12 Ekim 2014 Pazar

Düşük Yoğunluklu Savaş!


Şimdi, sorulması gereken bir soru da şudur; ikinci cumhuriyetçilerimiz, liberallerimiz, neo-liberallerimiz, sosyalistlerimiz, dönme eski komünistlerimiz (bu noktada, adlarına bağımsız, eski, yusufiyeli, muhalif gibi sıfatlar ekleyen Ülkücüleri de katabiliriz) neden neden, düşüncelerini, emeklerini, mesailerini İslamcı (dinci) gayr-ı milli bir iktidarın güçlenmesine ve onların iktidarları süresinin uzatılmasının mümkün kılınmasına yönelik olarak harcamışlardır? Ne istiyorlardı, ne ile karşılaştılar? Peki, desteklerini neden çektiler, gerçekten çektiler mi?

Aslında bu soruların hiç birinin cevabını bilmiyorum. Sıfatları geçenlerden de hiçbir tanıdığım yok. Haa, komünist, sosyalist, liberal… Tanıdıklarım var. Fakat adı geçenlerden değil onlar. Sorduğum sorulara, ‘sen ne biliyorsan, bizim bilgilerimiz de farklı değil’ diyorlar. Çünkü onlardan değiller. Milli güçlere dâhiller. Bizim düşüncelerimizi paylaşmasalar, problemlere farklı çözümler getirseler bile, birleştiğimiz bir husus var, vatanın birliği, bütünlüğü, vatanseverlik kısaca. Ekonomik ve sosyal konularda farklı görüşler bildirsek bile, birleşebileceğimiz bir konu birlikte hareket etmemize ve o konu üzerindeki sohbetlerimizde aynı zevki, aynı heyecanı duymamıza neden oluyor. Öyleyse, bu ortak duyguya önem verip, onun üzerinde çalışmalar yapmalıyız.

Göğsünüzü gere gere bu bizim komünistimiz, bu bizim sosyalistimiz, bu bizim liberalimiz, bu bizim dindarımız diyebileceğiniz kaç kişi tanıyorsunuz? Türk komünisti, Türk Sosyalisti, Türk liberali!. Kendini Türk gören ‘gibi’ değil, sahici Türk!. Mış gibi yapan değil.

Dikkat buyurunuz lütfen, düşük yoğunluklu savaş halindeyiz. 1945 yılında bitti dedikleri II. Savaş hiç bitmemişti ki!. Şimdi evrilerek, yoğunluğu düşürüldü o kadar. Düşen yoğunluk ne getirdi derseniz? Mantar gibi çoğalan ve hemen her konuyu kapsayan ‘sivil toplum kuruluşları’. Maşallah, bilmedikleri akıl yürütemeyecekleri bir konu yok. Efendilerinin emirlerini gerçekleştirmek üzere, aldıkları paraları helal ettirmenin telaşı içindeler. Sahi yakın geçmişte birden bire ortaya çıkan, orada burada eylemler, gösteriler düzenleyen ‘Genç Siviller’e ne oldu dersiniz? Tam bu sırada birinci paragrafa dönerek, sorulan soruyu cevaplayabilirsiniz. Görünürde farklı ideolojilere sahip olduğunu sanan kişilerin toplandığı, farklı sivil toplum kuruluşları, kelimeleri, cümleleri, hayalleri farklı farklı olsa da hep aynı türküyü söylüyorlardı. O türkü, efendilerinin ezberlettiği ve hiçte farkına varamadıkları kahrolası, yıkıcılık ve birilerini yerleştirme türküsü.

Burada bir şeyi daha söylemeliyiz. Düşük yoğunluklu savaş bir noktada bitmez, süreklidir ve biteceği tarih efendilerin gelip yerleşmesini işaret eder. Nitekim hatırlatılan sivil örgütler hala işbaşındırlar ve hala gazetelerin, televizyonların başköşelerini işgal etmektedirler. Güya, -mesela- kanarya severlere hitap ettiklerini sanan bu gafiller, aslında ABD’ye hizmet ettiklerinin farkında bile değiller. Zaten, farkındaysalar buna ancak ihanet denilebilir!.

Her ne kadar düşük yoğunluklu demişsek de, silahlandırıp eğittikleri terör örgütleriyle sıcak savaşında alasını göstermekte tereddüt etmemektedirler. Tehditlerle, şantajlarla istedikleri kararları aldırtıp, istedikleri kanunları rahatlıkla çıkartabilmektedirler. Özelleştirme kandırmacasıyla yaptırdıkları işler hep bu kabildendir. Zaten iktidar koltuklarını da, yıllar önce sözleşip anlaştıkları kişilerle doldurmuşlardır. Partisi önemli değildir, her siyasi partiye istedikleri kişileri rahatlıkla sızdırabilmektedirler. Adalet teşkilatına, yüksek yargıya, yargının yükseklerde iş tutan kurumlarına, yasa çıkartan meclise, çıkartılan yasaları uygulayan hükumete direkt olarak etki edip, istedikleri yönde at koşturabilmektedirler.

Mesela, kulağımıza fısıldanan şu konu dikkate değerdir: çıkartmak istedikleri kanunları evvela, Anayasa Mahkemesi’nde oluşturdukları gayrı yasal bir kuruma, anayasaya uygun olup olmadığını onaylattırıp, sonra Meclis’e indirtmekteler. Ne olur ne olmaz kabilinden. Bu işleme çanak tutanlar kimlerdir? Nasıl yaparlar? Hukuk bu faaliyetin neresindedir?

 “Akıllı insan taklidi yapan insanlarla dolu dünyamız.” Kendilerini böylece sakladıklarını sanıyorlar. Akıllılar ya! Kendilerinin dışındakiler kandırılmaya layık kişiler. Kandıran o olunca, her şey mubahlaşıyor.

Destekleyerek iktidar süresini uzattıkları siyasi yapıdan uzaklaşmış görünümündeler. Hiçte inandırıcı değil. Zayıflığını durmaksızın tekrar ettikleri muhalefetin yerine kendilerini konumlandırma isteklerindendir. Muhalefeti de içlerinden çıkartmak çabası. Bakarsanız yine medyada onlar, büyük gazetelerin köşelerinde onlar. Sormayın hem de muhalefete ait olduğu bilinen medya dahil!..

Hıh…

Hiçte komik değil!...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder