4 Haziran 2014 Çarşamba

Neden Kuvvetler Ayrılığı?


Üç ayrı güç (kuvvet): Yasayı çıkaran, çıkan yasalara göre işleri (idareyi) yapan, işleri yapanın, yaptığı işlerinin çıkan yasalara uygunluğunu denetleyen.

Bırakalım bütün bunları, yasa yapanı ve iş yapanı tek kişide birleştirip, denetlemeyi kaldıralım. Yasayı çıkaran, işleri ve idareyi yapan nasıl isterse, kafasına nasıl uygun gelirse işleri çekip çevirsin.

Böyle bir dünyada yaşamak, en baştaki ve onun yanındakiler için çekilebilir olsa da, hazinede toplanan nakit ve devletin mamelekinde bulunan ekonomik değerlerin sahipleri olan millet, bir gün rahatsızlığını belirtebilir. Çünkü asıl sahip olanın kendisi olduğunu düşünmeye başlarsa işler terse gitmeye doğru evrilir. Nasıl ki, cebindeki parasına sahip olmayı ve çaldırmamayı amaç edinmişse birey, yüzde bilmem ne kadarına sahip olduğunu düşündüğü devlet hazinesinin de soyulmamasını, dikkatli kullanılmasını, har vurulup harman savrulmamasını ister. ‘Kamu malı’ tanımı bunun için önemlidir. Kamuya ait olanın bekçisi de kamunun kendisidir. Toplum içinde kendini savunamayacak durumda (çocuk, yaşlı, bilmeyen) olanların hakkını da milletin diğer fertleri savunmak mecburiyetindedir.

Yukarıda sayılan üç kuvvete bir de medyayı ilave etmeliyiz. İşinde gücünde olan halk hazinenin ve vatanın doğru yönetildiğini izleyemez, ayrıca hazinenin incelenmesi ve takibi bir uzmanlık gerektirir. Bu itibarla medya (gazete ve televizyonlar) bu konuyu yakından izleyerek, halkı bilgilendirirler. İşlerin yapılması, yasaların çıkarılması kadar gerekli ve kamusal bir görevdir. Dikkate alınarak, medyanın görevini yapması için gerekli tedbirlerin alınması ve demokrasi anlamında medyanın desteklenmesi elzemdir. Çünkü ticaret, sanayi erbabı, devlete yaptığı işler veya sattığı mallar karşılığında daima kendi gelirlerini artırmak niyetiyle ticaretlerini yaparlar, bu arada zafiyete düşen devlet yöneticilerinin dikkatlerinin bir güç tarafından çekilmesi, onların hizaya getirilmeleri açısından önem arz eder.

Anayasa’mızın 1. Maddesi devletin Cumhuriyet olduğu, 2. Maddesi demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu, 3. Maddesi dilinin Türkçe, bayrağın al yıldızlı al bayrak, milli marşının İstiklal marşı olduğunu belirtir ve 4. Maddesinde de 1., 2. Ve 3. Madde hükümlerinin değiştirilemeyeceğini ve değiştirilmesinin teklif edilemeyeceğini hüküm altına alır.

Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olması, yasama ve yürütmenin denetlenebilir olmasını da beraberinde getirir ki, bu gücünü de Cumhuriyetten alır.

Devleti yöneten siyasi irade, çok büyük oranlarda halk desteğini (oy) alıp iktidara kurulduğu vakitlerde, yapılmasını planladıkları işlerin bir an evvel yapılıp ve sonlandırılmasını isterler. Nasılsa meclisteki güçleri ezici çoğunluktadır ve yapamayacakları iş yoktur, aslında bir haktır ve bu hakkı millet sandık marifetiyle kendilerine vermiştir şeklinde inanırlar. İşler iyiye giderken kimsenin göz ardı edemeyeceği bazı hukuki kaçamaklar yapılır fakat zararlı olmadığı düşünülerek pek de itiraz edilmez. Ancak yapılanlar hukuk sistemini temelden bozmaya başlayınca rahatsızlıklar başlar ve durmaksızın artarak devam eder ve tüm kamuoyunu sarar. İşte tam bu noktada, özellikle kendileri ve yandaşlarına gelmesi muhtemel zararları bertaraf etmek ve tesirsiz bırakmak için oynanacak alan hukuk yapısıdır. İlk yapılacak ise, hukukun etkinliğini mümkün mertebe sıfırlamaktır.

Devletin sağlam ayaklar üstünde durması, yasaların çıkartılabilmesi, yürütmenin ise devlet işlerini hakkıyla yapabilmesi, milletin birlik ve beraberliğini huzur içinde sürdürebilmesi için iki gücün sapasağlam ayakta durması ve işlevini yerine getirmesi gerekir. Bunlar; ordu ve hukuktur.

Hukuk sistemi de işlerliğini sağlamak ve devamlılığını korumak için orduya yaslanmak zorundadır.

Demek ki, ordu milletlerin yaşayabilmesinin yegâne şartıdır.

Ordu ise, kurmaylık eğitimi almış subaylardan müteşekkil organik bir yapıdır.

Öyleyse, bir milletin etkisizleştirilip, sömürgeleştirilmesi için ordunun üst düzey kurmay elemanlarının görevlerinden uzaklaştırılması gerekecektir. Ki, akabinde de hukuk sistemiyle oynanırsa, evlad-ı vatanın sorun çözmek için müracaat edeceği makam bulunamayacak ve insanlar ne ordularının ne de hukukun olmadığını görünce, korunaksız kaldıklarını düşünecekler, yayın organları aracılığıyla, güçsüzlükleri sık sık hatırlatıldığında ise teslim olmaya hazır büyük insan kitleleri başının derdine düşmüş bir vaziyette kıvranacaklardır. Kaos.

Çözüm peşinde koşarken, çözülme tuzağına düşmek diyebiliriz bu duruma.

Bu itibarla makinenin, işe yaramaz hale gelmiş, eskimiş, çalışmayan parçalarını değiştirmek yerine, sistemi felç eden işlemlere girişildiği vakit, sistemle oynayanların, o sistemin altında ilk kalacaklar olduğunu da tespit etmeliyiz.

Bırakın Yasama, yasaları yapsın, Yürütme devlet işlerini yürütsün ve her iki gücün eksikliklerini, hatalarını, anayasa ve yasalara göre Yargı denetlesin. Bu işlemler yapılırken de hiçbir güç, diğerinin işine karışmasın, sadece saygılı olsun.

Adil olabildiğin ölçüde huzurlusun, senin huzurun ise milletin huzurudur.


3 yorum:

  1. Burhan Işcan Oyunun Kurallarını kendileri değiştirdiler; bunu yaparkende kuralları iki ucu pisli değnek haline getirdiler. Butlan Hukukunu oluştururken, geliştirdikleri bumerangın kendilerine döneceğini ihtimal dahi etmediler. Zira bu ihtimal, jürinin bilinçlenmesine bağlıydı. Yani hesap etmedikleri ileri telekomünikasyon (iletişim) araçları ve bu araçlardan olan internetti. Jüri bu sayede çok çabuk bilinçlenmekte. Hükümet bunun önüne geçememekte. AYM Başkanı Haşim Kılıç buna işaret etti. AKP nin koyduğu kurallarla kendilerini despot bir idareyi kolaylaştıracakları gibi; yarı doğrudan demokrasiye geçişin de önünü açtıklarını zikretti. Yani kulaklara kar suyu kaçırmış oldu. AKP ne kadar göstermelik kurumlar oluştursada bu kurumlar en nihayet küresel demokratik kurumlarla aynı ayarda olmak zorunda. Bu zorunluluğu küresel sözleşmelere atılan imzalar ortaya koymakta. AİHS bu sözleşmelerin sadece en yakın olanı. AYM görevini yapmazsa görev otomatikman AİHM e geçecek ve Türkiye yargılanıp ceza ödemek zorunda kalacak. Bu husus bile parti kapatma için tek başına yeterli sebep. Ne kadar mugalata yaparlarsa yapsınlar, kuralları kendileri değiştirdiler, değiştirmek zorunda idiler. İnsan Hakları Sözleşmelerine ve Anayasaya uymayan her kanun butlan hükmündedir. Yani yok hükmündedir. Sonuçları da yok hükmündedir. Bu kanunlara bağlı uygulamnaların hepsi butlandır. Haşim Kılıç hükümete bu uyarıyı yaptı. Anayasa Mahkemesi son kararlarında butlanı görmezden geldi, butlan yasalarını saymadı. İç Hukukun Tüketilmesi gerekliliğinde de AİHS 1. nolu Protokol Sözleşme Gereğini yerine getirdi.http://www.bireyselbasvuru.info/Web/Icerik.aspx?IcerikID=63 Yani zaman bakımından aciliyetin gözetilmesi desturuna uydu.
    Mülkiyet Hakkı (AİHS Ek 1. Protokol md 1, AY md 35)
    www.bireyselbasvuru.info
    AİHS Ek 1. Madde 1 : Mülkiyetin korunması

    YanıtlaSil
  2. Burhan Işcan

    "Bu gidişata "Dur!" demenin ilk adımı, seçim ve partiler kanunu değiştirmekten geçiyor. En önemli husus budur. Peki yaparlar mı? Daha doğrusu AKP yapar mı?" HAYIR İLK ADIM VAR OLANI GÖRMEKTEN, ALGILAMAKTAN GEÇİYOR. BU GİDİŞATA DUR DEMENİN İLK YOLU MEVCUT HAKLARIN PEŞİNE DÜŞMEKTİR. HAK ARAMAKTIR YANİ. HAKKINI ARAMAYAN İÇİN YENİ BİR HAKKIN OLUŞMASI NE FARKEDER?

    Bırakalım yapmayı, bozuk olan yapıyı gün be gün kendi yararına ancak devlet ve milletin aleyhine (ne acıdır ki millet bu gidişata rıza gösteriyor) dahada bozdu. Hala da bozma gayretinde. HALK BİLİNÇSİZ. ÜLKEMİZİN EN BÜYÜK SORUNUNLARINDAN BİRİ DE SAVUNM...

    "Durum onu gösteriyor ki (istemesek de) 1961 ve 1982'de olduğu gibi bu yapı ancak zorla değiştirilebilir. Kıyamete doğru gidiyoruz." YENİ DÜNYA DÜZENİ BU YAPIYI OTOMATİKMAN DEĞİŞTİRİYOR. İŞ DEĞİŞİME UYMAKTA. HAŞİM KILIÇ İŞTE BUNU İHTAR ETTİ. KÜRESEL GELİŞMEYE UYMAK ZORUNDASINIZ, İSTEDİĞİNİZ GİBİ GÖMLEK DEĞİŞTİREMEZSİNİZ. ZOR OYUN BOZAR DERİM DAİMA. NEO LİBERALİZMİN ORTAYA KOYDUĞU VAHŞİ KAPİTALİZM KURALSIZLIKLARI YENİ DÜNYA DÜZENİNDE ARTIK KABUL GÖRMÜYOR. VAHŞİ KAPİTALİZMLE SAVAŞ, ÇIKACAK YASALARDAN DAHA ÇOK BU YASALARA OLAN İHTİYACIN ALGILANMASINA BAĞLI.

    SORUNU BİLMEYENLER ASLA ÇÖZÜM ÜRETEMEZ. SORUN: DEVLET POLİTİKAMIZIN OLMAYIŞI BUNUNDA SEBEBİ MÜSTEMLEKE ÜLKE OLMAMIZDANDIR. BU ÜLKEYİ BAĞIMSIZLAŞTIRACAK TEK ŞEY DEVLET POLİTİKASI OLUŞTURUP ONUN İDAMESİNİ SAĞLAYACAK KURUMSAL YAPIDIR. BU YAPI 1961 ANAYASASI İLE KURULMAYA ÇALIŞILDI. NE VARKİ SINIFSAL TABAKALAŞMA ÜSTÜNLÜĞÜ İLE DEVLET YÖNETİMİNİN ÖNÜNE GEÇİLEMEDİ. CUMHURİYET SENATOSU DENETİM GÖREVİNDE BU SEBEPLE EKSİK KALDI. ÜLKEMİZDE POLİTİKA ÜRETEN POLİTİKACI OLMADIĞI İÇİN; SİYASET YAPILAN YANLIŞLARI İŞARET EDEREK BAŞA GELME ANLAYIŞINA GEBE OLDU. ASKER SİYASİLERİ YANLIŞ GÖSTERDİ BAŞA GELDİ. SİYASİLER ASKERİ VEYA DİĞER SİYASİLERİ GÖSTERİP BAŞA GELDİ. BU GÜNE KADAR İŞTE BENİM POLİTİKAM BU DEYİP BAŞA GELEN BİR TEK AKP OLDUĞU İÇİN İLLÜZYONDA BAŞARILI OLDU. FAKAT ARTIK İLLÜZYON ETKİSİNİ KAYBEDİYOR. ÖYLE Kİ DİĞER İLLÜZYONİSTLERİN DE DURUMUNU ORTAYA KOYARAK.

    YanıtlaSil
  3. Tuncay Altunezen ;

    Hocam "kaos" demiş, ben de "şahsiyet kaybının" da hızla çoğalmasını ilave edeceğim.
    Bu gidişata "Dur!" demenin ilk adımı, seçim ve partiler kanunu değiştirmekten geçiyor. En önemli husus budur. Peki yaparlar mı? Daha doğrusu AKP yapar mı? Bırakalım yapmayı, bozuk olan yapıyı gün be gün kendi yararına ancak devlet ve milletin aleyhine (ne acıdır ki millet bu gidişata rıza gösteriyor) dahada bozdu. Hala da bozma gayretinde.
    Durum onu gösteriyor ki (istemesek de) 1961 ve 1982'de olduğu gibi bu yapı ancak zorla değiştirilebilir. Kıyamete doğru gidiyoruz.

    YanıtlaSil