10 Aralık 2014 Çarşamba

Zorbanın Mağlubiyeti!.


“Despotlara itaat, Allah’ı öfkelendiren tek kötülüktür. Hûd suresi 59. Ayet bunu, ‘inatçı zorbaların emrine uymak’ şeklinde tanımlıyor.” (Yaşar Nuri Öztürk, 11 Haziran 2014, Yurt)

“İşte Ad (kavmi olayı buydu)… Rablerinin (nefislerindeki) işaretlerini bile bile inkâr ettiler… O’nun Rasûllerine isyan ettiler… Her inatçı zorbanın emrine tâbi oldular.” (Hud/59)

Zorbanın emrinden kurtulmanın yolu, Hakk’a itaat.

Zorbanın emrine tabi olmak ise, Rasûllere isyan.

Sonuç, hüsran!.

‘Hüsran’a hangi yoldan gidildi? Dünyayı gören pencereden. Dünyada üretilen her değeri, “zorba valilerin ve gözü doymaz paşaların pençesinden kurtarmak imkansızdır” der 1890 yılında yazdığı bir makalede Engels (Yiğit Tuncay, Gürcü Şair Mayakovski hakkındaki çalışmasından)

Günümüze ne kadar da uygun bir söz. Emekleri, zamanları, Hakları gasp edilen işçiler, bozuk-çürük malların kakalandığı tüketiciler, denetimsiz piyasa, organize olamayan kamu idaresi, güvenini yitirmiş yargı (Adalet Bakanı’nın sözüdür)… İşte dünyalara sahip olma yolunda mücadele konusu, anlatılan kaos ortamında, artık-değere, doyurması imkansız gözlerle uzatılan kanlı pençeler. Diğerleri ne yapacak bu durumda? Madem ki, onlar sahip olmanın savaşında ben de katılayım der. Savaş kızışır, ne tüccarın (mal sahibinin) ne de malının emniyeti kalır. Asayiş bozulur, kim vurduya gidenler, yaralananlar, tutuklananlar.. kısaca huzur kalmaz, refah sıfırlanır, fikir iflas eder, hizmet durur. Bu durumda ‘düşünen adam’a da ihtiyaç olmaz.

İşte tam bu durumda, tüm malların (dünyanın) üzerine oturma isteğindeki ‘aydın - yönetici’ kılıklı despotlarda, her şeyin en iyisini kendisinin bildiği, halk için ne lazımsa kendisinin bilebileceği gibi bir düşünce hasıl olur. Sonunda, halkı baskı altına alıp, yandaşlarıyla birlikte sahipliği altındaki dünyayı idareye koyulur. En kötüsü de, bu işlemleri yaparken devlete ait güçleri kullanmakta beis göstermez. Firavun makamına yükselir, halkı (dolayısıyla Hakk’ı) ezer. Eleştiriye tahammülsüz, akla düşmandır. Aklını işleteni asla yanında istemez. Onun düşüncelerini kat’a duymak istemez. Çünkü kendisi en iyisidir. Çok daha kötü bir durum vardır bu esnada: idare edilenler (halk) despot idarecinin, idaresinden tümüyle memnuniyet içindedirler ve destekleri tamdır, öyle ki, destek hızını artırarak devam eder. Çünkü zorba idareci, küçük küçük de olsa taraftarlarına maddi menfaatler sunmaya devam edecektir.

Zeytin Kanunu ilgili maddesi şunları söyler: “Zeytinlik sahaları ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede zeytinliklerin vegatif ve generatif gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakan, toz duman çıkaran tesis yapılamaz… zeytinlik sahaları daraltılamaz…”

Hal böyleyken, birinci sınıf tarım alanında dikili bulunan ve verim çağlarının en olgun zamanında bulunan 80 yaşlı 6000 (altı bin) adet zeytin ağaçları kesilir. Hem de yüksek yargı makamının kararının verildiği (tebligat gerçekleşmemişti ama kararı biliyorlardı) günden sonra. Şimdi durun, despotik idarenin sözcüsü şunları söyler: “enerjiye ihtiyacımız vardır. Zeytin kanunundan kaynaklanan bir durum varsa düzeltilir”. Ne demektir bu? Kanunu değiştiririz, fabrikayı yaparız!. Meclisteki çoğunluğuna güvenerek söyler bu sözleri. Zorba, kendine tabi olacak emir erleri mi doldurmuş oraya? Böyleyse vay geldi başımıza!..

Hukuk devleti, yazılı kanunlara riayet eden, edilmez ise yargıda hesabını veren bir idare sistemini anlatır. Yukarıdaki örnekte hukuk devleti mi, kanun devleti mi, guguk devleti mi örnekleniyor?

Zeytinliklerine sahip çıkan, geceli gündüzlü nöbetler tutarak korumaya alan YIRCA köylüleri, bizlere direnmeyi öğrettiler, direniş ile neleri elde edebileceğimizi gösterdiler. 6 Bin zeytinleri gitti ama çok önemli bir hususiyet kazandılar. Birlik-beraberlik içinde başaramayacakları hiçbir şeyin olmadığına topluca inandılar. İmanları büyüdü. Bu kazanç, gelecek için çok daha önemlidir. Şimdilik, despotizm kaybetti.

Dinci rejimin dayattığı despotik istikrarsızlık, özel şirketin eli sopalı adamlarına, kullandığı devlet gücüne karşı, Yırca köylülerinin Hakk’lı direnişleri karşısında kaybetmiştir.

Despot idarenin savunucusu yandaş gazetenin bir yazarından bir cümle alıntılayalım da, cevap kendi yazarlarından gelsin:

“Despotik yönetimler, zalim tiranlar, meydanlardan taşan halk iradesini eğip bükmeye çalışabilirler. O sokakların sesini anlamazlıktan gelebilirler. İmkân ve kabiliyetleri ne olursa olsun bütün yapıp ettikleri onları tarihe maskara edecek biçare bir pantomimden ibarettir.” (Gökhan Özcan, 3 Şubat 2011, Yenişafak)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder