkınma Ajansları ile Türkiye’yi bölgelere ayırmış, devletin valilerini bu çalışmaların başkanı olarak atamıştır. Türkiye Başkanlık sistemine doğru hızla ilerlemektedir.” (Figen Özen, 21.03.2012, İlk Kurşun)

Şu artık iyice anlaşılmış olmalıdır. Terör örgütüne karşı duran ordu kuvvetlerinin kışlasına çekilmesi, komutanlıkların Valilerden talep ettikleri operasyona izin taleplerinin geri çevrilmesi veya hiç cevap verilmemesi, PKK terör örgütü elemanlarının il ve ilçelerde rahat hareket etmelerini sağlamış, silahlanarak ve eğitimleri yaptırılarak adeta ordusunu kurmalarına fırsat verilmiştir. Yol kontrolleri, öz savunma birliklerinin kurulması, okulların açılması, vergi toplanması, askere adam alınması askere gitmek istemeyenlerden, bedelinin tahsil edilmesi gibi olaylardan da anlaşılmaktadır ki, PKK artık bir devlet kurmuştur. Çünkü davranışları devlet davranışını anlatmaktadır. Bütün bu olaylar karşısında devletimiz suskundur. Hatta ne yapılması gerektiğini bile bilememektedir. Eğer biliyor da, yapılmıyorsa bunun adı ihanete varır.

Ergenekon, Balyoz, Casusluk gibi uydurma suçlamalarla orduya yapılan saldırıların sebebi şimdi daha iyi anlaşılıyor. Bir tarafın, kandırıldık, saflığımıza geldi gibi avamî laflarla kurtulması mümkün değildir.

Şimdi, federe devletin nasıl kurulması gerektiğini 25-30 üyeli bir sivil görünümlü derneğe söyletiyorlar. Başkanı sıfatıyla da konuşan kişi, ekranlara çıkartılarak güya ödüllendiriliyor. Sanki kendi araştırmaları ve düşünceleri sonuçta vardıkları kararları açıklar gibi. Sen, değil sosyolojik bir konu hakkında karar vermek, öneri getirmek, bir satır bile konuşacak ehliyette değilsin aslanım.

Seni, gizli toplantılarda Amerikalı ajanlar iğfal edip, ortaya salıyorlar, hepsi bu. Yani mührünü basına kapalı oturumlarda vurmuşlar.

Özerklik veya federasyonlaşma taleplerinin sonu, bölünmeye gidecektir. “Ameliyat yaptırmam” efelenmesiyle zaman tüketen idareciler, söyler misiniz, siz neyin, kimin ameliyatından bahsediyorsunuz? Hasta, yoğun bakımda, siz çay-kahve derdindesiniz. Bu nasıl idareciliktir, bu nasıl Türk idareciliğidir?


3 yorum:

  1. Sevgi Poyraz Damla :
    Umarım akkıllanırlar amma.

    YanıtlaSil
  2. Hale Baysal :
    Türk idareciler ???

    YanıtlaSil
  3. Levent Özkan :
    AZ KALDI SABREDEN DERVİŞ MURADINA ERMİŞ BİZ TÜRK'LER TEK BİR DEVLET TEK MİLLET VE DE TEK DİL ANLAYIŞINDAYIZ AKSİSİNİ İÇERDEN DIŞARDAN İSPAT ETMEYE KALKIŞANLARIN ENSESİNDEDİR NEFESİMİZ

    YanıtlaSil