1 Ocak 2015 Perşembe

Çocuk Niye Sorumsuzdur?


Nefsi ile yaşayabilme özgürlüğü sadece çocuk içindir. Onun davranışlarına dur-durak, yasak, hayır yapamazsın gibi sınırlamalar getiremezsin. Özgürlük; hiçbir çaba harcamadan, araştırmadan, incelemeden, düşünmeden, kabul etmeden, hayır demeden yalnızca çocuklar için mümkündür. Çocukluk çağını devirip, gençliğe ve ileri çağlara adım attıktan sonra bu özgürlük, elinden alınır ve özgürce nefsi ile yaşamasının sonuna varılır. Aslında elinden alınma diye bir şey söz konusu değildir, insan özgürlüğü sonsuza uzanır, lakin dünya hayatında yapması ve yapılmaması istenenler devreye girdiğinden ve nefisine (şeytanına) secde ettirilmesi esası olduğundan, artık çocukluk çağının, nefsi ile yaşaması özgürlüğünden bahsedilemez. Sınırlamalar insan olma yolunda, esas olarak Muhammedî özgürlüğü tatması içindir. Bu noktadan itibaren, nefsini tanıma aşamasına geçilir. Böyledir, ne yapalım ki, böyledir!.

Burası problemlerin de başlangıcıdır.

Bu sonuç bilindiği için, çocuğun problemsiz yaşamasını teminen, çocukluğu çağlarından itibaren cendereye alınmak istenir. Sıkıya almak isteyenler ana-baba, akraba, çevre, konu-komşular ve devlettir. Güya onlar, doğruyu düşünmekte ve doğruyu bilmektedirler. Bu doğrultuda teşkilatlar (devlet) kurmuşlar, okullar oluşturmuşlar, töreler geliştirmişlerdir. Ki, çocukları iyi! Adam olsun, büyük! Adam olsun filan… Sanki kendi büyüdü de büyük adam oldu da!

Zihinlerde inşa edilmiş bir din algısı ve Allah tasavvuru var. Bu binayı yıkmak ne kadar zor! Tabi, ‘Milli irade’ nutukları atanların yanlış algıları yıkmak gibi bir işleri olamaz. Çünkü bu yanılgıdan istifade etmenin yollarını arıyorlar daima. İnsanlara ilk öğretilenlerin zihinlerden temizlenmesi neredeyse imkânsız derecesindedir. ‘Dindar Nesiller’ nutkunun iradı da benzer sebepledir. Eksik ve/veya yanlış din bilgileri ile doldurursanız beyinleri ve onlara dindar derseniz ve de inandırırsanız her şey yoluna girecektir.

Dindar nesiller yetiştirme arzusu öteden beri vardır yönetim kademesinde bulunanlarda. Anladıkları dindarlık nedir? Bu düşünce doğrultusunda yetiştirilecek nesillerden neler beklenmektedir? Açık açık söylenilmemektedir, bu konudaki izahatları ancak şu kadardır: “çocuklarla gençlerin, yarınlarından emin, istikrarlı, mutlu ve huzurlu bir Türkiye’nin habercileri” olduğunu belirtmiştir (AA, 14 Eylül). Böylesi soyut ve yüzeysel bir anlatımla da ne demek istedikleri anlaşılamamaktadır. Dindar nesiller yetiştirmek üzere ortaya koydukları orta öğretim öğrencilerine Kur’an’ı Kerim ve Siyer-i Nebi derslerinin seçmeli olarak okutulması ve zorunlu din bilgisi ve ahlak derslerinin, Alevilerin itirazına rağmen devam ettirmek. İşte bunların din ve dindarlık anlayışı bu kadar. 12 yıl boyunca iktidarın ortağı durumundaki bir kesim ise memleketin her köşesine açtığı kurslar vasıtasıyla yetiştirdiği öğrenciler gibi “kesin inançlı, mutlak itaat kültürüyle yoğrulmuş nesiller yetiştirmek” (Atilla Yayla, 13.09.2014, Yenişafak) amaçlarında olduğu muhakkaktır, iktidarın en üst yönetiminin ağızı ile söylenilen dindar nesiller yetiştirme yaklaşımı da ortaklarının yaptığından başka bir şey olmayacaktır. Amaçları hiçbir zaman, hakikat ehli, aklı açık, hoşgörülü, sorgulayan, gönlü geniş nesiller değil, emirlerine tabi olacak nesillerdir. Nitekim bugün gelen haberlere göre, ilkokul 1,2, ve 3. Sınıflara mecburi din dersleri konarak, vatandaşlık ve insan hakları derslerinin kaldırılması planlanıyormuş.

Yapılmak istenen tamamıyla çocukların beyinlerini, hayatlarının ilk günlerinde bağlamak ve kendilerine tabi olarak yaşamalarını sağlamak. Bir nevi asker yetiştirmek.

İşte bu durum, yasaktır. Bu hükme karşı çıkacaklar var biliyorum. Diyecekler ki, çocuklarımızın dinini öğrenmesini istemiyor musun? Derler ve tartışmayı bitirirler. Çünkü bu söz tartışılamaz. Ağızını açtığın zaman tekfir edilmen kesindir.

Daha önce de bir yazımızda belirtmiştik. İster gönüllü ister zorla PKK kamplarına katılmak üzere dağa çıkarılmış çocuklar ve cemaatlerin ev, sınıf, dershane gibi adlarla açtıkları ve çocukları toplayarak onların barınmalarını, yeme-içmelerini temin ederek, yalan-yanlış dini bilgilerle beyinlerini doldurarak onların adeta ebleh birer kişiler olmasını sağlamaktadırlar. Şuna kesin olarak inanıyorum ki, benzeri şekilde yetişen çocuklar bu milletin kayıp çocuklarıdır. İşte yasak olmasının sebebi de budur. Çocuklar nefisleriyle büyüyerek, ergenlik çağına ulaşmalıdırlar. Aksi halde beklenilmez felaket sonuçlarıyla karşılaşmak mümkün olacaktır.

“’HÛ’, odur ki; sizi bir topraktan, sonra bir spermden, sonra bir alakadan (embiryo) yarattı… Sonra sizi bir çocuk olarak çıkardı; sonra olgunluğa ulaşmanız, sonra yaşlılığı yaşamanız için ömür verdi… Sizden kimi de daha önce vefat ettiriliyor… (bunların oluşu) takdir edilen süreye ulaşmanız ve aklınızı kullanmanız içindir.” (Mümin/67)

Çocukluktan sonra olgunluğa ulaşmak, sonra yaşlılığı yaşamak için. İstenen ve olunması gereken budur. Çocukluk yaşanacak ve olgunluğa adım atılacaktır. Düğüm burasıdır. Olgunluk!. “Hamdım, piştim, yandım” (Hz. Mevlana) sırrı adeta ayet-i kerimeyi tefsir ediyor. Hamlık (çocukluk) dönemi yaşanacak, pişerek (olgunluk) olgunluğa adım atılacak, yanarak (adamlık) ihtiyarlık adam gibi yaşanacaktır. Hamlık dönemini yakarak geçirirseniz, önünüze sadece kül gelecektir ki, yeniden hayata döndürme imkânı bulunmamaktır. Ayet-i kerime “takdir edilen süreye ulaşmanız ve aklınızı kullanmanız içindir” cümlesi ile bitiyor ve aklı kullanmanın farziyetinden bahsediyor. Burada çocuklara dininizi öğretin diye bir emir yok. Çocukları, çocukluklarına bırakalım. Oyuncaklarını, öğrenmek istediklerini, arkadaşlarını, okullarını, hocalarını, yapmak istediklerini bırakalım kendileri seçsin, en azından fikirlerini soralım. Ana-baba olarak, devletin görevlerinden olarak yol gösterme, tavsiyede bulunma gibi görevler yapılsın kâfidir.

Eğitim, uzmanlarının karar verebileceği kadar önem arz eder milletlerin sosyal hayatlarında. Her önüne gelenin üzerinde laf edemeyeceği kadar millet namusunu barındırır. Hak namusunu.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder