7 Şubat 2015 Cumartesi

Niye Okunmuyor?


Bu, aslında ülkemizin temel meselesi.

Geri kalmışlık seviyesi ve okuma alışkanlığı karşılaştırması doğru orantılı olarak, birbirlerini takip etmekteler. Geri kalmak tanımını yalnızca ekonomik olarak algılarsak, yanılırız. Elbette, ekonomik gerilik, okullaşmada gerilik, hoca sayısında gerilik, kitap sayısında gerilik, yayın sayısında gerilik gibi pek çok başlıkla at başı gidiyor.

Kimi yazıları ‘yazının başlığı’ okutuyor. Sanki başlığı görünce, muhtevayı şıp diye anlayıveriyor okuyucu. Hemen karar veriyor: “-Bu yazı okunmaz.” Veya tersi.

Vaktiyle, haftada bir makale yazan, yazarların yazı gününü iple çekerdik. Neyi yazdığı değil, yazısındaki zevki tatmak isterdik. Üslubu, anlatımı, kıvrak cümlelerinin lezzeti, hikâyenin inceliği gibi hususlar hafta boyu konumuza hâkim olurdu. Onunla da bitmezdi, diğer farklı mevzuular tartışmaya alındıkça, yazarın cümlelerinden, paragraflarından alıntılarla tartışmaya iştirak eder ve konu üzerinde farklı açılımlara eski tarihli yazısı bile olsa katkı sunardı yazarımız.

Şimdilerde siyaset her yanımızı kaplamış vaziyette. Muhalefet ettiği siyasi oluşumun aleyhinde laf edilmediğini anladığı anda yazıyı ya açmıyor, ya da yarıda bırakıyor. Ezberine aldığı bazı cümleler var. Yazı başlığında o cümleleri çağrıştıran kelimelerle karşılaşırsa, o yazı iyidir, okunur. Aksi durumda yüzüne bile bakılmıyor. Siyaset dışı fikir, kültür, sanat, felsefe gibi konuları inceleyen veya atıflar yaparak düşünmeyi zorlayacak yazılar, okuyucusu en fakir yazılar grubuna giriyor. Magazin kültüründen örnekler sunamayan yazarlar, popüler satırlardan uzak kalarak kendinden bir şeyler anlatma isteğindeki yazarlar, okur zafiyeti içindeki yazarlar oluyorlar.

Sıkı taraftarlık, düşünceyi de bağlıyor. Tarafımızda olmayan yazılar, bizi hiç ilgilendirmiyor. O yazıları yazan yazarlara bakma zahmetine bile girmiyoruz. Medeniyet tek yanlı fikirlerle kurulurmuş gibi.

Karşı fikirler, kişinin sahip olduğu fikirlerin kırbacıdır oysa. Düşünceyi uykuya yatırmak, ilerlemeye set vurmak gibidir. Seli önemsemeyip, dere yatağına ev yapılırsa, umulmayan bir zamanda o evin yıkıldığını görmek kader değildir. Fikir selinin önünde kimse duramaz. Bir-kaç kişinin uykuya dalması, toplumun uyduğuna delalet etmez. Uyanık kalmak için, çimdiklenmek yeterli değildir. Kanıksanmış uykunun, üzerine üzerine gidilmelidir. Karşı fikri öğrendikçe, düşünce atölyesinde yeni ürünler boy verecektir. Uyanıklık, ancak karşı tezler üzerinde çalışmayla elde edilir. Lazım olan sıkı taraftarlık değil, saf, temiz, kaya gibi bir imandır. İman, ancak araştırma ve geliştirme metoduyla sağlamlaştırılır. Bu da karşı fikirlerin öğrenilmesi ve iman kalesine yeni, sağlam surların inşa edilmesiyle mümkün olacaktır.

