19 Ağustos 2014 Salı

Menfaat Karşılığı, Satmaya Hazır Olanlar


Geçenlerde televizyon sohbetinde bir Psikiyatr anlatıyordu. Diktatörleşme eğilimindeki yöneticilerin desteklenme oranı %62’ymiş ve bu oran hiç değişmiyormuş. Fıtratındaki diktatörlüğü gösterebilmenin yolu da, destekleyenlere menfaatler sunmasıymış diktatörün. Örnek olarak anlattığı Hitler’in %40’larla iktidara gelmesinden sonra, fakir halk kesimlerinin üzerindeki vergileri kaldırması, onlara küçük menfaatler vermesi oldu. Böylece, desteği artarak devam etti diktatörün. Yok canım, amacımız makarna-kömür dağıtımını filan gündeme taşımak değil, vurgulamamız, nasıl oluyor da makarna, kömür gibi küçük menfaatler karşılığı, bir gruba, bir kişiye veya bir fikre ölümüne destek verilir? Sorusuna cevap aramak ve deşifre etmektir. ‘Boğulacaksan büyük suda boğul’ sözünü de ekseriya bu destekçiler söylerler.

Özcan Yeniçeri 27 Eylül 2006 tarihindeki makalesinde şunları söylemiş: “Yaşananlar Türk ailesini yıkmak için uygulamaya sokulmuş sinsi küresel bir planın olduğunu göstermektedir. Böyle planlarla ancak erkek ile kadın, namuslu ile namussuz, yerli ile yabancı, Sevr ile Lozan, dost ile düşman arasındaki sınır kaldırılabilir.

Sınırı, siniri, köşesi, değeri, cinsiyeti ve tavrı belli olmayan yumuşak bir insan türü bu yüzden idealize edilmektedir. Yine bu yüzden birçok etkili makamda; ‘evet demeye hazır’, yumuşak başlı, güdülmeyi onur meselesi yapmayan, kimliksiz, kişiliksiz, ünsiyetsiz, cinsiyetsiz ve tavırsız insan sayısı bu kadar fazladır.”

Diktatörü kabullenmeyi, ona biat etmeyi hedef edinmiş kişilerin sayısı demek ki, her toplumda fazlacadır. Yeniçeri Hoca bu tipleri yazmış: güdülmeyi onur meselesi yapmayan, kimliksiz, kişiliksiz, ünsiyetsiz, cinsiyetsiz ve tavırsız. Ver parayı al namusunu, ver makamı al şerefini, ver unvanı al haysiyetini, ver tavizleri al vatanını.

Makam ve menfaat düşkünlüğü dışa vurmuş tipleri bulup, onları kendi milletine karşı kullanmakta ustalaşmış istihbarat örgütü Siyonistlere aittir. Neo-Conlar unvanıyla faaliyetlerini yürüten, ABD’de ki kuruluşlarına bakarsanız, nasıl da ince eleyip sık dokumuşlar ve kafalarına göre kişiyi nasıl da bulmuşlar. Talimatlar direkt olabileceği gibi, genellikle Avrupa Birliği, NATO, Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası gibi kuruluşlar eliyle verilmektedir. Seçime mi girecek? Sorun yok, ekipler kurulur, paralar bulunur, adamlar kiralanır, satın alınacaklar alınır, satılacaklar gönderilir sorun yok. Zaten alt yapı çalışmaları hazırdır. Türk üniversitelerindeki hocalar ne güne duruyor! Hazırladıkları raporları aylar evvelinden ulaştırmışlardır. Memleketi avuçlarının içi gibi biliyorlardır. Parayı ver yeter ki, sayısız sayıda uzmanı kolayca çalıştırırsın hedeflerin doğrultusunda. Paralarını, makamlarını ver, hedefi oya gibi işlerler evvel Allah, bakın; Kürdistan’ın durumuna. Daha üç-beş yıl evvel ‘Kürdistan’ lafı hükumet ve yüksek bürokratlar etrafında derin krizlere sebep olurken, bugün elbirliği ile ‘Kürdistan’ın kurulmasını sağlıyoruz. Elbette, ‘BOP’ politikaları doğrultusunda, milim sapma göremezsiniz.

