8 Ağustos 2014 Cuma

Kan Akarken… Cumhurbaşkanı Olamazsın


Masonik bir ritüel, judaik dayatma, ayırımcılık, küstahlık…

Yaş gününü kutlayan, çocuk eğlencesi gibi. Arkadaşlarının dışındakilere kapalı bir eğlence. Ayrıca, hediye ile gelmeyenlere de kapalı. Eli boş ise, kapı dışarı edilir.

Mukallitin, hayata bağlanma becerisi taklit ettiklerinin gücüyle sınırlı.

Yalan, yaşama tarzı olunca, ayaküstü kırk yalan söylense, yalanı duymayı bekleyenlere göre ne var?

Neymiş, ayırımcılık yapmayacaklarmış. Baştan yaptığın ayırım neyin nesi?

Dikensiz gül bahçesi mi istemiştiniz?

Avucunuzu yalarsınız.

Muhalefetsiz bir siyaset, okulların kapatıldığı Eğitim Bakanı kolaylığı. Muhalif seslenen gazetelerin içeri alınmaması, ayırımcılık değilse nedir? Baştan yalan, baştan ayağa her şeyleri yalan.

Bu bir balkon konuşması filan değil, sultanlığın ilanı, halifeliğin deklarasyonu.

Çocukluktan başlayarak hayat hikâyesinin filimleştirilmesi, dinleyicilerin sessizce, fikir dolaştırmadan izlemesi, siyaset hikâyesinin sonunun başlangıcı olsa gerek. Tıpkı, ölümü ile geçmişi yâd edilen masonik-judaik ritüeller sonunda toprağa gömülen, taklit ettikleri gibi.

Bir var ki, mensubu olduğu toplulukta yaşayanları kandırmayı becerebiliyor. Kullandığı silah ise, dini kavramlar, dini kelimeler, dini ritüeller. Öteden beri böyle. Kameralar eşliğinde Cuma selamlıkları, gazeteciler eşliğinde mezarlık ziyaretleri, cami önlerinde siyasi propaganda meclisleri… Günaha bulaşan ne varsa hayatlarının vazgeçilmezi.

Kur’an’ı Kerim ayetlerinin, peygamber hadislerinin propaganda vesilesi kılınması, insanların beyinlerinin allak-bullak edilmesi, düşünme yetilerinin ellerinden alınması…

Bunun adı siyaset olamaz.

Devlet imkânlarının en üst seviyede kullanılmasını söylemeye bile gerek yok. Rakibinden bir-kaç kilometre önden başlamak koşuya, nasıl bir ahlakın mahsulüdür sormak lazım.

Peki, bütün bu üstünlüklere rağmen, kaybetme korkusunun nasıl da yaşandığını fark edebildiniz mi? Hem de iliklerine kadar o korkunun esiri olmuşlar. Onları kendi korkuları alt edecek, yenecek.

Mukallit demiştik. Tarzı, davranışı, konuşma ahengi tamamıyla birisine benzetilmiş. ‘Logo’ seçimi bile özendiği kişinin bir zamanlar kullandığı ‘logo’nun aynısı. İzleyicileri de, birilerinin taklidi peşinde. En azından yanındakinin. Alkışları da, gülücükleri de, sırasında kızgınlığı da yanındakine, çevresindekilere ayarlı, onların taklidinde yani. Kimler toplanmış koca salona? Eski milletvekilleri, eski parti yöneticileri, eski bürokratlar, eski belediye başkanları… Diz kırıp oturma eğitiminden geçmiş bir kısım dalkavuklar. Birisi, kendisini BOP eş başkanı yapan en yüksektekini taklit ederken, diğerleri de kendisini taklit ediyor. Konuşma vurguları bile aynı, yürüyüşlerini benzetmeye çalışıyorlar, bir de şu ‘noktasında’ kelimesi var. Aman Allah’ım o kelimeyi kullanmak için özel cümleler kurmaya zorluyorlar kendilerini. Baş mukallitte en üsttekinin sık kullandığı (ama İngilizce’den mütercimin anında tercümesinden alınan) ‘çok çok’ kelimesini kullanmaya nasıl da özen gösteriyor. Böylece, kendilerini kabul ettirebilmeleri için ellerinden geleni yapıyorlar. Burada bir zevk vardır. Doğal nesneleri taklit ederek dans eden, şarkı söyleyen insanların (ziyadesiyle çocukluk çağındaki) aldığı zevktir duydukları. Beğendirme dürtüleri ön planda olan heyecanlı bir zevk.

Niye taklit etme ihtiyacındadır?

Korkuyu dikkate almalıdır derim. Burada açıkgözlü davranış, kurnazlık, rakibi açığa düşürme gayretleri gibi ahlak noksanlıklarının belki de tamamı mevcuttur. Korkuları, kendini saklamayı da gerektiriyor. Bu itibarla ‘göründüğü gibi olamamak, olduğu gibi görünememek’ zayıflığından, gerçeklerini karşıdan (milletten) saklamak kastıyla, kendisine görev verenlerin (BOP eş başkanlığına atayanların) tavır ve davranışlarını taklit ederek, geleceğini garanti alma tecrübeleridir seyrettiklerimiz. Yarın işbaşına geldin, ne yapacaksın? 12 yıl boyunca ne yaptıklarını biliyoruz, cevap vermeye bilirisiniz, biliyoruz çünkü.

İçine girdiğin çıkmazdan kurtulmanın yolunu, kendi ellerinle yaptığın uyduruk dünyada yaşayarak bulmaya çalışacaksın.

Amerikalılar’ın bir inançları şöyledir: “ABD’de yaratılan yaşam tarzı, dünyanın her yerinde, gücü yeten herkes tarafından taklit edilmektedir.”

12 yıl boyunca ülkede yapılan yatırımlar, yabancı paranın bol keseden akıtılması, üniversitelerin her ilde açılması, köprüler, yollar, barajlar, rakam, rakam açıklanan iyi olan her şey bir kişi tarafından yapılmıştır ve alkışlar, alkışlar, sonsuz alkışlar. Fakat taklit ettiğiniz yoldaşlarınızın böyle huyları yok. İşi yapanın, başarıyı gösterenin hakkının verilmesi, onun övülmesi tam da onların hali, bunu niye taklit etmiyorsunuz da, diktatörlerin iyi olan her şeyi sahiplenmeleri gibi bir halin içinde bocalıyorsunuz anlamak zor.

Zor ve ulaşmanızın neredeyse imkânsız olduğu bir yola giriyorsunuz.

Ortadoğu’nun sefaletinden bizzat sorumlusunuz. Türkiye’nin sahip olduğu ekonomik değerlerin dünyanın küresel çetelerine peş-keş çekilmesinden bizzat sorumlusunuz. 17 Aralık soruşturmalarından kaçmaktan, yargının, polisin tarumar edilmesinden, devlet kademelerine yeteneksiz yandaşlarınızın doldurulmasından bizzat sorumlusunuz. Bütün bunlar dururken, bir de en üst yetkilerle donatılmış göreve talip olmak haddini bilmemektir.

Edeb Yâ Hû…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder