23 Ekim 2014 Perşembe

Verme, Siyaset, Demokrasi, Sakatlık


Bendeniz AKP’nin siyasetlerini, Dücane Cündioğlu’nun Nisan 2001 tarihli bir yazısı üzerine kurduğunu düşünüyorum. Zaten öyledir, birisi bir kitap okur hayatı kurtulur, diğeri bir mimari yapı seyreder geleceğine dair yepyeni kararlar alır, başkası bir dağa tırmanır bazı düşüncelerinden vaz geçer. Siyaset erbabı da, eğer uyanıksa okuduğu ve içselleştirebildiği bir cümlede ne yapmasına karar verir ve inandığı ölçüde ölümüne uygular. Karar vermek, anlık bir düşüncenin sonunda oluşur. Eğer karar verilebilmişse ve korkusuzca uygulanabilmişse karar yanlış bile olsa başarı kesindir. Çünkü ardında milyonlarla kişinin (topluluğun) duası ve dayanışması vardır. Kararın arkasında bir topluluğun olmasının ehemmiyeti büyüktür. Dualara, topluca âmin denilebilirse zuhurat oranı daha yüksektir.

Durup dururken bir gazetenin köşe yazarının yıllar önce yazdığı bir yazısının bugünkü politikaların sebebi olduğunu nasıl söylersin gibi bir soruya muhatap olabilirim ihtimaliyle şöyle cevaplarım; bu dünyada uygulanan ne varsa ki, geçmişin bir zamanlarında söylenilmiştir. Ancak, uygulayıcılar kendilerini çok akıllı, çok idrakli, çok zeki olduklarını, ulaşılmaz, erişilemez olduklarını kabul ettiklerinden uyguladıklarının kendilerine ait düşünceler (fikirler) olduğunu zannederler. Bunun bir önemi yoktur. Düşünceyi serdeden arifan sadece güler-geçer seyreder.

Cündioğlu’nun cümlelerini yazalım okuyucu karar versin: “Siyaset en nihayet bir alış-veriş işidir, alma-verme sanatıdır. Kazanmak için, var olmak için almak ve vermek işidir. Sadece alamazsınız, aynı zamanda vermeniz de gerekir, alabilmek için vermeniz gerekir. Bu alışverişte kazançtan, -kabaca- aldıklarınızın verdiklerinize değmesi halinde söz edilebilir sadece. Daha çoğunu alabildiğiniz için ve alabildiğiniz sürece, verdiklerinizi kimse önemsemeyecek, hatta bunu basitçe vermek olarak değil, bir lütuf olarak algılayacaklardır.

Size sadece ne verdiğinizi değil, ne aldığınızı da soracaklar, sadece sağ elinizden çıkana değil, sol avucunuza konana da bakacaklardır. Sol avucunuz boşsa ya da boş denecek derekede bir şeyle doluysa veya sağ elinizden çıkanla mukayese edilemeyecek kadar değersizse hiç tereddüt etmeden sizi siyasetten boşayacaklar, sizi de siyasetinizi de boşaltacaklardır. Çünkü bu bugüne kadar hep böyle olmuştur ve böyle olmaya devam edecektir.

Bu milletin idaresine talip olanlar üç asırdır veriyorlar ve karşılığında da kendilerince bir şeyler almaya çalışıyorlar. Hep almak için verdiler, aldıkları sürece verdiler/verebildiler. Lâkin aldıklarından ziyade vermiş olmalılar ki en nihayet verecekleri pek bir şey kalmayınca verilemeyecek şeyleri de vermeye başladılar.”

Şimdi oturup neleri verdiklerini söyleyecek halimiz yok. Vermedikleri, veremediklerinin bir listesini çıkartırsanız, geriye verilenler kalır. Bu noktada, kömür-makarna repliği yok hükmündedir. Fabrikalar, barajlar, göller, madenler, köprüler, yollar, rafineriler, elektrik santralleri, okullar, ormanlardan bağışlananlar, kamu binaları, kupon araziler… say say bitmez. Şimdi sıra son cümlede. ‘Verecekleri pek bir şey kalmayınca verilemeyecek şeyleri de vermeye’ gelmiş durumda. PKK, IŞİD, ABD, AB, Ortadoğu.. almak için sıradalar, bizimkiler ise;  –Acaba ne verebiliriz? Düşüncesindeler. Son kalanlar herhalde verilemeyecekler listesinde olmalı ki, düşünme safhası epey sürdü. Adını yumuşattılar, ‘çözüm, analar ağlamasın’ filan gibi sevimli laflar buldular ama yemesi zor olsa gerek, kıvırıp duruyorlar. Hazmettiremediler. Yeni buldukları Başkan, tek hedef olarak çözümü ortaya koydu. Her ağzını açtığında, çözüm diyor, ne demekse, ne demek olduğunu izah bile edemiyor. Ağzında sadece çözüm süreci.