Bizimkiler AB’ye girme uğruna ne lazımsa yapıyor, hangi tavizler verilmesi gerekiyorsa verirlerken, Almanya’nın eski Başbakanlarından Helmut Kohl açık yüreklilikle ‘Türkiye’yi kandırdıklarını’ söylüyordu. Bunu bile bizimkiler duymuyorlar, iktidar sarhoşluğu içinde BOP politikalarını uygulamak için yarışıyorlardı. Nitekim değil Avrupa Birliği’ne almak, işadamlarımıza, öğrencilerimize, hatta turist gidenlerimize bile etmediklerini bırakmadılar. Hele şu, işe alımlarda Almanca bilme dayatması, öğrencilerin teneffüslerde Türkçe konuşma yasağı gibi konuları bizimkiler tınmadılar bile. Vara vara Sevr’in 2. Versiyonu ile karşılaştık. Buyurun, Kürdistan kuruluyor. Kimin eliyle? O da soru mu, tabi ki, bizimkilerin eliyle. Kürdistan deyip geçmeyin, Kürdistan; Büyük İsrail’in, genişleyen emperyalizmin, güçlenen küresel çetelerin iktidarlarının temelini oluşturacaktır.

Buradan nereye mi varıyoruz? 1919 da neyi düşünüyorsa Batılılar, bugün de aynı yerdedirler. Hedeflerinde asla değişme olmamıştır, çünkü Türk’ün bir gün mutlaka dirilip, silkinip kendine döneceğini görmektedirler, korkuları bundandır. Viyana’ya dayanan misyonun sonlanmadığını, İlay-ı Kelimetullah hâkimiyetinin Türk için vazgeçilemez bir hedef olduğunun bilincindedir Batı. Bu sebeple, ne yapıp edip Türkiye’yi parçalayıp, gücünü eksiltmek, orduyu dağıtmak onların tek amacıdır. Lozan görüşmeleri sırasında bunu denediler. Kürtler üzerinde oyunlar kurdular, 1000 yıllık birlikteliğimizle Kürtlerin büyük çoğunluğu, Türkiye ve Türklerden yana olduğunu bütün dünyaya, Lozan’a gönderilen sayısız telgraflarla anlattılar. İşte bugün Batı bu direnci kırmıştır. 40 yıla yakın destekledikleri PKK sürüsünün başardığı da budur. Kürtlerin direncini kırdılar ve gerekirse Türkiye’den ayrılmayı bile düşünmeye başladılar. Yazık ki, Batı bu çalışmalarını, içeriden devşirilen para, makam, mevki, şöhret tutkularına gem vuramayanlar (kimliksiz, kişiliksiz, ünsiyetsiz, cinsiyetsiz ve tavırsız) sayesinde yapmıştır. Başarılarının altında da, Türkiye’deki mevcut etnik yapıların sık sık hatırlatılması, onların kimliklerinin vurgulanması, onların Türklerden ayrı bir etnik kimliğe sahip olmaları hususları, bizzat Türkiye idarecilerinin bu ateşlemeyi yapması suretiyle başarı kazanmış gibi görünmektedirler. Bizzat Başbakan ağzından sık tekrarlanması da başarıları için ilk şarttı. Bütün bunlar, ABD’nin talebi ve AB’nin elinden dayatmalarla yapıldı.

Taleplerin yerine getirilebilmesi için ilk şart, hükumetin büyük çoğunluk tarafından desteklenmesini sağlamaktı. Kitle psikolojisini çok iyi bilen Batılılar bunun yolunun kitleye menfaatler sunarak, hayal kurmasını sağlamak olduğunu bildiklerinden, (bilimsel bir metottur) uygulamaya koydular. Lideri diktatörleşmeye sevk ederken, kalabalıkların uyumasını ve hayal kurmasını sağladılar. An itibariyle başarmış gözükmekteler.

Yeni bir seçime doğru giderken, yine hayaller ve korkular üzerinden kitleyi avuçları içine almak istiyorlar, yıllardır yaptıkları gibi.

30 Mart seçimlerinde %45 aldıkları oyların en az %30’u hayallerine kurban edilen, kitleler içinde kaybolanların oyudur. Yani, AKP’nin gerçek oyu %13-%18 arasındadır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder