19 Aralık 2014 Cuma

Sormak, Sorgulamak Yasaktır; Bu Nasıl Dünyadır? -III


‘Zat’ı sorgulanamaz, tefekkür edilemez, anlaşılamaz, bilinemez. Üzerinde konuşulamaz, soru sorulamaz, hikâye edilemez. Acziyetimizin Allah’ca bir ifadesidir. Zat’ı her şeyden beridir, rengi, şekli, kokusu yoktur, bilinemez. Sorularımızı biz, dünyada öğretilen üç boyutlu âlemin bildirdiği verilere göre düşünür ve sorarız. Dünyevi kelime ve kavramlar, ‘Zatı’nı kavrayamaz, kapsayamaz ki, sorusu olsun. Yorumcu yazarın, atıf yaptığı Hz. Muhammed’in (sav) hadisi şerif ise mutlak surette ‘Zat’ı ile ilgili bir tartışmaya dair olsa gerektir.

“Sana sorarlar” buyurur ve farklı konuları, farklı ayetlerde zikreder. ‘Benden’, ‘Ruhtan’, ‘Dağlardan’, ‘yetimlerden’, ‘Ölümden’, ‘Din sürecinden’.. çok konuları sorarlar. Dikkat edilirse, sormasınlar değil, ‘sorarlar!’… Neden acaba? Bakara Suresi 171. Ayet-i kerime de “Akıllarını kullanmazlar” buyurulmaktadır.

Bildirilen ilmin tamamı sorgulanabilir, öğrenilebilir, anlaşılabilir. Sünnetullah’tır, Sıfatıdır. “İsimleri öğrettik” demiyor mu? Allah Rasulü’nün getirdiklerini, “niye getirmiş, ne getirmiş” sorularını sormadan nasıl anlayacağız? Ve anlamadan yapılan ibadetler, hayır-hasenatların anlamı ne olacaktır? Niye yaptığını bilmeyeceksin ve fakat yapmaya devam edeceksin. Programı yazılmış ve startı verilmiş robotun otomatik hareketleri gibi. Anlamdan bihaber, sadece isteneni yapar, enerjisi bitene kadar.

Yine Bakara Suresi 269. Ayette:

“Hikmeti dilediğine verir. Kime Hikmet verilmişse ona çok hayır verilmiştir. Bunu, derin düşünebilen akıl sahiplerinden gayrısı anlamaz”. Buyurulmaktadır. Düşünenler, derin düşünenler, akıl edenler, düşünmez misiniz.. gibi sorular, ve uyarılar sıkça gündeme getirilmektedir Kur’an’ı Kerim’de.

Ra’d Suresi 19. Ayette ise ap-açık hakikat vurgulanır: “Rabbinden sana inzâl olunan Hak’tır; gerçeği gören kişi, buna kör olan kişi gibi midir? Yalnızca, derin düşünebilen akıl sahipleri bunu idrak edebilirler!”

Daima düşünmek, sorgulamak, sormak, akıl etmek tavsiye edilmektedir.

Çünkü beyin, verileri depolar ve akla analiz etmesi, sorgulaması, yeni bulgulara ulaşması için hazır eder. Tıpkı ‘veri tabanı’ gibi. Beyindeki bilgilere boş veren, aklın o bilgileri kullanmasına izin vermeyen, gelişmeye kapalı kişiler hakkında Muhiddin Arabi Hz. Mü’minûn Suresi’nin 95. Ayetin tevilat’ında şu cümlelere yer verir: “istidatlarını iptal ettikleri, nefis ve tabiat kuvvetleri gereğince istidatlarının nurunu tabiat ve tortularıyla söndürdükleri, dolayısıyla heyulani örtülerle, zulmani heyetlerle hidayet ve akıl nuruna karşı perdelenmişlikleri gittikçe şiddetlendiği için sözün üzerinde düşünmeleri, tevhid ve adalet hakikatlerini anlamaları mümkün değildir. Bu yüzden Nebi’yi (sav) delilikle suçladılar, onu tanıyamadılar. Nur ile karanlık arasında karşıtlık ve batıl ile Hak arasında da zıtlık bulunduğu için Nebi’yi inkâr ettiler. Buna bağlı olarak da Hakkı inkâr ettiler, tanımadılar.” (Tercüme Vahdettin ince, 2. Cilt)

****

“Bastırılmış ruh hali içindeki insanlara, her şey yorucu ve külfetli gelir ve kendine güveni zedelenir.” Diyor psikologlar. Depresyon illetine duçar olan bu kişilerin belirgin özelliklerine şöylece işaret edilebilmektedir: “Yoğun duygulanma ve hüzün, dürtü/motivasyon eksikliği, normal zamanlarda sevilen şeylere karşı ilgisizlik, sürekli dalgınlık, gelecek hakkında kötümser olma, uyku bozuklukları, sabahları çok erken uyanma veya artan uyku ihtiyacı.” Bu tespitler, sorgusuz küçücük bir dünyanın, çevresi daralmış düşünemeyen zavallılarını anlatmaktadır. Ağır bunalım içindedirler. Problem çözmeye yatkın değillerdir. Çözümü daima başkalarından (grup liderlerinden) beklerler.

Bipolar bozukluk teşhisi konan insanlarda şu özelliklerde görülmüştür: “Uyumluluğa eğilimlidir. Bu insanlar kendi sosyalleşme süreçlerinde, herhangi bir sorgulama yapmaksızın başkalarının beklentilerini yerine getirmeyi ve başkalarının ölçülerini üstlenmeyi öğrenmişlerdir.”

Dini verilerin, ilim adamlarının ve ilim verilerinin bildirdiklerinden anladığımız şudur: bu ülkede tedaviye muhtaç milyonlar yaşamaktadır.

Şunu ilave etmeden geçemeyeceğim, bir inceleme de: “Naziler ve Ruslar, konsantrasyon kamplarında kampta bulunanları otoritenin sözünü dinleyen ve otoriteyi sorgulamayan bir hale getirmek için sularına sodyum florid katmışlardır.” Sonucu tespit edilmiştir. Acaba diyorum, bu fakirlerin de yiyeceklerine, içeceklerine ya da beyinlerine yerleştirilen fikirlerine uyuşturucu bir madde mi zerk edilmiştir?

Hakkımızda hayırlısı olsun.


(bitti, kısmetse ileride yeniden döneriz.)

1 yorum:

  1. Yaşar Kiraz :

    Günümüz koşullarında mevcut sistemin var olduğu bir düzende, dürüstlüğün bir halta yaramadığı, her şeyin kokuşmuş bir çark içinde döndüğü bugünde sorgulamak zor iştir. Kolayı seçer ve farkında olmadan kişiliğinden her geçen gün bir parça kaybeder, bu sistemin adamı. Acıma duygusunu kaybetmiş, vicdandan yoksun, bencil, çıkar odaklı, ikiyüzlü, nefret dolu, riyakâr bir varlığa dönüşür, çünkü beyni operasyona uğramış ve ele geçirilmiştir...
    Beyinleri uyuşturulan bu beyinsizler ellerinde tuzluk ile “yeni düzeni” kutsuyorlar.
    Bu şuursuz yığınları, mankurtlaştırılmış yoz ve dejenere güruhu, yabancılaşan bu kitleyi “bağımlı” insan motifi olarak, bir “hiç” olarak hatta “silik” bir ruh olarak adlandırmak pekala mümkündür.
    Önce kendilerine sonra gerçeğe yabancılaştılar.Hocam eline sağlık...

    YanıtlaSil