6 Ocak 2015 Salı

AKP Nasıl Kurtulur?


Benim derdim değil, beni ilgilendirmez, bunu da mı ben düşüneceğim gibi kaçamak cevaplar vererek, tarihin önümüze sürdüğü problemden kaçamazsınız. Bu sorun çözülecek, peki nasıl?

 “Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”  (M. Akif Ersoy)

Teşkilat ve teşkilatçılığın bu denli edebi anlatımı yoktur. Yalnız kalmışlığımız doğrudur. Tutunmaya çalıştıklarımız da terk edip, yabanlarla birlik olma derdine düştüler. Olsun. Yürekler toplu vurdukça, onu sindirecek top henüz icat edilmemiştir.

Belki de yazı başlığını ‘AKP’den nasıl kurtulunur’ şeklinde yazsaydık daha net anlaşılırdı, lakin bu kere de okuyucu bulamazdık. Bırakın biz AKP’yi kurtarmaya çalışalım. Ne de olsa, pazara sürülen malın hedefi satılmaktır.

Her gün yeni bir şey icat ediyorlar. Ya saklanması icap eden konuların üzerine kapatmak için, ya da kafaları karıştırarak, kitleyi istenilen yöne sürmek için. İkisi de doğru aslında.

PKK’nın Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaptıkları eksikte olsa basına sızıyor. Öğreniyoruz. Milletin kahir ekseriyetinin karşı olduğu çözülme çalışmalarına, sert tepki vermesi bekleniyor. İdarecilerin de bu durumdan kurtulma çalışmaları yapması doğaldır. Yeni tartışma konularını piyasaya sürerek, halkın PKK’nın yaptıklarının düşünmemesini istiyorlar.

İkinci önemli konu, 2013 yılının sonuna doğru yaşanan yıkıcı derecesi oldukça büyük depremin, henüz atatılamayan tesirinin unutturulmaya çalışılması. Basına yansıdığına göre MHP İstanbul teşkilatı 17/25 Aralık yolsuzluk depreminin yeniden halkın bilgisine sunmak üzere etkinlikler yapacakmış. Bu doğru bir yoldur. Her şey oy ile ölçülemez. İrade sadece sandığa yansıyan sayılar olamaz. Milletten iyi veya kötü, doğru veya yanlış her tür bilgiyi saklarsınız, verim düşer ve anlamsızlaşır. Demokrasilerde iradenin hareketi ancak bilgiyle olabilmektedir. Aralıksız ve usanmadan doğruları halkoyu ile paylaşmak ve sonucu beklemek demokrasinin namusudur.

‘Haram Saray’dan hiç bahsetmemek lazımdır. Bendeniz de İhsan Eliaçık gibi düşünüyorum. Kaçak Saray diyorlar, yani kaçak olmasaydı meşru mu olacaktı? Kaçak saray tanımı onu meşrulaştırıyor. Ebu Zer’in valiye söylediği sözler ne güzel anlatıyor: “Kendi paranla yaptırdınsa israftır, kamu parasıyla yaptırdınsa hıyanettir”. 20 Milyon kişinin açlık sınırında ve fakirlik halinde yaşadığı bir ülkenin padişahının lüks “1150 küsur”! odalı saraylarda yaşaması zulüm değil de nedir? 13 yıl boyunca bir tek bile üretime yönelik yatırımın yapılmadığı bu ülkede, taşa-toprağa gömülen, üstelik borç alınarak gömülen milletin servetinin, açık bir şekilde millete anlatılması elzemdir.

Dış politika ne durumda? Ortadoğu (İslam) ülkeleriyle aramız nasıl? Bir-kaç yıl evveline kadar, kurtarıcı olarak Arap ülkelerine giren idarecilerimizin şimdilerde konuşacağı birilerini bulmaları ne kadar zor. Sanırım, Suudi Arabistan ve Katar dışında selam verecek ve selamımızı alacak ülkeler idarecilerini bulmak zor. BOP uğruna kadim dostluklar bir bir zedelendi. Müslüman Kardeşleri terör listesine alan ve bu yüzünden Suudi Arabistan’la bile aramız açık diyebiliriz.

Atatürk düşmanlığı zirvesini yaşıyor. Ne yapmışsa sağlığında hep yanlışlığı dillendiriliyor. Ne uğruna? İnanıyorum ki, yine BOP politikaları uğruna. Millet Atatürk’ten soğutulmadıkça, aydınlıktan, nurdan, ışıktan, ilimden, irfandan uzaklaştırılması mümkün olmayacak, bu anlaşılmış durumda. Öyleyse durmaksızın Atatürk’ün yaptıklarının yanlışlığı konuşulacaktır ki, yaptıkları da budur.

Okulların tedrisatından matematik, fizik, felsefe, sosyoloji… gibi derslerin şimdilik azaltılması ve giderek kaldırılması gerekecektir. Zaten bu derslerin okunmasına ve okutulmasına gerekte yoktur. Bizim düşünen beyinlere değil, elinde kazma istediğimiz yerde çalışacak amelelere ihtiyacımız var. Bu sebeple, din dersleri, yalan-yanlış hadisler, ashabın anlamsız hikâyeleri öğretilmeli çocuklara. Böylece ahiretleri sağlama alınmış olacaktır.

“Gerçekleri görmezlikten gelmek veya gerçeklere aykırı düşünmek akla aykırıdır; insana da topluma da zarar verir.” Böyle olduğu bilinse de gerçekleri mümkün mertebe, halktan saklamalıdır. Öğrenilmesini istemediğimiz olaylar ve konular üzerine yayın yasağı getirirsek, amaca ulaşmış oluruz. Zaten idareyi destekleyen kesim, bilgilerini borazan diyebileceğimiz medya ortamından öğrenmekteler. Bu ortamlarda da, iktidarın isteklerinin dışında herhangi bir şey söylenilmez. Basılı havuz gazetelerinde de durum aynıdır. 22 milyon seçmeni bulunan ve maddi olarak da yüz milyonlarla desteklenen gazeteler, tiraj bakımından yerlerde sürünüyor. Kendi taraftarları tarafından bile okunmuyor. Satış rakamlarına ise çoğunlukla muhalif kesimlerin alımlarıyla ulaşıyorlar. Bu ayıpta onlara yeter.

Kamuoyunda genel ve derin bir sessizlik hâkim. Millet irfanı bu sessizlikte gizli. Ariflere ise bu sessizliği anlamak düşer. Her gün farklı toplantılara katılarak, her gün farklı konularla kafaları karıştırarak, yaygaraya boğulan veya boğmak isteyenler yorgunluklarıyla kalırlar. Hele hele laflarının içinde yalanlar barınanlar gözden düşmeye ve rezil olmaya mahkûmdurlar.

Ne güzel söyler Niyazi Mısrî:

“Nefs baharında lâl olmuş Niyâzi,
Sada vü harf içinde olan urur lâf.”

(Niyâzi nefis deryasında lâl olmuş, sada ve harf içinde olan lâf vurur)

2 yorum:

  1. Abdurrahman Biçer :

    Bana göre sadece kapatılmakla kurtulur...

    YanıtlaSil
  2. Silin Ismail Tanoglu:

    Ümitsiz Vaka, Kurtulması zor.

    YanıtlaSil