****

Baş döndürücü bir hızla gelişen sayısal medya ortamı, iletişimi hem ucuzlatmış hem de daha yaygın hale getirmiştir. Vaktiyle haftalar boyu beklediğimiz yazarların yazılarını üstelik arşivlenmiş vaziyette bedava denilebilecek bir maliyetle ulaşmak mümkün olmaktadır. Doğru, yararlı, geliştirici bilgilere ulaşmak ise biraz çaba ve araştırmayı gerekli kılmaktadır. İnternet ortamının ucuzlaması haber ve makale-araştırma içerikli sayfaların (sitelerin) mantar gibi çoğalmasını sağlamış olmakla, hangi bilginin, yazının faydalı veya zararlı olduğu hususları da bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Bilgi kirliliği dediğimiz çarpıtılmış haber ve yorumlar zihinleri bulandırmakta, özellikle bir bela olarak dünyanın gündemine oturan terör örgütlerine taraftar, yandaş toplamakta da kullanılmaktadır. İnternet kullanıcısı bunları kendi becerisiyle bertaraf edecektir. Her ne kadar yasal korumalar sağlanmışsa da, yetersiz olduğu gerçeği göz önüne alındığında okuyucu korumasız durumdadır yargısına ulaşabiliriz.

“Haber, toplumun bilgi ve ilgisini geliştirecek, dönüştürecek, gerçekliğin, kurgusal olarak yayımlanacak medya organizasyonunun yapısına, teknolojisine ve ideolojisine göre yeniden kurgulanmasıdır. Haber, içinde barındırdığı çok katmanlı yapısı nedeniyle formel olarak düzenlenişi, tanımlanmasından ve kavramsallaştırılmasından daha kolay bir iletişimsel yapılanmadır.” (Doç. Dr. Hamza Çakır, Geleneksel gazetecilik Karşısında İnternet Gazeteciliği)

Korunma zorunluluğu da buradan doğmaktadır. Basit bir haberi bir-kaç değişik ortamda okuyacak olursak, haberin nasıl verildiği, niye verildiği, kime verildiği sorularını da doğru cevaplayacak olursak ne demek istediğimiz net olarak anlaşılacaktır. Haber sitesi, gazete, televizyon yöneticilerinin doğru haberi, çarpıtmadan sunma görevleri namus borçlarıdır.

****

Haber, röportaj, makale gibi ürünleri yayınlayan ortam yöneticilerinin, bu ürünlerin pazarlanmasında da gerekli çabayı göstermeleri, reklam, tanıtım, halkla ilişkiler yöntemlerini kullanmaları ve okuyucu sayılarını artırmaya gayret göstermeleri lazımdır. Okumama, okunmama problemlerinin başında internet gazetesi yönetimlerinin işi ağırdan almalarını da söylemek yanlış olmayacaktır.

Kaldı ki, mesela bu satırları okuduğunuz (haberiniz.com.tr) sitesi, belli bir grubun sahiplenmesi gereken nitelikte ürünler ortaya koymaktadır. Ülkücü grup, ülkemizde hatırı sayılır bir ağırlık merkezidir. Türkiye’nin her köşesine ulaşarak teşkilatlanması tamamlanmıştır. Hal böyleyken, okunma sayıları diğer rakiplerine göre neredeyse sıfır olan bu sitenin (veya kardeş sitelerin), pazarlanması, okunması, okutulması, tavsiye edilmesi de bu hareket mensuplarının üzerlerine atılı bir görevdir.

Her haber, her yazı, her röportaj için yorum yazarak işe başlayabilir, tartışma ortamı yaratarak kaleye bir taş da biz koyabiliriz.

İyi okumalar…


7 yorum:

  1. Hayati Bice .
    Çok sağlam bir değerlendirme...
    Özellikle ülkücü hareketin "okuma" davranışı hakkındaki değerlendirme dikkat çekici...
    Kaleminize bereket...

    YanıtlaSil
  2. Sevgi Poyraz Damla:
    Çok güzel ders çıkarılmalı.

    YanıtlaSil
  3. Mehmet Ali Öztürk :

    41.000 üye olan bu grupda tek bir beğeni ve yorum yok..

    Okunduysa tasvip ve tasdîk edilmiş, lâkin 'beğen' butonuna basılmamış demek ki.

    Acı..

    YanıtlaSil
  4. Abdullah Alagöz :

    Okumama genelde toplumda özelde bizim camiada büyük bir problem olarak karşımızda durmaktadır. Toplumun algı operasyonlarıyla tavır belirlemesinde okumamanın büyük oranda etkisi vardır. Önemli bir konu ve Mahmut Emin Bey bunu dile getirerek adeta milletimizin resmini çekmiştir. Elimizdeki materyal bu. Var olan bu handikaptan nasıl kurtulabiliriz problemine cevap bulmamız gerekmektedir. İlk aklıma gelen 200 kelimeyi geçmeyen kısa yazılarla acaba dikkati toplayabilir miyiz? Çözümler üretmek zorundayız. Emeğine sağlık dostum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bırakın 200 kelimeyi, 3 cümlelik yazılar yazdım, hatırlıyorum, başlığı da 3 cümlelik makale idi. Yine okuyucu bulamadık. Abdullah Alagöz Bey. Daha sonra da 'Hamsili Pilav' tarifi yapmıştım!.

      Sil
  5. Aybars Fırat :

    Mualla Hanım, Niye okumayalım sorusu, niye okuyalım sorusunun en güzel cevabıdır. İyi kitaplar, makaleler, yazılar insanın beynini çalıştırır, ufkunu açar, ne kadar az şey bildiğini gösterir. İyi kitapların basılması için, iyi yazarlarımızın olması için okumalıyız; okumakla kalmamalı, yazmalı, yazılanları, yazanları eleştirmeliyiz. Öncelikle düzenli olarak okuyan okuyucular olmamız gerekiyor. Sizleri, bu konuyla ilgili çözüm bulmaya çalışan arkadaşlarımızın (facebookta) düzenlediği "AYDA ÜÇ KİTAP ALIRIM" Kampanyasını desteklemeye çağırıyorum:
    https://www.facebook.com/groups/898199610212922/
    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  6. Hayrullah Arslanoğlu:

    1-Yazarlardan bazıları, kendi yazdıklarına bazı durumlarda katkı kabilinden, bazı durumlarda eleştirme ve bazı durumlarda da düzeltme mahiyetinde yorumlar yazdığınızda, yorum sahibini öyle çok da tanımadığı halde, sanki çok iyi tanıyormuş gibi bir tavır takınarak hemen küçümseyici, bazen da daha ileri gidip itham edici bir tutum içine gidebilmektedir.

    2- Bazıları, köşelerinde çok fazla alıntıya yer vermekte ve bununla kendi yazdıklarını doğrulatmış gibi sanmaktadır. Bu davranışlarının bir sebebi de kendilerini, çok derin bir araştırmacı olarak gösterme gayreti olabilmektedir.

    3- Bazıları, köşe yazısını şahıslara indirgeyebilmekte ve elde ettiği sonuca göre, aynı şahıs için çok farklı bit söylem içinde olabilmektedir. Bunu da özgür ve tarafgir olmamaya delil olarak gösterme olarak takdim edebilmektedir.

    4- Gerçekten üslubu ve nezaketinde, bilgilendirici ve öğreticiliğinde tutarlı şekilde sürekliliği olan, çelebi tabiatlı, belli seviyedeki okuyucuyu cezbeden düşünce adamı sayımız belki yeterinden azdır.

    5- Fazla siyasallaşmamış ve Politize olmamış, entellektüel bilgilere doyurucu muhtevada yer veren köşe yazısına çok fazla rastlanamamaktadır. Buna rağmen bazılarında zaman zaman ciddi şekilde kibirli bakış açısı hissedilebilmektedir.

    Değerli Mualla Yasdıman hanımefendinin "niye okuyalım" sorusundan sonra aklımıza ilk gelenler? Bu listeyi bir kaç kat daha uzatabiliriz.

    Değerli Mehmet Emin beyefendi, sözlerimizin hiç biri şahsınızın köşesi ve kalemi ile ilgili değildir.

    Elinize, yüreğinize sağlık.

    YanıtlaSil