Özellikle, IŞİD ve İHVAN hakkındaki görüşleri, söylemleri ve yapmak istedikleri önemli ipuçları veriyor. Yapmak istedikleri tamamen BOP eş başkanlığına verilen görevler içinde bulunuyor. İhvan’la ilgili bir problem mi var, çözüm derhal sunuluyor, bakarız!. Hala Işid hakkında terör tanımını kullanamıyorlar. Yandaş yazarların satırlarına bakarsanız olanlara rağmen hala, masum çocukları anlatıyorlar. IŞİD’i terörle ilişkilendiren diğer yazarlara ateş kusuyorlar, küçümsüyorlar, fazla da hissettirmeden tabi. Efendileri, gösteriş olarak da olsa IŞİD’e savaş açmışken, fazlaca aykırı laflar edemiyorlar. Bu konuda neler verilecek merak içindeyiz doğrusu!.

Ortadoğu cazibe merkezi. Planlamalar BOP yüksek idaresi tarafından yapılıyor, eş başkanlık gereğini yerine getiriyor. Bakmayın bunların (ABD, AB koalisyonu) İHVAN düşmanlığına filan, birisi düşmanlık gösterisi yaparken, bizimkiler de sahip çıkıyor, yani askerlerini açıkta bırakmıyorlar. İhvan’a karşı düşünceleri, kabulleri neyse, IŞİD için de aynısıdır. Fark etmez. Her ikisi de, sırası geldikçe kullanılacaklar arasındadır. Tıpkı, PKK, tıpkı Kaide gibi. Bir de bakmışsınız, IŞİD, PKK, İHVAN birleşmişler ve saldırıyorlar. Hedef Türkiye. Hiç şaşırmam. En büyük düşmanlıklar, dost olarak bakıp, besleyip, büyüttükleriniz içinden çıkıyor. Değişmez gerçeklik.

Musul Konsolosluk elemanlarının IŞİD’e teslim edilmeleri (başka tür bir verme örneği) konusu, gelecekte çok tartışılacak. Fakat inanılmaz bir saklama, karartma yapabiliyorlar. Beyazı siyah, siyahı beyaz olarak göstermekte üstlerine yok. Yalan bunların geçim kaynağı. Koltuklarında kalabilmek için, vermenin yollarını buluyorlar ve veriyorlar. Enteresandır, Rusya o gün yıllardır kullanmadığı veto hakkını kullanmasaydı, Kıbrıs’ı bile vereceklerdi. Adalar denizindeki 16 adamızın Yunan devletine verildiği basına intikal etmesine rağmen yüksek idarecilerden bir itiraz ya da eleştiri gelmedi, enteresan!.

İlginç bir konu da şudur.

Bu kadar veriyorlar ama bir türlü yalama olamadılar.

Anlamadığım bir hususta şudur: gücü elinde bulunduranlar durmadan veriyorlar, karşılarında bunları eleştirecek bir güç yok. Bir yandan da muhalefetin olmadığını propaganda ediyorlar. Çok etkili bir metot. Muhalefet görevini de kendileri yapıyorlar adeta. Muhalif güçler, ne söyleseler, ne gibi öneriler getirseler, hangi eleştirileri yöneltseler basın ilgilenmiyor, üstelik muhalefet yok yaygaralarını en üst düzeyde seslendiriyorlar. Ne kadar ilginç bir politika, tam da oportünist uygulama, hep bana meselesi. Benden başkası yok meselesi.

Vererek bir yere kadar gidebilirsiniz. Bunun sonu yoktur. Almaya alışanlar daima vermenizi beklerler.

İyi de, nereye kadar?

NOT: Bu yazı, IŞİD teröristlerinin elindeki Türk esirlerinin, yurda getirilmesinden çok önce yazılmıştır.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder